Kurtuluş

Kurtuluş, Herkes Dergisi‘nin yeni yazarı Çağlar Yıldırım‘ın dergimizdeki ilk öyküsüdür. Kısa yazılar, denemeler ve öykü dizileri ile Çağlar Yıldırım aramızda olacak.

Kurtuluş

Kendini yaşamak kavgasına adayan bütün insanlar gibi mutsuzum. 15’inde aldığım maaşı bir sonraki aya kadar idareli kullanmaktan ziyade, parasız kalmadan nasıl her akşam içebilirim diye küçük hesaplar yapıyorum. Yaklaşık dört yüz yetmiş sekiz gündür iki vesait değiştirerek işe gelip gidiyorum. Evden çıktığım anda iş yerime ulaşmam bir saat on dakika sürüyor ve ben bu boşluğu düşünmek için kullanıyorum. Önceliklerimi, duyarsızlığımı, alkole ve sekse olan düşkünlüğümü en kötüsü de kendimi değiştirmek için bir bok yapmayışımı. Mesleğimi sevmesem de, seviyormuş hatta tutkuyla bağlıymış gibi yapıyorum, içinde bulunduğum rezaleti daha katlanılabilir bir boyuta taşıyor bu teknik.

Kurtuluş

Kurtuluş

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Alkol ve ter karışımı koku

Tanyeri ağarmaya başladığı sıra uyandım, dün geceye dair görüntüler çok net değil. Salyasını omzuma akıtana kadar kolumun üstünde ki ağırlığın farkında bile değildim. Son bir senedir baş ağrılarım iyice arsızlaşarak nöbetler halinde gelmeye başladı. Telefona ulaşmam lazım, göz ucuyla komodine olan tahmini uzaklığı hesapladım, bir buçuk metre. Gövdemi yatağın kenarına kadar yavaş hareketlerle sürükledim, üçüncü denemede telefon avucumun içindeydi. Saat sekize geliyor ve Paza’dan üç cevapsız çağrı. Telefonun kilidini kapatarak nerede olduğumu anlamak için odayı incelemeye başladım. Yabancı bir evde en önemlisi ait olmadığım bir yatakta çırılçıplak yatıyordum. Sağ kolumu yavaşça kadının başının altından çekince avuçlarıma hücum eden kan parmaklarımı gıdıklayarak tırnak uçlarıma kadar yürüdü.

Kurtuluş

Kurtuluş

Odaya karabasan gibi çöken alkol ve ter karışımı koku yüzünden kusmam an meselesi idi. Çok geçmeden koku meselesini unutarak yanımda yatan kadını incelemeye başladım. Kaşlarından başlayarak burnunun ucuna kadar hayali bir çizgi indirdim. Elmacık kemiklerinin üzerine serpiştirilmiş çiller Tanrının ne kadar beceriksiz olduğunun kanıtıydı.

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

İnsanoğlunun fondöten keşfi, Tanrının bu ayıbını örtebilecek yeterlilikte

Neyse ki insanoğlunun fondöten keşfi, Tanrının bu ayıbını örtebilecek yeterlilikte. Yüzünün yarısını kapatan kızıl saçları ve çatlamış dudaklarıyla başucumda bir başyapıt uyumakta. Uyunacağından korkmasam saatlerce öpebilirdim, son dört ay içinde seviştiğim kadınlar arasında en kusursuzu. İncelemeyi yarıda keserek yataktan doğruldum, başımı yere eğince bulantı şiddetlenerek şakağıma bir zıpkın gibi saplandı. Kırmızı, siyah ve kiremit renklerinin zevksizce bir araya getirildiği geometrik şekillerden oluşan alaturka bir halı. Tanıyorum bu piçi. Gazi Mahallesi’ndeki evimizin yüzeyini kaplayan halı, en büyük parçası salonda seriliydi. Annemden azar işitirken başımı defalarca utançla üzerine eğdiğim günleri düşündüm. Çoğu zaman dinlemezdim işte o zaman ezberledim tüm kıvrımlarını. Çocukluğumun bir bölümü o mahallede geçti o yıllara dair en net görüntülerden biride kan kardeşim Aytek. Şimdi kim bilir ne yapıyordur fırlama.

Kurtuluş

Kurtuluş

Göğüsüm daralıyor, hani bir parçalasam bütün pislikler dökülecek ayak uçlarıma, çok detay var odada. Mesela karşımda ki duvarda asılı olan şair ve yazar yüzleri benim hayatımda başlı başına bir yük. Hayatımın orta yerine sıçan bencil götler. Gitme vaktim geldi, boş içki şişelerine çarpmadan seri hareketlerle odadan çıktım. Hole geldiğimde gömleğim, yeşil keten pantolonum, siyah iç çamaşırım ve emekli ayakkabım sırıtarak karşıladı leş bedenimi. Kaç dakikada giyindim biliyorum fakat dünya rekoruna imza atmış olabilirim bir de şu çelik kapı zımbırtısı iğrenç homurtusuyla arkamdan sövmeseydi güne daha mutlu devam edebilirdim. Aceleyle sigara paketine davrandım. Ankara’nın sıra ağaçlardan oluşan, zengin piçlerin köpeklerini gezdirirken sabah sporunu yaptığı saçma sapan sokaklarından birindeyim.

Hey taksi!

İlk sigara

Hayır! Derdim zengin piçlerle değil, köpeklerinin bokunu bile temizlemeye tenezzül etmeyecek kadar medeni olmaları tüm mesele bu. İlkinin çabuk bitmesi sebebiyle ikinci sigarayı yakarak sokağın sonuna doğru yürümeye başladım. Tahmin ettiğimden daha kısa bir sürede taksinin içinde buldum kendimi.

“Kolay gelsin Bestekâr’a gideceğim.”

Şoför, babacan bir baş hareketiyle “hemen efendim” diyerek onayladı.

Olası bir “memleket nere?” muhabbetine mahal vermemek için suskunluğumda ısrarcıydım. Yolculuk boyunca konuşmak bir yana dursun, gözümü ön camın sağ alt köşesinde duran lekeden ayırmadım bile. İlgilenmiyordum zaten çevreyle, insanlar, ağaçlar ve tabelalar geçip gidiyordu yanımdan. Görünmez olmanın bir yolu olsa keşke, çocukken de hep bunu hayal ederdim. Dalıp gitmişken taksicinin buyurgan sesiyle irkildim.

“Geldik yeğenim.”

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Üstünü almak gibi bir niyetim yoktu

Cebimden çıkan ilk banknotu şoföre uzattım, taksimetrede yazan paranın neredeyse üç katıydı. Kısa mesafe geldiği için üstünü almak gibi bir niyetim yoktu, kendimi gereksiz bir tartışmanın içinde bulmak istemiyordum.

Hayırlı işler.”

Camı açıp itiraz edecekti ki elimi havaya kaldırıp “iyi günler” diledim. Sokağın başına doğru üçüncü adımı atarken beş saniye süren patinaj ve arkasından onu takip eden korna sesiyle yakamdan bir el daha eksildi. İşte Bestekârdayım. Geceden kalmış, harman bir sokağın kıymetini en iyi evsiz takımı bilir. Bu sokakta düşüp kalkmış her birey bira, tekila ve esrar’ın kokusunu rahatlıkla alabilir. Dükkânların çoğu henüz açılmamış, yerde midye kabukları ve şişeler. Sokağı başından sonuna kadar iyice süzdüm, gözünün çapağını silerken ayakta durma mücadelesi veren birkaç müptezelden başka kimse yoktu.

Recep ile Nadan

Onlardan farksızdım

Bir saat boyunca izledim, kaç sigara yaktım bu sürede bilmiyorum. Gölgeler silinmeye başladı, alnımı kavuran güneşe rağmen olduğum yerde durmakta ısrarcıyım. Çünkü sokağı başından sonuna kadar görebildiğim tek nokta burası. Üç, beş, elli, yüz derken artık kalabalık takip edemeyeceğim bir çılgınlığa ulaştı. Omzuma çarpan bir sünepe yüzünden kalabalığın arasına döndüm. Onlardan farksızdım şimdi. Kendime acımaya başlayacağım sıra telefonum çaldı, arayan Paza.

Kurtuluş

Kurtuluş

Küfrederek açmak istiyorum üstelik geçerli sebeplerim var öyle boşuna değil yani. Neyse ki içimde kalan son medeniyet kırıntıları buna engel oldu. Açtığımda sesi telaşlıydı.

“Alo Deniz bak oğlum telefonlarıma bakmıyorsun kaç gündür, acil buluşmamız lazım.”

“Söyleyeceğin başka bir şey yoksa kapatıyorum.”

“Kapatma ulan! Bak yalvarıyorum ciddiye al şu işi yakma beni.”

“Ne içtin yine Paza?”

“Görüşmemiz lazım akşam Nil’e uğra mutlaka.”

“Bakarız hadi çav.”

2. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi gören kısa yazılar:

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörülük

Evimizdeki Konsomatris

Alevilik üzerine bilgiler

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Pablo Escobar ve Kolombiya

Pes et