Kurtuluş

Kurtuluş 7. bölüm

Çağlar Yıldırım‘ın kaleme aldığı Kurtuluş öykü dizisinin 7. bölümüdür. Öykü dizisini tam anlamı ile kavrayabilmek adına önceki bölümleri sırası ile okumanız tavsiye ediliyor.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

Kurtuluş

İçinde bulunduğum rezilliğe daha fazla katlanamayarak Paza’ya mesaj attım, gelmesi yaklaşık kırk dakika sürdü. Kapıda onu gördüğüm vakit büyük bir utançla sarsıldım, aynı ifade onun yüzünde de vardı. Sarılıp içeri buyur ettim, hiçbir şey konuşmadan içmeye başladık. Sabah olmak üzereydi, güneşlik perdeleri çektikten sonra zifiri karanlık dünyamıza tekrar döndük. Masanın üzerindeki sigaralıklara bakıp derin bir iç çekti. Kurduğum oyunun içinde kayboluşumu seyretmekten keyif alıyorum, beynime saplanan sancılardan kurtulamıyorum. Ağrı kemiklerime kadar ulaştı, nefes almakta zorlanıyorum, avuçlarım terliyor ve üşüyorum. Çürümeye yüz tuttuğum günlere geri dönüp kurtuluş yolu bulmak istiyorum, yok olmanın eşiğindeyim. Üstelik bunu sessiz sedasız yapmıyorum, etrafımda kim varsa bağıra çağıra acı çektirerek, ahlaksızca eriyorum.

Yalnız gitmeyeceğim

Yalnız gitmeyeceğim biliyorum, mutlaka birini sürükleyeceğim bu keşmekeşliğe. Ne kadar ayna varsa kaldırıp attım, yıllar sonra ilk defa kol saatimi çıkarıp çöpe bastım. Eski alışkanlıklarım nüksetti, sadece alkolle yetinmenin büyük bir ahmaklık olduğuna karar verdim. Daha sık düşünüyorum onu, sakallarımın yeni terlemeye başladığı ve zihnimin henüz kirlenmediği dönemlerdi. Sevginin en saf hali değildi elbette, o yıllarda da inanmıyordum böyle bir saçmalığa. Sarhoş olduğumuz, yalın ama bitmek bilmeyen bir tutkuyla seviştiğimiz geceleri özlüyorum. Üzerinden seneler geçmesine rağmen yattığım kadınlarda bir iz arıyorum ona dair, varlık içinde yokluk çekmek böyle bir şey sanırım. Kulağa aptalca gelebilir ama bu benim hayatım. Cesetlerle yatıp dudaklarını öptüm, defalarca içlerine boşaldım ve saçlarını okşadım. Her seferinde aynı umutla boyunlarını kokladım, bıkmadan usanmadan istisnasız her cesede yaptım bunu. Saat kaç bilmiyorum, mekânlardan taşan müzik sesleri kesildi, derin bir sessizliğe gömüldük.

Kurtuluş

Kurtuluş

Üç gündür evden çıkmıyorum, yaptığım tek iş kitap okuyup içmek. Sokakta gördüğüm yüzler midemi bulandırıyor, birinin gırtlağına yapışıp onu parçalara bölmekten korkuyorum. Kafesimdeyim, kilitleri ne zaman açarım bilmiyorum. Bilinmezlik hücrelerime kadar işlemişken kontrol altında tutabildiğim tek eylem kendimi eve hapsetmek. Beklenen ayrılık gecikmedi, kuş dövmeli kadın da uzaklara uçtu artık daha da yalnızım. Görkemli bir final hazırlıyorum kendime, alabildiğine gösterişli. Ağdalı cümlelerden nefret etmişimdir her zaman, o gün geldiğinde Shakespeare okumayacağım. İskender’in herhangi bir şiirini kulaklarınıza fısıldayıp kafanızı sikeceğim. Bir martıyı ağlattınız işte!

Ölümün soğukluğu vardı

Düşüncelere dalıp kaybolduğum sıra Paza’nın koltukta doğrulmasıyla irkildim. Elini cüzdanına götürüp iki küçük kâğıt parçası çıkardı. Avucumun içine usulca bırakarak geri çekildi. Uzun uzun baktım ona, gözlerinde ölümün soğukluğu vardı. Çağan’ın intiharına sebep olan şeytan avucumun içindeydi, onun katili bizdik ve bugün piyango ikimize de vurmuştu. Tereddüt etmeden dilimin altına yerleştirdim, o da öyle yaptı. Sigaralarımızı yakıp gözlerimizi tavana diktik, zaman ve mekân kavramını az sonra yitirecektik. Ansızın o silahla ne yapacağımı sordu, sorunun cevabını hiç düşünmemiştim. Tekrar sordu, bilmiyordum sonunda pes edip sustu. Çağan’ın atlayıp yıldızlara karıştığı geceyi düşünmeye başladım, iki katil baş başa vermiş vicdan yapıyorduk. Kendimden ve yanımda oturan adamdan bir kez daha nefret ettim.

‘’Güzel bir hayatımız olabilirdi Deniz. Eşimiz, çocuklarımız ne biliyim işte.’’
‘’Olmadı ama Paza, artık bunları düşünmek için çok geç kalmış sayılmaz mıyız?’’
‘’Öyle mi dersin?’’
‘’Öyle, şimdi sus biraz. Geliyor hissediyorum!’’
‘’Koru kendini Deniz.’’

O kadın gözlerimin önünden geçiyor

Biçimler değişirken son duyduğum cümle şakağıma mermi gibi saplandı, kollarım iki yana savruldu. Kafatasımın içini kemiren o haşereyi olduğu yerden çıkarıp ayaklarımın altında ezecektim. Yıllar sonra Girne Limanı’nda rakı içiyorum, o kadın geçiyor önümden saçları beline kadar dökülmüş hafifmeşrep bir kadın. Elleri uzanıyor yıldızın birine, sonra aniden kayboluyor. Kadıköy’de bir meyhanede buluyorum kendimi, ufak rakım ve sigaram. Güçlükle masadan kalkarak dışarı çıkıyorum, temiz havaya ihtiyacım var. Yıldızlar şehrin ışıklarına inat var olma mücadelesini sürdürüyor. Uzanıyorum bir tanesini yakalamak için ve tekrar Kurtuluş’tayım. Birini tutup çekmemle denge bozuluyor ve dökülmeye başlıyorlar.

Bir ağaç gövdesini kendime siper ederek başımı korumaya çalışıyorum, yaklaşık on dakika sürüyor yıldız yağmuru. Kaburgalarım sızlıyor, göğsüme saplananlardan birini söküp atıyorum toprağın üzerine. Toprakta bitiyor milyonlarcası, üzerlerine basarak yükseliyorum. Ayak tabanlarım sızlıyor, kesip atıyorum ikisini de. Ve sıra sende Paza.

Kurtuluş

Kurtuluş

Parmaklarının arasında çevirdiği jileti fütursuzca sallamaya başlıyor, yüzünde acıya dair en ufak bir belirti yok. Nefes nefese vuruyor, sadece izliyorum sahne onun ve müdahale etme hakkını kendimde görmüyorum. Gövdesini paramparça ettikten sonra dizlerinin üzerine çöküp, etlerini ısırmaya başlıyor. Hala acıya dair bir belirti yok, ayak tabanlarıma bakıyorum kanama neredeyse durmuş. Yıldızlardan birini Paza’nın avucuna bırakıyorum, yüzüme bakmadan devam ediyor etini yemeye. Günü sarıp sarmalayarak toprağa karışıyor kan. Havada metalik bir koku ve yırtılma sesleri. Boynundan mide boşluğuna kadar paramparça olmuş bir et yığını. Yığılıp kalıyor olduğu yere, göz bebekleri hiç olmadığı kadar büyük. Elimi tutup konuşmaya çalışsa da, gırtlağına dolan kan buna engel oluyor. İyi gösteriydi Paza. Yatak odasına koşup zuladan silahı kaptım, can çekişmesine müsaade edecek değildim.

Ayaklarıma baktım kana bulanmış

Mermileri teker teker yerleştirdim, elim haddinden fazla titriyor. Ayaklarıma baktım kanama durmuş, yanına vardığımda nefes almakta zorlanıyordu. Göğsüne başımı yaslayıp dinledim, hırıltı kulaklarımı kemirince kendimi geriye doğru attım. Daha fazla izlemeyecektim onu, kabzayı sıkıca tutup diğer elimle titremeyi en aza indirmek için destekledim.

Kurtuluş

Kurtuluş

‘’Sessizliğinde boğulacaksın, bağırmak isteyeceksin, tırnaklarını yüzüme geçirip gösteriyi bitirmek isteyeceksin, fakat hiç birini yapamayacaksın. Kan boğazından, ağzına yürürken, gözlerin hiç olmadığı kadar büyüyecek, söz veriyorum her şeyi hissedeceksin.’’

Tetiğe defalarca asıldım, boşa düştükten yarım saniye sonra durdurabildim kendimi. Havayı yarıp vücuduna saplanan mermilerin izlerini rahatlıkla seçebiliyordum, yere saçılan beynini dikkatle inceledim. Saat kaç bilmiyorum, tarihle uzaktan yakından alakam yok. Hangi yüz yılda olduğumuzu biliyorum sadece. Burnumun direği sızlıyor nesneler biçim değiştirerek zihnimin içindeki yolculuğuna devam ediyor. Ve Çağan geldi, usulca elini omzuma koyarak tebessüm etti. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım belki affettirebilirim diye kendimi, bir kez daha omzumu sıktı. Konuşmak istiyorum, birkaç deneme yaptıktan sonra vazgeçtim. Gırtlağımdan çıkan sesler yaralı bir köpeğin çıkardığı inlemelerden farksızdı, tekrar tebessüm ederek kayboldu. Bayılmadan önce gördüğüm son şey başsız ve paramparça bir vücut oldu, kolla kendini Paza.

8. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öykü dizileri:

Kirli Melek

Recep ile Nadan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Zamana yolculuk

Benim Öyküm

Hey taksi!

Benim Hikayem Biterken Başladı

Ölüm

Kısa yazılar:

Nekahet Kutusu

Asansör Müziği ve Gastronomi

Altun yumurtlayan tavuk

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Ruhumun keşfi

Denize kıyısı olan insanlar