korkuyu beklerken

Korkuyu Beklerken özeti ve analizi

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay‘ın hikâyelerini yayınladığı eseridir. Kitaba adını veren “Korkuyu Beklerken” ve “Beyaz Mantolu Adam” adlı hikâyeleri bu derlemede önemli yer tutar. Oğuz Atay, Tutunamayanlar, Korkuyu Beklerken, Günlükler gibi ölümsüz eserler verdi. Korkuyu Beklerken analiz ve özet bakımından birçok emsale sahip. Ancak internette yayınlanan birçok çalışma, yeterli seviyede değil. Cem İraz, bu eksikliği gidermek üzerine çalışmalar yürüttü.

Korkuyu Beklerken

Korku, kişinin kendi düşüncelerinin sebep olduğu bir duygudur. Bu düşüncelerin içeriğinde “tehlike” olduğu için korku reaksiyonu verir. Bu nedenle aynı durumla karşılaşan değişik kişiler, farklı düşünceleri neticesinde farklı reaksiyonlar verebilirler. Korku hissi oldukça rahatsız edici olduğu için korkuyu hisseden kişiler bu hissi uyandıran “nesne” veya “durumdan” mümkün olduğu kadar kaçmaya çalışırlar. Korkuya neden olan durumdan mümkün olduğunca uzak kalmaya başlandığında insan, hareket serbestliğini kendi kendine kısıtlar. Hikayede karakter hakkında pek bilgi sahibi olunmamaktadır. Metinde aktarıldığı kadarıyla bizler bilgi sahibi olmaktayız. Liseyi Kâzım Cemal’de bitirdiğini, küçükken kabakulak olduğunu, suçiçeği hastalığına yakalandığını, babasının Temyiz Mahkemesinde kâtip, annesinin ev hanımı olduğunu, gidip geldiği birkaç akrabası olduğunu, yalnız yaşadığını, ufak bir yazıhanesi olduğunu metinden öğreniriz. Bunun haricinde yazar pek bir detaya inmemiştir.

Metnin başında bir şeylerden korkmuş olan bir karakter ile karşılaşılır.

Bu korkunun nedeni köpeklerdir. Üç evli sokağın en ucundaki evde yaşamını sürdürür. Yalnız kalmaktan korkan bir karakterdir ve bunu kendisi de belirtir. “Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor.” (s. 37) Eve gelir. Rafın üstünde duran zarf onu bir takım düşüncelere sevk etse de sonunda zarfı açar ve içindekileri okur. Okuduklarından bir şey anlamaz ve arkadaşından yardım ister. Arkadaşına göre bu mektubu gizli mezheplerden biri yollamıştır.

korkuyu beklerken

korkuyu beklerken

Mektupta karakterin zihninde korku uyandıracak şeyler yazmaktadır. “Mektubu aldığınız andan itibaren evinizden çıkmamanızı kesinlikle bildiririz, sizi uyarırız.” gibi şeyler yazmaktadır. Bu olaydan sonra her şeyden daha da tedirgin olmaya, süphe duymaya ve korkmaya başladığını zamanla fark eder. “Gizli mezhep işi biraz gülünç geliyordu bana; daha doğrusu, ben kendime gülünç geliyordum. Her gün bu meseleyi tepeme asılmış olarak hissedeceğime, bir gün evde oturur beklerim yarına ertelemekle ne olacak sanki? Ne olacaksa bugün olsun.” (s. 51) Zihni o kadar karışık bir durumdaki etrafındaki bir çok şeyi silmeye, yok etmeye meyilli bir hal içerisindedir. “Yakmalı bu mektupları yakmalı! Ölü diller uzmanını ve bu konuda görüştüğüm herkesi öldürmeli! Hayalimde daha önce çok insan öldürmüş olduğum için bu son ölümler beni fazla sarsmadı.” (s. 52)

Bahçeye çıkmakta bile tedirginlik yaşar.

Dört bir yanını âdeta korku sarmıştır. Ne yapacağına tam olarak karar veremeyen zihni sürekli bir hareket halinde olan bir karakterdir. Yarım bıraktığı işleri tamamlamaya karar verir ancak o işleri yine yarım kalacaktır. Başladığı bir işi tamamiyle bitirmemektedir. “İki gündür bahçeye çıkmıyorum. Sadece, iki saatte bir, perdenin aralığından bahçeyi seyretme izni veriyorum kendime. Bana çıkma dediler; fakat öl demediler. Merak ediyorum, hiç çıkmadan nasıl yaşar insan bir evde? Evden çıkmazsam ölürüm, gerçekten ölürüm. Siz kaybettiniz anlıyor musunuz? (Pek anladıklarını sanmıyordum. Cahil herifler! Örümcek kafalılar!) Burada çürüyeceğim işte. O zamanda çok yerinde bir sebeple çıkarım evden. Anlıyor musunuz? (Anlamıyorlardı). Ben kazandım! Öldüm be, ölürüm! Manevi filân değil, resmen ölürüm.”(s.54) Şüphelerinin ardı arkası kesilmez. Bahçeye çıktığı zaman dışarıda gördüğü insanlardan şüphe duymaya başlar. İçinde korku hisseder. Şüphe veya endişe korkudan gelmektedir.

Karakterde bir “paranoya” bulunur.

Paranoya, aşırıya kaçmış korku ve endişe ile tasvir edilen bir rahatsızlık olarak tanımlandırılabilir. Bu rahatsızlık çoğunlukla psikotik rahatsızlıklarla, bazı durumlarda da psikotik olmayan hallerle de birlikte görülebilir. Rahatsızlık kişinin bir olay karşısında, bu olayın farklı şekillerde gelişebileceğini düşünmesiyle, sınırsız sayılarda çeşitlendirdiği hayal ürünü düşüncelerden oluşur. Halk arasında kişinin aşırı şüpheci olması halinde kullanılan bir deyim olarak bilinir. Bu kişiler sürekli kendisiyle ilgili komploların varlığını düşünerek, endişe duyarlar.

Paranoya yerleşmeden hastanın geçirdiği evreler vardır:

Dikkat ve analiz evresi: Hasta sürekli olarak etrafında olup biteni kontrol ederek, kendisine karşı yapılacak davranışları keşfetmeye çalışır. Hezeyanlarını besleyecek, destekleyecek olanları belirler.

Perseküsyon dönemi: Hastada hezeyanların ortaya çıktığı dönemdir. Saplantısının olduğu konuda tedbirler almaya başlar. Öldürülme korkusu varsa korunmaya, gasp edilecek bir şeyi varsa korumaya çalışır. Bulunduğu yeri, yollarını değiştirir. Gerekirse başka yere göç ederler. Bulunduğu ortamlarda kapı ve pencereleri kontrol eder, dinleme cihazları ararlar.

Büyüklük hezeyanlar dönemi: Önceki devrelerle birlikte gelişme gösteren bu dönemde, hastanın kendini büyük görmesi, başkalarını yönlendiren olarak algılaması sebebiyle çekemeyenlerin olduğunu düşünmesidir. Hastalarda dikkat ve hafıza yükselmiş, hezeyanıyla ilgili olarak daha fazla artış göstermiştir

Kötülük paranoyası: Hastanın çevresini düşman olarak görmesi, etrafında komplo üretmesi, kendinin kurban edileceği fikri yaygın olan paranoyalardır. Karakterin mektup olayından sonra etrafındakilerin ona zarar vereceği düşüncesi bu paranoya ile açıklanabilir.

Geçmişe dönük bir şeyler hatırlamanın derdindedir.

Hatırladıklarının sorgulamasını yapar. “Bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. Olmuyordu. Aslında düşününce, canım şu zaman şöyle olmuştu, annemin yüzü beyazdı ve yatay çizgiliydi, okula başladığım gün ne kadar korkmuştum diyebiliyorum. Fakat, mesele bu değildi; mesele, bir şeyleri, sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. Bense bunu hiç becerememiştim ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim. Kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile.” (s. 61) En yakınının, babasının ölümü bile onu derinden sarsmamışken, üzmemişken bir mektup onun hayatını bambaşka bir yere götürür. “Babam öldüğü zaman yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım. Babam öldükten iki yıl sonra bir akşamüzeri, biraz üzülür gibi olmuştum.” (s. 66)

korkuyu beklerken

korkuyu beklerken

Mektupla dil dersleri almaya başlar. Kendisine verilen ödevleri yapar ve iyi notlar alır. Bir günde, gazetenin birinde gördüğü halk üniversitesine yazılır. Sonunda bir diploma verilecektir. Kimseyle konuşmamaktan şikayetçidir. Öğrenmenin bir şeyler yapmanın peşindedir. Mektup bu aşamada devreye girer. Mektupla birçok şeyi başarabileceğini iyi yerlere gelebileceğini düşünür. “Burada paslanıp gidiyordum; hafızam paslanmaya başlamıştı bile. Yalnızlık, hafızayı zayıflatıyordu. Elbette! Kimseyle konuşmuyordum ki. Sonunda, bakkal çırağıyla konuştuklarımın dışında her şeyi unutacaktım. Konuşmalıydım, bağırmalıydım, öğrenmeliydim. Mektupla doktora yapmalıydım; mektupla doçent, mektupla profesör olmalıydım. Resim bilgim, genel kültürümü mektupla ilerletmeliydim. Kendimi göstermeliydim, bir yerlere başvurmalıydım.” (s.79)

Karakter psikolojik olarak bir çöküş içerisindedir.

Evde yeri gelmiştir aç yaşamıştır. Yiyecek yemeği olmadığı için zor şartlar altında hayatını sürdürmüştür. Dışarıya çıkmaya korktuğu için evde kalan artık malzemelerle kendince bir şeyler yapmaya çalışmıştır. Ama artık o da  insanların arasında olmak ister. Onlar gibi yaşamak, rahat davranmak, özgür olmak, hayatını bir düzene sokmak ister. Hiçbir düzene karşı çıkmayacağını, hatta evleneceğini bile düşünür bunları ister. Ancak kendi başına yaptığı bu konuşmasının ardından her ne kadar heyecanlandığını hissetse de ortada bir şey olmadığını her şeyin yine aynı olduğunun farkına varır. Kendisini içkiye verir. İçtikçe kendine acımaya başlar. Bir süre sonra evden dışarı çıkar ve dış dünya içinde yer almaya çalışır. Örneğin evlenmeye karar verir.

Etrafındaki insanların mutluluğunu görür.

Onları kıskanır, öfkesini çıkartacak yollar arar. “Odama kapanıp günlerce, onlara uygun bir kötülük düşündüm. Sonra da aklıma gelmesi gereken ilk kötülüğü yaptım: Onlara tehdit mektubu yazdım; Ubor Metenga tehdit mektupları, Onlara çok ağır sözler yazmalıydım, onlara dünyanın kaç bucak olduğunu göstermeliydim. Sonunda, çaresizlikten, bana gönderilen mektubun aynını yolladım onlara.” (s.98) Ancak beklediği tepkiyi alamadı onların tepkisinde bir değişiklik yoktu, bu aşamadan sonra karakter onlara bir kötülük yapamayınca kendine yapmak ister. En yakın karakolu arar ve teslim olur.
Kendini tehdit mektupları yazdığını ve bunları belirli kişilere gönderdiğini itiraf eder…

Kaynaklar:
ATAY, Oğuz (2007) Korkuyu Beklerken, İstanbul: İletişim Yay.

GENÇÖZ, Tülin,  “Korku: Sebepleri, Sonuçları ve Baş Etme Yolları”, Kriz Dergisi.

http://www.psikolojik.gen.tr/paranoya-nedir.html

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

İttihat ateşi

Haziran

Recep ile Nadan

Kirli Melek

Zamana yolculuk

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile