kurtuluş

Kurtuluş 3. bölüm

Çağlar Yıldırım’ın yazdığı Kurtuluş öykü dizisi, tüm bölümleri ile Herkes Dergisi’nde yayınlanıyor. Öykü dizisini tam kavrayabilmek için ilk 2 bölümünü okuyunuz.

1. bölüm

2. bölüm

Kurtuluş

Masanın üzerinde yaklaşık otuz kişinin ismi ve imzası var. Duvarları yazar yüzleriyle süslenmiş salaş bir mekân. Oturduğum sandalyenin sağ ön bacağı boşluğa düşüyor, ilk bir saat bu durumdan rahatsız olsam da dördüncü biradan sonra umursamamaya başladım. İki masa çaprazımda oturan adamı on beş dakikadır inceliyorum. Gözlerini neredeyse hiç ayırmadı oradan, barda içki dolduran hatunun göğüslerinden söz ediyorum. Beyaz gömleğinin üzerine giydiği parlak gri yelekten anladığım kadarıyla bir önceki durağı pavyon olabilir. Ama bütün bunların dışında düşündüğüm başka bir şey var, Kafka’yla bu dallamanın ne ilgisi olabilir?

kurtuluş

kurtuluş

Daha fazla düşünmek istemiyorum, tökezlememek için oldukça kontrollü bir hamleyle oturduğum yerden doğrularak kasaya ilerledim. Büyük memeli esmer hatun zarif bir hareketle adisyonu önüme uzattı. Çok içmiş sayılmazdım en azından bilincim hala yerinde, gözlerim beni yanıltmıyorsa beş bira için ödemem gereken bedel tam yüz lira. Cüzdanıma davrandım, hesabı ödedikten sonra iki yüz elli lira para kalıyordu geriye. Kaşlarımı çatıp parayı uzattım “hadi beni siktiniz ama bu duvardaki adamları size yar etmem anlıyor musunuz?” diyebilirdim dayak yemeyeceğimi bilsem. Arıza çıkarmadan kendimi sokağa attım para suyunu çekmeden kitap almam gerekiyordu.

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Toplumsal kurallar

Uzun zamandır okumak istediğim kitabı bulabilmek ümidiyle rotamı Olgunlara çevirdim. Sokakla bütünleştiğim andan itibaren, bir kez daha insanları ve çevreyi gözlemleme alışkanlığımdan vazgeçmem gerektiğinin farkına vardım. Çünkü toplumsal kurallar yere balgam atan bir mahlûkatın ağzının orta yerine sıçmama ya da bağırarak konuşan bir dalyarağın elindeki telefonu alıp götüne sokmama müsaade etmiyordu ve biz karşılıklı yapılan bu ayıba saygı diyorduk.

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Travesti Pinokyo

Olgunlardayım, bütün kitapçılara sordum hatta stoklarını kontrol etmeleri için ısrarda dahi bulundum, yoktu işte. Ulan şu raflarda Travesti Pinokyo yoksa ne boka yararsınız. En iyisi içmeye devam etmek bu kadar saçmalığı başka türlü kaldırabileceğimden emin değilim. Altı şişe bira alıp eve geçtim, yıllardır aynı markanın birasını içerim değiştirmeyi hiç düşünmedim. Akşam olmak üzere, varoluşsal meseleleri yarına erteliyorum, hiçbir şey yapmadan saatlerce oturacağım. Koltuğun kenarına sıkıştırdığım kağıdı çıkarıp okumaya başladım.

Bitmek bilmeyen yürüme arzumdan sıkıldım, durursam kıyamet kopacakmış gibi geliyor. Aynaya bakınca gördüğüm yüz tiksinti uyandırıyor, kaç kere kustuğumu hatırlamıyorum, ne aradığımı, ne istediğimi ve ne için yaşadığımı gerçekten bilmiyorum. Kendimden utanmıyorum, yaşamın önüme koyduğu senaryoyu abartarak oynuyorum sadece. Temiz bir sayfa açmak istiyorum daha sonra o sayfanın tam ortasına sıçmak istiyorum. Sarhoş olmak istiyorum. Yaşama dair ne varsa kustum geceler boyu ve kusmaktan utanmıyorum. Sınırlar hayattaki en büyük düşmanım. Filmlerde gördüğüm ülkelere gitmek istiyorum, kültürel ortaklığımızın bulunmadığı kalabalıkların arasına karışıp, sarhoş olmak istiyorum. Bütün sokakları, insanları kirletip canım nereye isterse gitmek…”

Recep ile Nadan

Memurlar sokaktan çekildi

Çağan yazmıştı bu satırları, içinden çıkılmaz bir gecede. Defalarca okudum, satır aralarında gezdim. Çığlıklarını duyamayacak kadar sağarmışım, farkına varamadım. Saat dokuza gelirken camı açıp boynum sızlayana kadar gökyüzüne baktım. Memurlar sokaktan çekildi, şarapçıların, tinercilerin şehri teslim alacağı saate kadar bekledim. Gece yarısından sonra soluğu Kurtuluş’ta aldım. Sarhoşluğuma yenik düşerek bir iki tane şiir okudum, şarapçı ağabeyler ayakta alkışladı. İçi boş samimiyetsiz övgülerden ziyade sarhoş nezaketini yeğlerim. Bu yüzden, oturdukları banka davet ettiklerinde geri çevirmek olmazdı. Üç saat içinde beş şişe şarap bitirdik, gelmeden altını doldurduğum için kafam iyiden iyiye kırıldı. Kadınlardan, ekonomiden ve maddeden konuştuk. Madde konusu boka sardı hangisinin kafası daha sağlamdı bir türlü kararlaştıramadık.

-Sabah olmak üzere beyler.

+Acelemiz yok biraz daha oturabiliriz.

-Evet, yalın ayak çocuklar diyorduk.

+Moskova konserini hatırlayan var mı içinizde?

-Bence o konuya girmeyelim.

+Stalin’in Küçük Moskova’ya girdiği zamanlar.

Yarak kürek konuşmaya başladığına göre kafa uzay.

+Bir şişe daha içmeye ne dersin?

Hadi durma göğe bakalım.

+Yoğurtçu tepesinde neden olmasın?

-Romantik orospu çocuğu!

+40. Sone miydi?

-Evet, en sevdiğim.

+Desibel artıyor.

-Mimimi mi re mi fa sol la fa mi

+2000’ler demek.

-Leş!

+Biraz bira, biraz şarap önceydi.

-Siktir, puşt!

+Moskova konseri diyordun?

-Geciktirici kullanmaya başlasan fena olmaz ihtiyar.

+Sabah olmak üzere beyler, çıplak ayaklı çocuklar diyorum şimdi yola koyulmuşlardır.

kurtuluş

kurtuluş

Bir şiir daha okuyup ortamdan sıvıştım, Kurtuluş’un kuytu köşelerinde içmeye devam ediyorum. Dışarıdan müdahaleyi kabul etmiyor hayat, kendi bildiğini okumaya devam ediyor ve ben seyretmekten başka bir şey yapamıyorum. Kimse kalmadı, ne beni merak eden arkadaşlarım ne de kafa kafaya verip sarhoş olduğum dostlarım. Şişeler birbirini takip ederken sözleşme yapmışçasına soluk almadan, savururduk bildiğimiz bütün küfürleri gezegene. Zaten bana da çok aptalca gelmeye başlamıştı akan suya set olmaya çalışmak.

Yarın mutlaka

Ne yaparsam yapayım duvarlarım yetersiz kalacaktı. Bugün olmasa bile yarın mutlaka altında kalacaktım enkazın. Sadece ertelemeye çalıştım o ise acele etti ve ben kaybettim. İşlerin altından kalkmaya çalışmıyorum, geleceğe dair hesapları yaşama sırasında hevesli olanlara bıraktım. Büyük bir keyif ve istekle yaptım, pişmanlık duymadan.  Yolda olmam gerek en dibi görebilmek için, ayaklarım patlayana kadar koşabilirim. Beynimi kemiren düşünceleri sıraya koymaya çalışırken tam olarak dört bin sekiz yüz elli insan öldü ve ben hala hayattayım. Avuçlarım terliyor kesip atmayı düşünüyorum, biraz daha içersem yapabilirim.

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Kadehimi kaldırıyorum

İçkim bitmek üzere bugünün son kadehini dürüstlüğü kendine düstur edinmiş fatura ticareti yapan sahtekârlara, bakire kızların kalçalarını düşünerek otuz bir çeken ergenlere, kafe entelektüellerine, aristokratlara, eşcinsellere ve kitabı kahvesiz okuyamayan takıntılı piçlere kaldırıyorum.

4. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi -3

Alevilik üzerine bilgiler

Sürgün ve Türkiye

Minnoş güçlüler