Canan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 2

Öykü dizisinin 1. bölümünü okumadıysanız öncelikle 1. bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Canan…

Aradan bir hafta geçmişti doktorlar kızı yoğun bakımdan çıkarmışlar, herkesin yüreğine su serpmişlerdi. Zeynep teyze kızı Canan’ın yanından bir dakika olsun ayrılmıyor, gözünü kırpmıyordu. Ben de Canan’ın yoğun bakımdan çıkarılmasına sevinmiştim, ancak bu durumu dışarıya aksettiremiyordum. Mahallenin serserisi Yunus sürekli benimle uğraşırdı onun o gereksiz laflarından sözlerinden o kadar çok sıkılmıştım ki anlatamam.

Bana sürekli Canan’ın lafını eder ileride onu seveceğimi onunla yaşamak isteyeceğimi dile getirirdi, o dönemlerde ben de bu durumu kabullenemiyordum. Çünkü öyle bir düşüncem yoktu. Sırf bu yüzden Yunus’la bile kavga bile etmişliğim vardı. Eve birçok kez ağız burun kanamış bir şekilde gelirdim. Evdekilerde bir o kadar kızarlardı dışarıda yaptığım haylazlıklara, ama ne yapabilirdim çocukluktu işte bazı şeyleri tam olarak idrak edemiyorduk ve algılayamıyorduk. Zamanla kişiliğimizin yerine oturmasıyla bu yaptıklarımızın, bu düşüncelerimizin ne kadar saçma olduğunun farkına vardık.

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Zaman hızla akıp gitmekteydi.

Canan hastaneden çıkmıştı. Herkes, Zeynep teyzelere geçmiş olsuna gitmişti, bense sanki dünya umurumda değilmiş gibi dışarıda arkadaşlarımla top oynardım. Annem ne kadar ısrar ettiyse de beni Canan’ın yanına götüremedi. Oldukça da inatçı bir yapımın olduğunu söyleyebilirim, eğer aklıma yatmazsa o işi yapmamı kimsede o işi bana yaptıramazdı. Zaman zaman mahalledeki bütün çocuklar ile dışarıda hep beraber oyun oynardık. Ben oyunlara fazla katılmazdım çünkü uğraşacağım, onunla dalga geçeceğim, eğleneceğim insan yoktu. Canan dışarıya çıkıp oyunlara dahil olduğu vakit bende aralarına katılırdım. Maksat Canan’ı rahatsız etmek, onunla oynamak ve eğlenmekti. Oynadıkları her oyunun içine girer yaptıkları her oyunu bozardım onun o üzgün çaresiz bakışları beni mutlu ederdi. Sürekli Canan’la uğraşmak beni rahatlatıyordu.

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

Sokağımız oldukça şirin ve güzeldi. Evler birbirine karşılıklıydı.

Hepsi birer inci tanesi gibi sıra sıra dizilmişlerdi. Bizim öyle kocaman bir caddemiz yoktu, iki araba zor geçerdi, lakin bu durumda biz çocukların işine gelirdi. Dışarıda daha rahat oyunlar oynardık. Evler birbirine o kadar yakındı ki karşılıklı dedikodulara bile şahit oluveriyordum zaman zaman. Oturduğumuz yerin insanları çok iyi olmasına karşın, çokta dedikoduculardı. Olur olmadık laflar ederler, haklıyı haksız konumuna düşürürler, iyiyi kötü kötüyü iyi yaparlar, onun bunun arkasından konuşurlardı. Bunların arasında yaşamaktan bunalmıştım, bir çaresini bulup gitmek gerekiyordu ama ne yaparsın, yıllardır doğup büyüdüğüm yerdi, öyle he diyince bırakamıyor insan…

Theodor Reik kitabı aşk ve şehvet üzerine

Yine eskilerden bir gün,

mahallemizin sokağımızın kızı, Aysun ile yolda tesadüfen karşılaştım, pazardan geliyor olsa gerek ki elinde torbalar vardı. Oldukça ağır gözüküyordu, onu öyle görünce dayanamadım zorda olsa elindeki poşetleri aldım, evlerinin önüne kadar getirdim, keşke getirmez olaydım, nerden bilebilirdim insanların bu kadar saçmalayacaklarını. Bir iki gün sonra dedikodular, kuru iftiralar sokağa yayılmaya başladı. Sanki kızın namusunu kirletmişim, ona kötü bir şey yapmışım, onu kötü yola sürüklemişimde gerekli gereksiz konuşmalar dolanmaya başlamıştı. Altı üstü kızcağıza acıdığım için evine kadar poşetleri taşımıştım… Ben bu mahallede şunu öğrendim hele ki bizim sokakta sonuç ne olursa olsun, cesur olmak gerekiyor, eğer cesursan ve doğruysan hiçbir şeyden korkmana gerek yoktur. Çünkü ağır taşı kimse yerinden kaldıramaz…

Öykünün devamı için tıklayınız.

Öykü dizisinin 3. bölümü

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Görsel: http://www.istanbul.net.tr/istanbul-rehberi/istanbul-fotograflari/siyah-beyaz-eski-istanbul-fotograflari/2/3