Kurtuluş

Kurtuluş 13. bölüm

Çağlar Yıldırım‘ın yazdığı Kurtuluş öykü dizisinin 13. bölümüdür. Kurtuluş öyküsünü daha iyi anlayabilmek için önceki bölümleri de okumanız tavsiye ediliyor.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

9. bölüm

10. bölüm

11. bölüm

12. bölüm

Kurtuluş

Göğsüme saplanan sancıyla birlikte diğerlerinden farklı bir güne uyandım. Ayağa kalktıktan sonra bir süre öylece bekleyerek bel ağrılarımın geçmesini bekledim, o sırada koluma girip yardım etmeye çalışan al yanaklı çocuğu elimin tersiyle iterek duvara yapıştırdım. Yavaşça doğruldum, sırtımı kütlettim ve odayı incelemeye koyuldum. Geceye dair görüntüler çok net olmasa da neden burada olduğumu gayet iyi biliyordum. Çocuğun yakasına yapışarak bana kendimi temizleyebileceğim bir şeyler getirmesini söyledim. Odadan çıktıktan sonra yere serilmiş minderlerden birine oturup başımı iki elimin arasına aldım. Hatırlamam gereken önemli detaylar olmalıydı.

Zihnimde oluşturduğum şablon işleri daha çok kızıştırınca düşünmek için yanlış zaman olduğu kanaatine vardım. Çok geçmeden kapı tekrar açıldı, kırmızı bir kova ve boş bir leğenle içeri giren adamı süzmeye başladım hemen arkasında elinde havlu, gömlek ve pantolonla içeri bakan çocuğu görünce doğruldum. Boş leğenin üzerine eğilerek, tuvalet tasından döktüğü suyu avuçlarıma doldurup yüzüme çarptım. Defalarca ağzımı çalkaladım, boynumu, kulaklarımın arkasını temizledim. Kıyafetlerimi değiştirdikten sonra bir sigara yakarak ilerisi için düşünmeye başladım. Bundan sonra planlı hareket etmem gerekiyordu, düşünmeden atacağım tek adım ciddi sorunlar yaratabilirdi. Sigaramı bitirdikten sonra gözlerimi çocuğun üzerine diktim.

‘’Adın ne senin?’’

‘’Dimbozlu’’

Merhamet duygusu

Kafa derisinin üzerinde ok gibi dimdik duran sarı kıllara daha sonra al yanaklarına baktım. Sokakta görsem haline üzüleceğim bir çocuğun bana bekçilik ettiğini düşününce içimdeki merhamet duygusu yerini ihtiyati tedbire bırakıyordu. Aksi bir durumda gırtlağına yapışarak olduğu yerde gebertebilirdim onu. Algısında sorun olma ihtimalini göz ardı ederek tekrar sordum.

‘’Namını sormadım çocuk, adın ne?’’

‘’Dimbozlu!’’

Daha fazla üstelemeye niyetim yoktu, gerçeklerden erken kaçmaya başlamış bir çocukla isim konusunda tartışacak değildim. Orada dikilmemesini eğer bekleyecekse oturması gerektiğini söyledim, olduğu yere usulca çöktü.

‘’Paza nerede?’’

‘’Senden önce uyanıp çıktı, akşamüzeri geleceğini söyledi.’’

‘’Başka bir şey söylemedi mi?’’

‘’Hayır, ama şunları bıraktı sana.’’

Sol bacağını uzatıp elini cebine soktu, buruşturulmuş bir kâğıt ve çarşafı önüme atınca kahkahayı patlattım. İnce bir cigaralık hazırlayıp acele etmeden çekmeye başladım. İçinde bulunduğum durum ne olursa olsun istediğimi almadan asla geri adım atmayacağım, daha iyi yaşamanın yolunu bulamıyorsam ya da beceremiyorsam elimi o ateşin içine sokacağım. Beraber yanacağız, selamı yerde bırakan yanacak, korkup kaçan yanacak, somurtan yanacak, masada kaybeden yanacak, karanlıktan korkan yanacak ve el ele yok olacağız son yudumun acılığında. İkinci cigaralığı sararken çaktırmadan Dimbozlu’yu kesmeye başladım.

Sürekli tetikte olmam gerekli

Reflekslerim ve hareketlerim yavaşlarken daha dikkatli olmam gerektiğini düşünüyordum belki de yine gereksiz kuruntularımdan biridir bilmiyorum. Cigaralığı minderin arasına sıkıştırdıktan sonra olduğum yere uzandım, gözlerimi tavana dikerek küçük bir tatil planı kurdum kafamda. Belki işleri yoluna koyduktan sonra bir süre Amasra’ya kaçarak orada huzurun tadını çıkarabilirim. Bir takım mafyatik ilişkiler ağında haklanmazsam gerçekleştireceğim ilk plan bu olacak. Şimdi sürekli tetikte olmam gereken bir puştla mücadele etmem gerekiyor. Aklımdaki tek soru neden iki gün boyunca burada ve bu boktan odada beklemek zorundaydım. Düşüncelerin ağırlarına ve dumanın esrikliğine dayanamayarak kıyak bir şekerlemeye hayır diyemezdim. Gözlerim kapanırken yine aynı sesi duydum.

‘’Kapıyı kapat.’’

Büyük bir patırtıyla uyandım, gözlerimi açtığımda Paza duvarları yumruklayarak bir şeyler sayıklıyordu. Dimbozlu ise köşesine kıvrılmış sanki tüm bu acayipliklere şahitlik etmiyormuş gibi sol ayağının başparmağıyla oynuyordu. Paza’nın gösterisi bitene kadar kendimi rahatlatmanın bir yolunu bulmalıydım. Minderin altına sakladığım fişeğe davranarak titizlikle yaktım, uzun, kısa ve tekrar uzun bir nefesin ardından Paza ağzımdaki cigaralığa vurarak tezgâhımı dağıttı. Odanın köşesine doğru savrulan köz parçasını dikkatle takip ederek yere düşmeden tutmak için atıldıysam da sonuç alamadım.

Ağırlaşan düşünceler

Ortadan ikiye kırılmış öylece bana bakıyordu, gözlerimi karşımda duran ruh hastasına dikerek yüreğine korku salmaya çalıştım fakat hiç oralı olmadı. Üzerine çullanıp sıkı bir sol direk çıkarabilirdim fakat ne yaptığını anlamaya çalışmak daha zekice bir hamle olurdu. Yaklaşık on dakika boyunca anlamsız hareketlerini sabırla izledim, Dimbozlu’ya aşağıdaki yarmanın yanına inerek vereceği kutuyu bize getirmesini söyledi. Gözleri hala parmağındaydı, aldığı komutu ‘’ hı hı’’ diyerek onayladıktan sonra oturduğu yerden tazı gibi fırlayarak dışarı çıktı. Açıklama yapmayacağını gayet iyi bildiğimden beklemeye devam ettim. Ağırlaşan düşünceler ve içinde bulunduğum bir sürü pislik gırtlağıma yapışmışken Yavuz Çetin imdadıma yetişti.

Dudaklarımın arasından fısıltı olarak çıkan sözler Paza’nın deliliğini bastırmak istercesine sertleşti.

‘’Bana öğretilen her şey 
Bana önerilen her şey
Bana dayatılan yaşantı
İşe yaramaz bir çöplük’’

Üç parmak kalınlığında banknotlar

Ağzımdan çıkan son cümle inanılmaz bir çaresizliğin ulaklığını yaparken, kapı aralandı ve Dimboz’lu elindeki kutuyla birlikte içeri girdi. Ellerini ovuşturarak kutuya doğru ilerleyen Paza’yı dikkatle izlemeye koyuldum. Kutuyu aldıktan sonra pencerenin önüne giderek bir şeyler sayıkladı ve kapağı yavaşça araladı. Göz göze geldiğimizde suratına yine o sinsi gülümsemenin yerleştiğini gördüm, kutunun içine daldırdığı titrek elini hızla yukarı çekerek parmaklarının arasında tuttuğu serum lastiğini önüme doğru fırlattı. Belli belirsiz küfürler savurarak karıştırmaya devam etti, keyfi yerine gelmeye başlıyordu.

‘’Bu zarf sizeymiş Denizciğim.’’

Lakayt tavrını tolere ederek bana doğru uzattığı zarfa atıldım. Elime gelen tokluk hissi benim de keyfimi yerine getirmişti, zarfı ortasından yırtarak içindekine ulaştığımda istemsiz bir kahkaha patlattım. Üç parmak kalınlığında banknotlara bakarken bir yanım parayı nasıl ezeceğim konusunda planlar yapmam gerektiğini diğer yanım ise kurtuluş biletini piç etmememin daha isabetli bir karar olacağını söylüyordu. Hesabımda biriktirmek için iyi bir başlangıç sayılsa da karşılığında herhangi bir bedel ödemeden elde ettiğim bu paranın gerisinden ne pislik çıkacağını düşünmek zorundaydım. Parayı cebime sıkıştırdıktan sonra merakıma yenik düşerek kutunun içinden çıkanları incelemeye başladım. Paza’nın düşen suratına rağmen neşem gayet yerindeydi, o da ufaktan tezgâhını kurmaya başlamıştı.

Şef yerini aldı

Serum lastiği, şırınga ve Harry işte bütün eğlencesi önünde serilmiş ona bakıyordu. Kaşığın üzerine koyduğu hapları çakmak yardımıyla ezerek incelttikten sonra şırıngaya çekti. Birazdan koca bir orkestranın karşısına çıkacak Maestro’ya duyduğum saygı katlanarak artıyordu. Bileğinin bir karış üzerine sıkı sıkıya geçirdiği lastiği sabitledikten sonra şırıngayı serçe parmağının hizasına saplayarak lastiği çözdü. Şef yerini almıştı artık, olanı biteni hayranlıkla izledikten sonra köşeme çekilerek elimdeki son otu sarmaya başladım sakinleşmeye fazlasıyla ihtiyaç duyduğumdan çoğunu ağız kısmına sererek sıkı bir uç yaptım. Uzun bir nefesin ardından boğazımda patlayan damarların ikazıyla fişeği kenara koyarak minderlere uzandım. Çıldırtan sessizliği çatlayan sesimle yararak yeni bir bulut açtım odanın içinde.

‘’Yaşamak istemem artık aranızda 
Yaşamak istemem istemem istemem’’

Kısa, kısa, kısa ve uzun bir nefesin hemen arkasından anlamsız bir gülümseme ve ölüm naraları. Beynimin içine hücum eden piçleri teker teker ayıklayacağım, soru yumaklarını tek çırpıda çözerek rahat bir nefes alacağım. Zaman daralıyor, gözlerim ağırlaşıyor.

Peki Deniz kimdir?

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Haziran

Zamana yolculuk

Recep ile Nadan

Bir Hatıra Defteri

Bar Perisi

İttihat ateşi

Kalan Zaman

Rahip

Suçsuzum

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Benim Öyküm

Hey taksi!