Kurtuluş

Kurtuluş 10. bölüm

Çağlar Yıldırım’în kaleme aldığı öykü dizisi olan Kurtuluş, 10. bölümü ile yayın hayatına devam ediyor. Kurtuluş öykü dizisinin öncelikle ilk 9 bölümünü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

8. bölüm

9. bölüm

Kurtuluş

Yalnızlığın yakıcı zehrini damarlarıma zerk ederken bu durumu kendimi öldürerek geçiştirmeyi planlıyorum. Son kan damlasını işediğim sıra Çartkov’u düşünüyorum, aletim sızlıyor. İçimi parçalayarak dışarı attığım o damla, suyu bulandırmaya yetiyor. Bedenimde tomurcuklanan yaralar ışıldıyor, parmaklarımın arasından süzülerek parke taşına damlayan iltihaba bakıyorum bir süre. Sonra güzel kokulara ihtiyaç duyduğum saatler geliyor aklıma, aslında bir kadının ter kokan memeleri de olabilir bu. Saçlarımı okşayan rüzgâra inat gözlerimi kapatıyorum.

Dudaklarımın arasından sızıp havaya karışan koku ölümü çağrıştırıyor, kurtlanmaya başlamış bir cesedi. Ahlaam’ın feryadıyla uyanıyorum, açlıktan kıvranan yahut vücudu parçalara ayrılan bir çocuğun haykırışı bu. Titreyen sağ elimi masaya mıhlayarak durdurabiliyorum, başladığım noktadan çok uzaktayım. Tümör yayılıyor, hastalıklıyız ve en kötüsü de farkında olmadan hayatımıza devam ediyoruz. Yürüyen merdivenin sol tarafını işgal edenlere sövüp, civcivleri boyayan orospu çocuklarının boğazını kesmeyi düşünmek içimi rahatlatıyor, hala buralarda olduğumu yitip gitmediğimi işte o zaman anlayabiliyorum. Zihnimi kavuran çöl sıcaklığı tüm yeteneklerimi kaybetmeme neden oluyor.

Kaos ve Aşk

Son uyuşturucuyu klozete basıp sifonu çektim

Fiyakalı düşler kurup, sahte kahramanlıklar yapıyorum. Üzerine kafa yormadığım her meselede kendimi haklı çıkararak, yine buna en çok ben inanıyorum. Zaman geçiyor, gerçeklere dönmenin vakti çoktan geldi. Elimde kalan son uyuşturucuyu klozete basıp sifonu çektim. Aklıma saygısızlık etmemek için yeni bir başlangıç yalanını uydurmaya gerek duymuyorum. Yer yön olmadan çıkacağım yolculuğun ilk günü, uzun süre ayık kalmam gerecek ve başarabilir miyim bilmiyorum. İlk işim dört kutu çiğ krema içmek oldu, yaklaşık üç dakika sonra içimdeki bütün pislik gırtlağımdan yukarı hücum ederek etrafa saçıldı.

Üzerimdeki kirli kıyafetleri kenara fırlatıp banyoya geçtim, yerde bulduğum kırık ayna parçasıyla vücudumu incelemeye koyuldum. Kabuk tutan birkaç yarayı soyup kanamasını sağladım, kaburgalarıma dokunup, saçlarımı yoldum.  Suyun kaynamasını beklerken, ısının zirve yaptığı o an dişlerimi dudaklarıma geçirip çeşmenin altına girdim. Vücudumdan akan pisliği izlerken kızarmaya başlayan derim buna son vermem gerektiğini söylüyordu, ama hayır! Koku gidene kadar, kesinlikle kımıldamayı düşünmüyorum. Derim daha önce olmadığı kadar yumuşak ve kırmızı. Sıcaklığı hissetmiyorum artık, diş etlerime biriken kan ağzımda metalik bir tat bırakarak kusma isteği uyandırıyor.

Üvey annesine aşık olan prens

Açlıktan ölmeden önce

Ayak parmaklarımın arasından gidere doğru akan, son pislikten sonra ayağa kalkarak kurulanıyorum. Binlerce iğne derime girip çıkıyor, yumuşayan kabukların altından zehir fışkırıyor. Üzerimde havluyla salona geçip camların üzerine örttüğüm siyah naylonları teker teker söküyorum, akşam olmak üzere. Açlıktan ölmeden önce kaynar suda üç tane yumurta haşlayıp, iki dilim ekmek kızartıyorum. Kızarmış ekmeğin kokusu yayılıyor şehre, sonra çocukluğum geliyor aklıma, annemin sobanın üstünde kızartıp yağladığı ekmeklerin kokusu. Son yumurtayı yerken bir bardak şarap doldurup ardından sigaramı yakıyorum. Sessizlik delirme eşiğimi yükseltiyor, müzik çalara doğru koşup düğmeye basmamla her şey normale dönüyor.

‘’Look up here, I’m in heaven 
I’ve got scars that can’t be seen
I’ve got drama, can’t be stolen
Everybody knows me now’’

Tehlikenin farkında değilsiniz, bugün aranıza karışacağım. Rutinlerinizi gerçekleştirmek için çıktığınız yolda ve belki de sevdiklerinizi düşünürken içinizde infilak edeceğim. Sırtımın orta yerini kemiren sızı bile engel olamayacak buna. Kalan şarabı içtikten sonra, üzerimi giyinmek için yatak odasına geçtim. Her zaman giydiğim yeşil gömlek, siyah kot pantolon ve çorabım, işte bu kadar. Evden çıkmadan önce Paza’yı arayarak Cemre Parkı’na gelmesini söyledim, o an yüz ifadesini görmeyi çok isterdim doğrusu. Binanın önünden taksiye atlayıp adresi tarif ettim, yirmi dakika sonra üç yüz elli sekizinci caddenin başındaydım.

Aynanın İçinden satranç Motifi 3. Bölüm

Tıpkı eski günlerdeki gibi

Parayı ödeyip taksiden indim, saate baktım dokuz olmak üzere. Paza gelene kadar köşedeki börekçide bir şeyler atıştırıp karnımı doyurdum, yarım saat sonra telefonum çaldı, arayan Paza. Köprünün altında buluşup parka doğru geçtik, sırt çantasını da getirmişti tıpkı eski günlerde olduğu gibi. Uygun bir yer bulup oturduk, çantasından içki şişelerini çıkarmaya başladı. Bir şişe şarap, üç kutu bira, bir şişe votka ve bir kutu vişne suyu. Hepsini beş litrelik bidonda karıştırıp çalkaladıktan sonra içmeye başladık. Havanın soğuk olmasına rağmen, içtiğimiz her yudumda biraz daha ısındık, konuşacak meseleler birikmişti fakat susuyorduk. Bu sefer sessizliği bozan taraf ben oldum.

‘’Çok düşündüm Paza, artık böyle devam etmeyecek.’’

‘’Ne düşündüğünü anlatırsan belki yardımcı olabilirim.’’

‘’Senden Orhan’la konuşmanı istiyorum, geri döneceğimi söyle.’’

Gözleri büyüdü, elindeki bardağı evirip çevirdi, sigaradan bir duman çektikten sonra seyrek bıyıklarını burdu.

‘’İyi düşündün mü Deniz?’’

‘’Her şeyi düşündüm Paza, gitmem gerekiyor ve çok paraya ihtiyacım var.’’

Gece yarısına kadar içmeye devam ettik, soğuk kendini iyice hissettirmeye başlayınca Cemre Parkı’ndan ayrıldık. Taksiye atlayıp Kızılay’a döndüm, daha çok içkiye ihtiyacım var. Eski Yeni’ye oturup bira söyledim, başımın üstünden vuran sıcaklık sarhoşluğumu pekiştirdi. Kaybedecek hiçbir şeyim yok, bu yüzden risk almaya değer, daha iyi yaşamak için aklıma başka seçenek gelmiyor. Düşünceler birbirini kovalarken beşinci birayı da içip kalktım. Sakarya bomboş, taksi şoförleri ve midyeciler dışında kimse yok. Yalpalayarak yürümeye devam ettim, evsizler tarafından kuşatılmış bir şehirde sıcak yatağı kimse hak etmiyor bu yüzden uyumayacağım. Soğuğu ve alkolü iliklerime kadar yaşayacağım, montumun cebinden çelik matarayı çıkarıp sıkı bir yudum çektim.

Genzimi yakarak ilerleyen viski biraz olsun içimi ısıttı, Abdi İpekçi Parkı’nı geçip Sıhhiye’ye vardım. Daha fazla yürüyecek gücüm kalmadı, olduğum yere çöküp sigara yaktım. Sabah olmak üzere, birkaç saat sonra işe, okula, sevdiklerine gitmek için yığınlar tarafından işgale uğrayacak kaldırımlara acıyarak baktım. Belimdeki silaha davranıp kabzasını sıkıca kavradım, tek arzum beynimi dağıttıktan sonra rezilliğimi az da olsa izleyebilmek. Ben Deniz, gece yarısından sonra tam dokuz yüz bir yaşıma bastım. Sabaha az kaldı, tekelsiz köyleri yaktık Ahmed Arif’in başı sağolsun. Tehlikenin farkında değilsiniz aranıza karışacağım ve hiç beklemediğiniz bir anda içinizde infilak edeceğim.

11. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler

Zamana yolculuk

Kirli Melek

Haziran

Recep ile Nadan

Benim Öyküm