Kurtuluş

Kurtuluş 8. bölüm

Çağlar Yıldırım‘ın kaleme aldığı Kurtuluş öyküsünün önceki bölümlerini okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

Kurtuluş

Sabah rüzgârı yüzümü okşarken paramparça bedenimle birlikte berbat bir güne uyandım. Vücudumdan akan kanın bıraktığı izleri takip ederek olanlara dair bir ipucu aradım. Kusmuğa bulanmış yüzümü gömleğimin yardımıyla temizledikten sonra, banyoya kadar sürünerek ilerledim. Her harekette inanılmaz acı çekiyorum, idrar, kusmuk ve kan kokusu beynime saplanıyor. Vakit kaybetmeden ılık suyun altına girdim, litrelerce kan Ankara kanalizasyonlarına karışırken acıdan dudaklarımı ısırdım. Başım dönüyor, burnumda aynı koku ve hala yaşamanın inanılmaz yükü. Banyodan sonra ilk işim pansuman yapmak oldu, tentürdiyotlu pamukla yaralarımı temizleyip sardım.

Dikiş gerektiren onlarca yarık ağzını açmış gözlerimin içine bakarken, tek hissettiğim şey aslında bundan zevk aldığım oldu. Işıklar rahatsız edici, mutfakta ne kadar siyah çöp torbası varsa camlara yapıştırıp üzerine de güneşlik perdeleri çektim. Dinlenmeliyim, kaçıp gitmem gerekiyor belki de. Kaç gündür yemek yemediğime dair bir fikrim yok, mideme giren kramplar felaketin habercisi olsa da şu an yemek yiyecek havamda değilim. Üşüyorum, avucumun içine yürüyen titreme başımı döndürüyor. Kasılan bedenimi acıyarak izliyorum, tekrar yapmayacağım, düşmeyeceğim dediğim her hatanın bedelini daha beterini yaşayarak ödüyorum. Saatler, yüzler, günler uçup gidiyor. Bin yıllık bir uykunun peşinde koşmaktan yoruldum, diz kapaklarım paramparça. Biraz daha asit istiyorum, ruhuma damlatmalıyım.

Cezayir bağımsızlık savaşı ve Cezayir’de Fransa zulmü

Böyle bir çocuğun dünyaya gelmesi imkansızdı

Yine en olmadık zamanda, ansızın o soru beliriyor zihnimde.

‘’Göğüs uçlarını kesen bir kadın ne kadar masum olabilir ki?’’ diye sormuştu, dizinde uyurken. Haftalarca durmadan bu soruya cevap aradım, mantıklı bir cevap bulamadım. Çok düşündüm ne demek istediğini. O gece bir çocuktan bahsetmişti, bana benzemesinden korktuğunu söylediği bir çocuk. Merakla dinlemiştim onu, çocuğu nasıl yetiştireceğini, hangi okullarda okutacağını, baleye göndereceğini ve onu hayata çok iyi hazırlayacağını söylediği diğer detaylardan konuşmaya devam etti. Sözünü kesmeden dinlemiştim, çocuğun saç ve göz rengini bile belirlemişti. Oysa ikimizin çiftleşmesinden böyle bir çocuğun dünyaya gelmesi imkânsızdı. Hayallerinin içine sıçmak gibi bir derdim yoktu bu yüzden sustum. Her şey konuşulup karara bağlanmış ve bu hayallerin hiçbirinde ben yokken isminin ne olması gerektiğini sormuştu.

Bir nefes aralığı kadar düşünüp İdil cevabını vermiştim. Ne çocuğumuz oldu ne de o kadın hayatımda kalabildi. Daha fazla insan tanımak istemiyorum, yeterince tanıdım ve bundan sonrası için yalnız yürümeliyim. Hayatımın geri kalanı için endişe duymuyorum, çıkmaza girdiği anda sorunu kendi ellerimle çözeceğim. Daha fazla içip, en güzel uyuşturucuları kullanacağım. Hiçbir şekilde mesleğime geri dönüp sınıf kardeşlerimin etini yemeyeceğim, en iyi bildiğim iş neyse onu yapmaya devam edeceğim, eskiden olduğu gibi. Umudum yok, saçma sapan bir melankoli halinden bahsetmiyorum, yaşadığım her dakika birileri için zarar. Gideceğim, sadece biraz daha zamana ihtiyacım var, yürümem gereken çok az yol kaldı. Yaralarım kanamaya devam ederken viski şişelerinden birini açıp, su bardağına dudak payı bırakmadan doldurdum. Kafaya dikmeden önce sigaralıklarımı hazırlayıp, müziğe ses verdim.

‘’If I listened to my mama

Lord I’d be home today

But I was young and foolish

Handsome rider led me astray.’’

Mezheplere yenilen aşk oyunu

O çocuğu ben doğuracağım

Ciğerlerimi parçalayarak yoluna devam eden ilk kadehi, hiç geciktirmeden ikincisiyle taçlandırdım. Yeni bir gün başlıyor benim için, saat yok, gün yok, ışık yok, migren nöbeti yok en önemlisi ayna yok. Bugün o çocuğu ben doğuracağım, içimi parçalayarak kan revan içinde üstelik. Sardunyalardan bahsedeceğim ona, ismini fısıldayacağım kulağına. Ellerim seni sevmek için çok kirli biliyorum, uzaktan öylece izleyeceğim. Seni doğuracağım bu gece. Acıyı unutup sigaralıklardan birine asıldım, bozuk paranın ucu kadar parlayan ateş sayesinde burnumun ucunu görebildim, tekrar kökledim. Şarkı sürekli başa sarıyor, her seferinde ilk defa dinliyormuş gibi hissediyorum.

Uzaklarda bir yerde gün batımını izlemek gibi bir şey sanırım. Ay ışığı, hayatın çiçek açtığı zamanlar ve o sonsuz yaşam enerjisini temsil eden saçmalıklardan bahsediyorum. Görüntüler hala netliğini korurken son kez yaralarıma baktım, titreyen ellerim daha fazla bakmamam konusunda sert bir uyarı çekti. Uzun bir süre dışarı çıkmama kararı aldım, kimseyi görmek istemiyorum.  Yediğim dayaklar, işittiğim küfürler, saldırgan bakışlar daha çok kamçılıyor onlara olan kinimi. Bir insanı anlamaya yönelik tüm kabiliyetlerini kaybettiklerinin farkındayım, varsın anlamasınlar aslında böyle bir derdim de yok. Duvarın arka tarafında tutuyorum hepsini, yüzleşme günü geldiği zaman ben konuşacağım şimdilik sessiz kalmayı tercih ediyorum, her ne kadar içimdeki kurt ruhumu kemirse de, susmaya mecbur olmak, yeri ve zamanı geldiğinde konuşamamak gerçekten ıstırap verici. Safra, gözyaşı, idrar ve irin tepeden tırnağa kuşattı bedenimi, güzel kokular alamıyorum artık.

Sesler yükseliyor geliyorlar hissedebiliyorum, beynimi kemiren o lanet sesler yükseliyor.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Küçük kız

Pencerenin üstüne çektiğim naylonlardan birini yırtarak ışığa ulaştım, halı gibi serilmiş çimenlerin üstüne vuran ışık göz kamaştırıcıydı, kusursuz olduğunu düşündüğüm vakit çimenliğin farklı noktalarında ki hayvan pislikleri dikkatimi çekti. Az sonra çığlıkları duydum, kaldırımın üstünden koşarak dört çocuk geçti, bir iki adım daha attıktan sonra dizlerinin üzerine kapaklandı. Öndeki erkek çocuklar gözden kayboldu etrafına baktı küçük kız, arkadaşları gitmişti.

Beyaz elbisesinin kirlenen yerlerini eliyle vurarak temizlemeye çalıştı, bir türlü çıkmıyordu lekeler. Tam o sırada göz çukuruna taşıyamayacağı kadar su birikti, usulca yanaklarından süzülüp dudağının kenarında durdu. Kolunun tersiyle yüzünü temizledikten sonra koşmaya devam etti. Camı tekrar kapattım eskisinden daha sıkı üstelik tam o sırada kız düşüp yokuştan aşağı yuvarlanmaya başladı. Dirsekleri ve diz kapakları paramparça oldu. Taşın üstünde iki damla kan bıraktı, bir kat daha naylon çektim. Sesleri işitmekte zorluk çekiyorum, gittiler. Görüntüler netliğini çoktan kaybetti. Toprağa bir tohum ektim, sabırla büyümesini bekleyeceğim. El verip filizlenirse dört bir yanı portakal çiçeğinin kokusu saracak.

Kurtuluş öykü dizisi 

9. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Türkiye inşaat sektörü konusunda neden ısrarlı?

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 4. Bölüm

Zamana yolculuk 5. bölüm

Toprak ana 2. bölüm

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Sevgi kursaklarda saklı

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Brezilya’da sömürgecilik ile savaşa hazırlık süreci