kurtuluş

Kurtuluş 6. bölüm

Kurtuluş, Çağlar Yıldırım’ın yazdığı bir öykü dizisidir. Ankara’da geçen öyküyü anlayabilmek için ilk bölümünden itibaren okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Kurtuluş

“İçimde sana beslediğim en ufak sevgi kırıntısına değmezsin. Her bokunu deli gibi merak edip, korkmama rağmen omzunda uyumama değmezsin. Kurtuluş’ta içtiğin sigaranın yarsını verip sırf senin elin değdi diye sakladığım izmarite değmezsin. Sana saygım kalmadı, çok umurunda değil biliyorum ama umarım acıdan ve mutsuzluktan geberirsin piç! Senin için ben de o berbat biralardan içeceğim. Kaybetmek ve acı çekmek için herkesi kullanırsın. Canımı son yakışındı, bir daha yakmak için bile bulamayacaksın.’’

Alkol komasından paçayı zor sıyırdığım bir gecenin sabahında bu mesajla uyanmak, ne kadar aşağılık bir adam olduğumu hatırlamama yardımcı oldu. Saat 13.06.

Evin içine hücum eden ışık mide bulantımı tetikliyor, zorda olsa kalkıp güneşlik perdeleri çekerek kendime karanlık bir ortam yarattım. Sıklıkla verdiğim sözler arasından birini çekip çıkarttım kirli sepetinden.

‘’Bir daha içersem götümü siksinler!’’

Dört kez intihar etmeyi düşünüp, atak geçirsem de, toparlandıktan sonra bok gibi yaşantıma dönmem zor olmadı. Diğer günlerin aksine bugün yapacak çok işim var, yıllar sonra Orhan pezevengine işim düştü. Paza’yla Karanfil’de işportaya çıktığımız dönemlerde tanışmıştık. Ben yakayı zor kurtarsam da Paza bir türlü çıkamadı o bataktan. Uyuşturucuya Orhan’ın yanında alıştı ve bunun bedelini şimdi müptezel gibi yaşayarak ödüyor. Orhan Kızılay civarında gayrimeşru koşturan piçin teki, torba tutturmaktan, tefeciliğe, kadın pazarlamaya kadar her pisliğin altından çıkıyor siktiğimin keli. Saat iki olmak üzere, ağzımda kalan kusmuk tadını gidermek için küçük bir kâseye ballı zencefil yaparak yuttum. İki yumurta haşlayıp, üç dilim ekmek yedikten sonra sarma sigaramı yaktım.

Kirli Melek

On bin lira kaldı

Telefonun kamerasından yüzümü incelemeye koyuldum, gözaltı torbaları, kanlı göz akları, biçimsiz uzayan sakallar, bakımsız saçlar ve alnımdaki yarık izi. Bütünüyle kötü bir adamdım belki, haklıydı nefret etmekte. Görüşme saati yaklaştıkça içimi telaş kaplıyor, yanlış yapıyorum farkındayım ama Orhan itinden başkası beceremez. Gömleğimi, pantolonumu giyip evden çıktım. Bankaya gidene kadar tam üç sigara içtim. Vezneye geldiğimde hala vazgeçmek için şansım vardı, tereddüt etmenin sırası değil diye düşündüm. Dört bin lira çektim hesaptan, geriye on bin lira kaldı. Yaklaşık dört ay kadar idare edebilirim bu parayla, bankadan çıkıp Karanfil 2’ye doğru yürümeye başladım, yolun sonuna geldiğimde Aylak Madam’ın olduğu köşeden sola dönüp yukarı çıktım. Adreste yazan binayı bulmam tahmin ettiğimden daha kolay oldu. Beşinci kat on iki numaralı daire. Zili çaldım, orta yaşlı kilolu bir kadın açtı kapıyı.

‘’Orhan abiyle randevum vardı ama burada mı?’’

‘’Ofisinde gel.’’

Kadını takip ettim, iki kapıdan geçtikten sonra Orhan’ın ofisine girdik.

‘’Ooo paşam sen uğrar mıydın abinin yanına?’’

Çirkin ağzı gerildi, pis bir gülümseme oturdu yüzüne. İşte sadece bunun için bile kendimi affetmeyeceğim. Elini sıktım, buyur etti ve gösterdiği koltuğa oturdum. Meseleyi uzatmak gibi bir niyetim yoktu, parasını verdikten sonra benim olanı alacaktım.

‘’Orhan abi durumu geçen anlattım sana, senden başkası çözemezdi.’’

‘’Bir şekilde hallettim mesele o değil de sen ne yapacaksın bununla?’’

‘’Aslında onunla bir işim yok, kıyıda köşede dursun diye alıyorum. Ne olur ne olmaz.’’

‘’Oğlum manyak mısın? Kıyıda köşede dursun dediğin şey silah göt kafalı.’’

Kaşlarımı çatıp gözlerinin içine baktım, benimle böyle konuşmaması gerektiğini gayet iyi biliyordu ve yıllar sonra eline tekrar düştüğüm için bu fırsatı kullanmakta beis görmüyordu. Parayı cebimden çıkartıp masanın üzerine koydum, ilk önce paraya daha sonra bana baktı.

‘’Dört bin mi?’’

‘’Tamı tamına.’’

‘’Bunu bu fiyata imkânı yok bulamazdın, sana son kıyağım olsun.’’

‘’Eyvallah abi.’’

Çelik kasanın anahtarını iki kez çevirdikten sonra ahşap kutuyu alıp önüme koydu. Kapağı hafifçe aralayıp silahı gördükten sonra kutuyu kapattım.

‘’Ben müsaadeni isteyim abi.’’

‘’Müsaade seninde dikkatli git, keklik gibi kopartırlar boynunu.’’

Evimizdeki Konsomatris

Birazdan avcumun içinde olacak

Son cümlede ki tehdidi göğsümde yumuşatıp, teşekkür ettikten sonra ofisten ayrıldım.  Sokağa çıkınca rahat bir nefes aldım, çok kızıyordum kendime. Ağır adımlarla Olgunlar’a kadar yürüdüm, binaya girdiğimde asansör yerine, merdivenleri kullanmayı tercih ettim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde direkt banyoya koştum elimi, yüzümü yıkayıp sırtımın terini kuruladım. Zamanı geldi birazdan avucumun içinde olacaktı, onunla ne yapacağımı bilmiyor olsam da silahlar her zaman cezp etmiştir beni.  Salona geçip ahşap kutuyu incelemeye başladım, kapağı kaldırdığımda hayal ettiğim gibi olmasa da eski bir canavarla karşı karşıyaydım. Otuz sekiz kalibre Smith Wesson. Silahı elime alıp dikkatle süzdüm, kabzasını kavrayarak boşluğa doğrulttum. Kutunun içinde otuz adet mermi vardı, silah gelmeden önce saklayacağım yeri çoktan ayarlamıştım. Kutuyu kapatıp silahı kaldırdım.

O mesajı defalarca okudum

Stresimi bastırmak için iki tane soğuk birayı peş peşe içtim, yaz bitmek üzere dışarısı ayaz. O mesajı defalarca okudum, her okuduğumda kendimden biraz daha uzaklaştım. Boğazıma kadar pisliğin içinde debeleniyorum, ruhumu kemiren her neyse ondan bir türlü kurtulamıyorum. Kol saatim üç saat geriden geliyor, akşam olmak üzere. Ne yapacağımı düşünürken bir içki daha açtım, sosyal medya hesabımda gezinirken uzun zamandır takip ettiğim ve dikkatimi çeken o kadına mesaj attım. Bu geceyi kesinlikle yalnız geçirmeyecektim. Cevap gelmesini bekledim bir saat boyunca, bekleyiş sürerken şişeye daha sıkı asıldım. Dilim uyuşmaya başladı, bundan sonra içtiğim her yudum doz aşımı anlamına geliyordu.  Ve sonunda yazdı, sadece buluşma yerini kararlaştırdık.

Zamana yolculuk

Yadırgamıyordu berduş halimi

Ceketimi giyip evden çıktım, taksiye atlayıp Kurtuluş’a sürmesini söyledim yürüyecek enerjim yoktu. Adrese geldiğimde taksi on lira yazmıştı ödeyip indim. Geleceğine inanmak istesem de ekilme ihtimali daha ağır basıyordu, yaklaşık on beş dakika boyunca titreyerek bekledim. Ansızın çıkıp geldi Kurtuluş’un içinden, sosyal medya zımbırtısı aynı gün hiç görmediğim bir kadınla dramatik ayrılık saçmalıkları yaşatırken son kancıklığını yapıp onu getirdi bana. Yıllardır görmediğim, sesini unutmaya yüz tuttuğum biriydi sanki. Hasretle sarıldım, gözlerine baktım yadırgamıyordu berduş halimi. Sol elini omzuma koydu biraz daha sarıldım, boynunu kokladım.

‘’Geldim işte.’’

Leş gibi bira kokuyordum, içmekten sesim bile kısılmıştı bu yüzden ‘’hoş geldin’’ diyemedim. Elinden tuttum, parkın içine doğru yürümeye başladık. Ne konuşacağımı bilmiyorum biraz daha yürüdükten sonra bir ağacın gövdesine yasladık sırtımızı. Hayatından bahsetmeye başladı, beni tanımak için sorular sordu. Neden böyle olduğumu ve nereye kadar böyle gideceğini sordu, sustum. Hayatı daha güzel yaşamanın yollarından ya da bu tür zırvalardan bahsetmesinden endişelenirken bu korkuyu ‘’eğer daha kötüsünü yaşayabileceksen hiç durma’’diyerek saf dışı bıraktı, zeki bir kadın vardı karşımda.

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 1. Bölüm

En esaslı öpüşme

Saat ilerledikçe alkol etkisini yitiriyor yerini çekilmez baş ağrılarına bırakıyordu. Dudaklarına odaklanıp ürkütmeyecek şekilde yaklaştım, gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. Daha fazla uzatmadan etli dudaklarına yapıştım, Kurtuluş’un şimdiye kadar şahit olduğu en esaslı öpüşme sahnesiydi işte bu. Kaç dakika sürdü bilmiyorum ama kendini geri çektiğinde neredeyse ayılmıştım. Evime gitmeyi teklif ettim, itiraz etmedi. Parkın çıkışına doğru peşimize takılan köpekle birlikte yürümeye devam ettik, dikkati köpekteydi hayvanlardan konuşmaya başladı. Köpek aniden durdu kulaklarını dikerek etrafa bakındı,  tam o sırada sarı tüylü köpeğin yanına giderek başını okşadı, burnunun ucuna öpücük kondurdu.

Yürümeye devam ettik önde kimsesiz dostumuz arkada biz, apartmanın önüne geldiğimizde vedalaşmak zorundaydık, iç burkan bir ayrılık oldu. Asansöre binip daireme çıktık, kapıyı açıp içeri girdiğimde onu buraya getirmekle hata mı yaptım diye düşünmeye başladım, tuhaf bir hüzün kapladı içimi. Askılı bluzunu çıkardı, belinden kavrayıp kendime doğru çektim, yaklaşık on dakika ayakta öpüştük. Köprücük kemiğinin üzerinde dilimi gezdirip göğüslerini öptüm. Sağ göğsünün üzerindeki kuş dövmesini inceledim bir süre, daha sonra tam oradan öptüm. Tebessüm ederek saçımı okşadı, daha yatağa girmeden çırılçıplak kalmıştık. Boynundan başlayarak leğen boşluğuna kadar dilimle düz ve ıslak bir çizgi çektim, kasıldığı sıra göğüslerini avuçlayarak kadınlığına gömüldüm, inliyordu.

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Son üç yıldır uyuduğum en güzel uyku

Sulandı, sırılsıklam oldu. Parmağımla klitorisini uyarmaya başladım. Ve böylece saatler sürecek bir sevişmenin fitili ateşlenmiş oldu. Kaç kez boşaldık, kaç kez soluk soluğa yığıldık hatırlamıyorum ama bacağıma giren kramplar dinlenme vaktinin geldiğini söylüyordu. Uzun sigara ve sohbet molaları verdikten sonra aynı tutkuyla kaldığımız yerden devam ettik, ta ki güneş tepeye çıkana kadar. Akşama kadar deliksiz uyuduk, münasebetsiz bir orospu çocuğunun kapıyı çalmasıyla son üç yıldır uyuduğum en güzel uykudan uyandırıldım. Göz ucuyla iç çamaşırımı aradım bulamayınca direk şortu üzerime geçirerek kapıya doğru yöneldim. Otomatik ışık bozulduğu için zili çalanın kim olduğunu göremiyordum, kapıyı aralamamla içeri dalması bir oldu. Tam ağzının ortasına patlatacakken kolumu tutup ‘’dur lan piç’’ dedi. Şok buna deniyordu sanırım, yarım dakika boyuca hiçbir tepki veremeden sadece baktım.

‘’Deniz kendine gel amına koydurtma!’’

Kapıdan çıkıp tekrar içeri girdi.

‘’Paza lan ben, Paza.’’

‘’Nereden çıktın lan sen.’’

‘’Onca zaman sonra soracağın tek şey bu mu?’’

Gözlerinin içine baktım, dolu gelmişti. Parmaklarını sürekli notalara basarmışçasına hareket ettiriyor ve dudağının kenarını kemiriyordu. Gelebilecek en kötü zamanı seçmişti, onu buradan göndermeliydim. Durumu uygun bir şekilde izah edecek cümle arayışına girmeyerek yekten ‘’siktir git!’’ dedim. Şaşırdı, kaşlarını çattı tam konuşacakken vazgeçti. Cebinden iki tane hap çıkardı, dikkatlice avucunun içindeki haplara bakıyordum başka zaman olsa geri çevirmezdim ve geri çevirmeyeceğimi bildiği için bana karşı son kozunu oynuyordu.

‘’Hadi al birini, konuşacak meseleler var kapıda oyalama daha fazla.’’

‘’Paza siktir git, olmaz.’’

Çakısını çıkardı

Elini ısrarla tekrar uzattı, ani bir refleksle eline vurdum haplar havaya uçtu. Gözleri son nefesini veren bir boğanın gözleri gibi sonuna kadar açıldı, ruhunu teslim etmişti Paza. Gömleğinin kemer tokasına denk gelen kısmını kaldırarak çakısını çıkardı.

‘’Deniz öldürürüm oğlum seni, öldürürüm orospu çocuğu.’’

‘’Paza bela istemiyorum çık git buradan.’’

Çıldırmıştı, göz ucuyla etrafa bakındım kendimi savunabileceğim bir şey yoktu. Çaresizliği iliklerime kadar hissederken, yatak odasının kapı gıcırtısını duydum.

‘’Deniz her şey yolunda mı?’’ diye seslendikten sonra arkamda belirdi. Paza hızlıca çakıyı cebine koyup kendine çeki düzen verdi. Gözbebeklerine çöken vahşet, yerini yaramaz bir veledin korkaklığına bırakmıştı. İki haylaz çocuk arasındaki kavgayı bir kadının varlığı sonlandırmıştı. O kadın, kutsallığı temsil ediyordu ikimizde gayet iyi biliyorduk o buradayken birbirimize asla zarar vermeyecektik.

‘’Sorun yok güzelim, içeri geç geliyorum birazdan.’’

Arkamdan sarılarak enseme bir öpücük kondurdu.

‘’Tamam, bebeğim bekliyorum.’’

Hey taksi 7. bölüm

Kan usulca akarken

Kalçamın üstüne kenetlediğim ellerimin arasına dikiş tutmazı sıkıştırdı. Yatak odasının kapısı kapandı. Hapçı bir piçle ayakta zor duran bir ayyaşın şartlarını eşitleyerek kudretini yeterince göstermişti.

‘’Düşürmüşsün yine ateş gibi karıyı ne sikişir var ya off.’’

‘’Paza, öldürürüm seni.’’

Kaybedecek vaktim yoktu ondan önce hamle yapmalıydım. Bıçağa tekrar davrandı, dikiş tutmazı açıp üzerine atladım Havaya doğru iki kez salladı çakıyı, yere yatırdım, sağ eline ince bir kesik atıp bıçağı elinden aldım. Âdem elmasının üç santim aşağısına yüzeysel bir kesik attım, gözleri yuvasından fırladı. Kan usulca akarken üzerinden kalktım.

‘’Git Paza, bugünlük bu kadar yeter.’’

Ayağa kalktı, pantolonunu yukarı çekip kemerini sıktı. Gözü bıçaktaydı, avucunu açmasını söyledim. Tedirginlik içinde dediğimi yaptı ve bıçağını avucunun içine koydum. Artık eskisi gibi olamayacağımızı ikimiz de biliyorduk, defalarca kavga edip barışmıştık. Bu sefer farklıydı, tahammül sınırımı fazlasıyla aşmıştı. Arkasını döndü bir şey söylemeden hızlıca çıkıp gitti, kapıyı kapatıp yatak odasına döndüm. Döndüğümde boynuma atlayarak iyi olup olmadığımı sordu, iyi değildim saklamak istemiyordum bok gibiydim. Dizine yatıp bir sigara yaktım, yorulmuştum. Sigarayı söndürdüm, göz kapaklarım bu yükü daha fazla taşıyamayarak kapandı. Saçlarımda dolaşıyordu eli, yüz yıllık bir uykuya hazırlanıyordum işte.

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Nekahet Kutusu

Herkes kent temsilciliği hakkında

Gökyüzü

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Biraz daha yaşıyorsun

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi