Kurtuluş

Kurtuluş 4. bölüm

Çağlar Yıldırım’ın yazdığı Kurtuluş öykü dizisinin ilk 3 bölümünü okuyunuz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Kurtuluş

Uzun zamandır devam ettiğim ve nefret ederek yaptığım işi bugün sonlandırdım. Bir süre çalışmadan idare edecek kadar para var hesabımda. Üç aylık ev kiramı peşin yatırdığım için gayet huzurluyum, geriye boş zamanımda neler yapacağımı düşünmek kalıyor. Konur Sokağa gitmeyeli neredeyse iki ay olacak, ani bir kararla Milli Kütüphane’den metroya atlayıp soluğu Konur’da aldım. Sokak ve sokağın değişen kültürü üzerine uzun uzadıya düşüneceğim. Kahve falı baktırmak ister misiniz? Tarzında abuk bir soruyla iki kez yolumdan alıkoyuldum, kahveden nefret ediyorum ve siktiri boktan bir fincanın içinde ki telveye inanacak kadar gerizekalı değilim. Yaşar abi her zamanki yerinde.

Evimizdeki Konsomatris

Alkolizm ve aylaklık düzleminde

Mülkiyelileri karşıma alacak şekilde kaldırımın üzerindeki yerimi aldım. Kuşatılmış bir sokaktan bahsediyorum, ruhuna kelepçe vurulmaya çalışılan bir sokak ve inatla direnen sokağın kıymetini bilen sokağın taşından ziyade geçmişine sahip çıkmaya çalışan inatçı ve dirençli kimseler. Ben hayatın neresindeyim? Sorusunu sormaya başladığım yaştan günümüze kadar hiçbir fikre bağlanmadım, hiçbir düşüncenin adamı olmadım daha doğrusu olamadım. Yanlış giden çoğu meselenin farkındayım, öfkem birazda bu yüzden. Birileri benim götümü kurtarmaya çalışırken ben alkolizm ve aylaklık düzleminde emin adımlarla ilerliyorum. Gerçi hayatıma Çağan girmese bunları düşüneceğimde yoktu ya neyse. Mekânlardan taşıp boşluğa dağılan sesler huzurumu kaçırıyor, özlediğim sokak bu değil. Ufaktan volta almanın vakti geldi, iki bira alıp Kolej’e doğru yola koyuldum, saat on sekiz sıfır beş. İşsiz, alkolik ve en kötüsü de acelesi olmayan bir adam.

Kurtuluş’a son birkaç adım, kalabalık yarı yarıya azaldı. İnsanlarla çarpışmadan yürüyebiliyorum ve kişisel alanıma tecavüz edilmiyor. Havuz kısmını geçip arkada bulunan çimenlik alanda bir ağaç gövdesini gözüme kestirdikten sonra tezgâhımı kurmanın mutluluğunu yaşıyorum. Ömrümü burada çürüteceğimi bilsem de vazgeçmeyeceğim. Vazgeçtiğim, başarısızlığa uğradığım her işin acısını burada çıkaracağım, yalnızlığımla geri kalanınızı yalnızlığa mahkûm ederek. Paza aramayalı haftalar oldu ne yaptığından haberim yok, belki ölmüştür. Kimsesiz, deli ve ölü bir müzisyen hakkında sayfalarca yazılabilir. Suni acıları bir kenara bırakıp kendi zavallılığıma döndükten sonra yaşama sancısı iyice çekilmez bir vaziyet aldı.

Babamın Hikayesi

Tercihimi rakıdan yana kullanmak istesem de

Yurtsuzlar Uvertürünü bestelemek üzereyim, yurtsuzluk, piçlik üzerine milyonların beynini sikip atacak bir proje. İşe yaramaz diyorlardı en son benim için başka bir gece bu konu üzerinde de düşüneceğim elbet, şimdi daha önemli sorunlarım var. Mesela günün geri kalan kısmında ne içeceğim? Tercihimi rakıdan yana kullanmak istesem de olası bir buhranın pençesinde can çekişmenin korkusuyla bu seçeneği saf dışı bırakıyorum. Meyve karışımlı tadı bir boka benzemeyen ucuz votkalardan içeceğim, şimdilik en iyi planım bu. Saat sekizi geçiyor.

‘’Durmadan iyilik ederek yücelik, saygınlık ve ölümsüzlüğü arayanlara sonsuz yaşamı verecek. –Romans 2:7’’

Son zamanlarda aklıma sürekli bu palavra geliyor. Söyledikleri gerçekten doğruysa ve ben yanılıyorsam, azap kuyularına dalmadan önce Tanrı’ya en ıslağından ve sağlamından bir pandik atacağım, sahtekâr orospu çocuğu. Daha fazla bu meseleye sinirlenecek değilim, onu sonsuz kibriyle, yüceliğiyle baş başa bırakıyorum. İçkimi tazelemenin vakti çoktan geldi, çok katlı otoparkın yakınlarında ki tekellere dadanacağım. Zulamda adı sanı duyulmadık bir türkü ve ezberimdeki iki şiirden başka kaybedecek neyim var? Daha çok içmeli, sarhoş olmalı, fahişelerle yatmalı ve bileklerimi kesmeliyim. Bedenime aşkla dokunan kadının ismi beliriyor zihnimde, ismini sudan alıyordu, her şeyin başladığı maddeden. Beline kadar dökülen siyah saçları, dümdüz parmakları, bordo ojeli uzun tırnakları ve inci gibi dişleriyle bana dokunan son kadın. Güzel kadındı vesselam, kendimden geçene kadar sevmiştim.

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Nem kaldı

Alkole ihtiyaç duymadığım zamanlardı, boynumda bıraktığı ıslaklıkla sarhoş olduğum zamanlar. Şimdi doğru dürüst içmeyi beceremediğim içkiyi temizliyorum oralardan. Ekşi, kesif, vıcık vıcık bir ıslaklık. Sonunda aradığım tekeli buldum, beş şişe aroması bir halta benzemeyen alkol oranı yüksek votkalardan aldım. Hala aynı türkü ‘’Nem kaldı?’’ yol uzun, Kurtuluş yakında ve fazlasıyla sarhoşum.  Şekerini yere düşürüp yenisini aldırmak için zırlayan çocuklar gibi ağlamak istiyorum, tepinerek çirkefçe. Balıkçı meyhaneleri uzakta kaldı, takalar denizin dibini boyladı, o rüzgârlar esmiyor iç kesimlere. Son çocuk, şah damarına atılan bir kesikle can verdi bu sokaklarda, romantizm yerine vahşete bıraktı ve gerçeklerle burun buruna yaşama sancısı kaldı geriye. Birileri içine boşalırken, bir diğeri dudaklarını tercih ediyor kimileri de var ki sertleşme problemiyle baş başa.

Amerikan viskileri ile İskoç viskileri arasındaki derin tartışmalar sürerken birileri onu alaturka bir tuvalete kusuyor. Uçurumlarımız var, toplu intihara kalkışmanız huzurum için yararlı olur düşüncesindeyim. Avuçlarım terliyor, izmarite dayanan ateş orta parmağımın ilk boğumuna ince bir sızı salarak uyarıyor beynimi. Eşiğin neresinde olduğumun önemi yok, karmaşık bir gece sadece. Hesabım yarına kalabilir acelesi yok. Yalnızlıktan delirmeden önce sıyrılmalıyım buradan, ilk hedefim Sakarya!

Yıllardır takıldığım Rock Bar ve değişmeyen müzisyenleri. Masam aynı, içkim aynı, garsonlar aynı, bar sahibi aynı. Biram geldi, gecenin son içkisi. Garsonun eline bir peçete sıkıştırdım ‘’Bunu çalar mı?’’

‘’İçinden geçer abi ayıpsın?’’

‘’Tamirci Çırağı.’’

Sahnede yaşlı bir adam, şarap içiyor kafası güzel. Basgitarda bilmem kim, davulda ki eleman sikimde değil zaten.

‘’Ustam seslendi uzaktan.’’

Bira yarıda ışıklar rahatsız edici, migren nöbeti kapıda.

‘’Garson arkadaş! Şunu da çalar mı?’’

Peçeteye uzun uzun baktı.

‘’ Abi zannetmiyorum ama bi şansımızı deneyelim.’’

Diyalogun üzerinden neredeyse yarım saat geçti. Umut yok ve migren nöbeti kapıda, canına lanet okuyarak kalkıyorum masadan, şarapçı pezevenk. Aynı pencereden bakmıyoruz ihtiyar. Sen buğulu görüyorsun, ben bütün pislikleri. İşte ömrünü bu yüzden bir şişe şaraba heba ettin ve o şarkıya dönmüyor dilin.

5. BÖLÜM

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Kirli Melek – 2

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi