Kurtuluş

Kurtuluş 14. Bölüm

Çağlar Yıldırım’ın yazdığı Kurtuluş öykü dizisinin 14. bölümüdür. Deniz’in dünyasını anlatan öyküyü tam manası ile kavrayabilmek adına ilk bölümden itibaren okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

Kurtuluş

Kapıyı tekmeleyerek içeri giren dallamaya söverek uyandım. Kuş seslerinden anladığım kadarıyla gün yeni doğuyordu. Paza yerinden sıçrayıp gözlerini ovuşturmakla meşguldü, ne olduğunu anlayamamıştık.

‘’Toparlanın beyler gidiyorsunuz.’’

Derin bir oh çektim çünkü burada geçirdiğim fazladan bir dakika yüzünden ciddi anlamda stres yaşıyordum. Eve gidince yapacağım ilk şey güzel bir duş almak olacaktı, apar topar odadan çıktık gerisini sorgulamaya niyetim yoktu. Uykulu gözlerle yüzüme bakan Paza’ya en güzelinden bir küfür salladım nedenini hiç bilmesem de rahatlamıştım. Kapının önünde duran araca atladık, marşa bastı ve harekete geçtik. Sikindirik Kayaş yollarında süratle ilerliyorduk bunca hadiseye rağmen ön koltukta büyük bir kayıtsızlıkla uyumaya çalışan Paza’ya imrenerek baktım. On beş dakika sonra Mamak Belediyesinin önüne geldik ‘’atlayın’’ komutunu seve seve yerine getirdim.

Leş gibi kokuyoruz

Hala bir bok anlamama rağmen çok da sikimde olmadığına kanaat getirdim, yarı baygın Paza ağzının içinde bir şeyler geveledi ve ilk gördüğüm taksiye el ederek Olgunlar’a sürmesini söyledim. Leş gibi kokuyoruz, taksicinin araladığı camdan içeri dolan temiz hava iğrençliğimizi en acımasız haliyle yüzümüze vuruyor. Yolculuğun bir an önce bitmesi için yalvarıyorum, Olgunlar’a gelip yaşadığım binayı görünce rahat bir nefes aldım. Cebimden ne çıkarsa sallayıp dışarı attım kendimi, apartman kapısına doğru koşup kilidi çevirdim hızlı adımlarla merdivenlerden çıktık. Kapıyı açıp içeri girdiğimde evimi özlediğimi hissettim. Temiz havlumu ve kıyafetlerimi alıp duşa girdim, keyfim istediğince sıcak suyun altında kalıp derimi parlattım. Duştan çıktığımda vişneli duş jelinin kokusu da evin içine yayıldı, benden sonra Paza duşa girdi üstümüzden büyük bir pislik kalkmıştı.

‘’Sence Orhan ne yapmaya çalıştı yani bizi anlamsız ve boş yere iki gün tutmaya çalışmasının ona ne gibi faydası olabilir?’’

‘’Ne bileyim Deniz ya! Orhan’ında amına koyayım sülalesinin de onu bunu siktir et kova, kola şişesi falan var mı?’’

‘’Vay puşt ne ara tırnakladın lan?’’

Gülümseyerek yüzüme baktı.

‘’Sen bi rahat olsana, güven kardeşine.’’

Gevezelik etme

Kovanın ağzına kadar su doldurup iki buçuk litrelik kola şişesini götünden kestim, bira kapağından çıkardığım folyo ile muşur yapıp düzeneği kurdum. Paza da tohumları ayırıp tütünü yakmakla meşguldü. Muşura malzemeyi basıp ikişer kapak vurduk yine zehir gibi olmuştum.

‘’Cigaralıkta iyiymiş haa Paza.’’

‘’Tabi lan bok cigarayla işim olur mu benim, eroin gibi kafası var namussuzun.’’

‘’Orospu çocuğu seni.’’

‘’Hadi gevezelik etme iki kapak daha vuralım gideceğim işim gücüm var.’’

İkişer kapak daha vurduk sonra Paza gitti istediğim kafayı yakalamıştım gerçekten esaslı cigaraydı. İnceden müziği açıp uzun zamandır okumak istediğim kitabı elime aldım. Ağzında sigarayla mavi zemin üzerine basılmış Cortazar’ın yüzünü uzun uzadıya inceledim büyük adammış doğrusu. Saatlerce okudum beynim ağrıyana, kelimeler birbirine girip anlam karmaşası yaratana kadar hatta Cortazar ‘’hadi yeter artık bi siktir git’’ diyene dek okudum. Akşamı ettim, değişik bir şeyler yapmaya ihtiyacım vardı, uzun zamandır dışarı çıkmıyordum mekânda içmeyeli hayli olmuştu. İhtiyatlı davranıp el cigaramı sardım ardından sokağa bıraktım kendimi. Barları gezip ortamı kolladım, güzel hatunların peşini kovaladım. Olgunlar’ın arka sokaklarına kıyı köşe bilinmedik barlara dadandım, hızlı takılmak istiyordum.

Her zamanki gibi fazla kaçırmıştım

Farkında olmadan alkolün dozunu her zamanki gibi kaçırmıştım, neden bilmiyorum ama alkol beni tanıyamadığım saldırgan bir herife çeviriyordu bu yüzden kuytu bir köşe bulup sakinleşmek için cigaradan iki duman çektim. Kulaklarım ısınmaya başladığı sıra Sakarya’ya doğru yola koyuldum gayet sakindim. Nefes’e girip orda da üç bira salladım bok gibi para vardı cebimde ne istesem içerdim ama neden birada ısrar ediyordum? Nefes’ten çıkıp aşağıdaki parkta iki duman daha cigara vurdum işte şimdi gerçekten nereye gideceğimi bilmiyordum. Uzun zamandır piyasada takılmasam da kendini özletmemişti, sonra Dimbozlu’yu düşünmeye başladım. Gözlerindeki vahşilik beni bir yere kadar tedirgin edebilirdi daha çok acıyordum çocuğa, körpe yaşta Orhan denen orospu çocuğunun eline düşecek kadar ne yaşamış olabilirdi.

Bir aşağı bir yukarı yürüdüm çocuğu düşünürken, sarhoşlara laf atıp kavga etmeyi de düşündüm fakat yeterli enerji ve isteğe sahip olmadığımı fark edince vazgeçtim. İlahi bir güce sahip olsaydım Ankara’yı kökünden havaya uçurabilirdim şu dakika. Normal şartlarda dahi yaşamı hayli zorlaştıran bu şehir yalnızken hiç çekilmiyordu ya da ben yalnız kalmaktan korkuyordum. Her neyse bu gece bir şekilde yalnızlıktan sıyrılacaktım şansı kendim yaratacaktım. Tekrar mekânlara dadandım, gözüme kestirdiğim hatunların içki tercihlerini dikkatle inceledim. Birkaç votka ısmarlama girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca özgüvenim yerle yeksan olmuş şekilde tekrar sokağa vurdum kendimi. Formdan düşmüştüm, biraz pratik lazımdı çok zorlamanın da anlamı yoktu.

Üzerime emanet almamıştım

Taksiye atlayıp Botaniğe sürmesini söyledim yol üstünden içkimi almayı da ihmal etmedim yarım cigaralığım daha vardı en azından bu gece kafayı kurtaracaktım. Botaniğin merdivenlerinden inerken ruhuna tecavüz ettikleri Atakule’ye göz kıptım. Çocukluk anılarım gözümde canlandı her Pazar mutlaka ziyaret ederdik babamın elimden tutup beni oraya götürmesini ve kumpir ısmarlamasını beklerdim bütün hafta. Düşüncelere dalmışken iki kere düşme tehlikesi geçirdim, daha dikkatli yürümem gerekiyordu o yüzden zihnime hücum eden tüm anılara koca bi siktir çektim. Havuza kadar inip sürekli oturduğum banktaki yerimi aldım, bir biradan çekiyordum bir de cigaradan. Üzerime emanet almamıştım bu saatten sonra çıkaracağım tüm taşkınlardan ben sorumluydum ağzımı yüzümü sikseler kalkıp bir tane yumruk sallayacak gücüm kalmamıştı. Telefonu açıp internete bağlandım ne dinleyeceğimi bilmiyordum kafam fazlasıyla karışmıştı bugün, öylesine bi şarkı açtım Bağzıları söyledi ben dinledim.

‘’Büsbütün kaybettim
Bana dokunmayın sakın
Bunların düzenine sokayım’’

Cebime davrandım

Normalde takılmadığım türden şarkılarda olsa keyifle dinledim, az da olsa beni yansıttığını düşünüyordum çünkü. Cigaralığım bitti paketten boş sigara çıkarıp yaktım, hala bir şişe biram vardı. Yeni şişeyi açıp peş peşe üç yudum aldım, bacaklarımın arasına yerleştirdiğim şişeyi oraya sabitledikten sonra gerindim. Hava ufaktan serinlemişti, bir hışırtı duydum şiddetini giderek artırıyordu. Cigaralıktan dolayı tribe bağladığımı düşündüm fakat hışırtı yerini tıpırtıya bırakmıştı. Cebime davrandım koca boşluğu avuçlayınca emaneti evde unuttuğum aklıma geldi, sese aldırmadım biramdan yudumlamaya ve sigaramdan dumanlanmaya devam ettim. Bıkkın bir ruh halinde ve güçten düşmüşken olay istemiyordum, tıpırtı sesi gittikçe yaklaşıyor ve sol kulağımı yalıyordu.

‘’Selam genç fazla sigaran var mı?’’

Gözlerim açıldı sesin geldiği yöne doğru baktım ayakta zor duran bir adamla karşı karşıyaydım. Gözlerim doldu var ile yok arasında gidip geldim belli belirsiz birkaç cümle döküldü dudaklarımdan, Kemal abi saçma sapan bir tebessümle beni izliyordu.

‘’Ee hadi ama var mı yok mu uzun ettin sende.’’

‘’Olmaz mı abi olmaz mı hiç.’’

Yutkundum sevdiği o türküyü açıp yine uzun ve hiçbir sonuca varmayan muhabbetlerimize başladık. Güneş doğmaya yakın ‘’bak serseri’’ dedi ve kayboldu, eyvallah diyebildim eyvallah abi.

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler

Cavalacoz Kerhanesi

Kirli Melek

Toprak ana

Zamana yolculuk

Recep ile Nadan

Haziran

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi