haziran

Haziran

Haziran, Çağlar Yıldırım‘ın kaleme aldığı öykü dizisidir.

Haziran

Taksitleri ve ödenecek borçları düşünerek geçirdiği uykusuz gecenin ardından sızlayan gözlerini ovarak yataktan kalktı. Mahir’in odasına girip üstünün örtülü olup olmadığını kontrol etti o kadar huzurlu uyuyordu ki çocuk olmayı, Mahir kadar huzurlu uyuyabilmeyi istedi. Sabah ezanın okunmasına on beş dakika var, süt içmek için mutfağa girip dolabı açtığında yorgunluğu bir kat daha arttı, kahvaltılık yiyecekler bitmek üzereydi, sütü dolaptan çıkarıp cezveyi yarısına kadar doldurdu kaynadıktan sonra bardağa boşalttı, kaynar süt hayır diyemeyeceği nadir içeceklerdendi. Bisküviyi süte bandırıp yerken borçları nasıl ödeyeceğini düşündü, salona gidip kâğıt kalem aldıktan sonra tekrar mutfağa döndü. Ayaküstü gelir gider tablosu yapıp derin bir ah çekti.

‘’Hadi gel işin içinden çık Sami Efendi.’’

Maaş gününe on gün var, cüzdanına baktı sadece yüz lirasının kaldığını görünce başını kaşıyıp sütü bir dikişte bitirdi. Patronundan avans istemekten başka seçeneği yoktu. ‘’Maaşı zamanında vermeyen adam avans verir mi?’’ diye geçirdi içinden. Keyfi hepten kaçtı, ezan sesini duyunca ağır adımlarla yatak odasına doğru yöneldi. Sevim’i uyurken ayrı güzel buluyordu, alnındaki çizgiler, göz kenarında oluşan kaz ayakları, saçlarını istila etmeye başlayan beyazlar işte bunlar hep benim eserim diye suçladı kendini.

‘’Bir gün bile olsa gün yüzü gösteremeyecek miyim şu kadına?’’

Gömleğini pantolonunun içine yerleştirdikten sonra fermuarını çekti, cebindeki paranın yarısını eve bıraktı diğer yarısını da işe giderken yol parası yapmak için ayırdı. Maaş gününe kadar bu parayla idare etmek zorundaydı. Sigarayı bırakalı neredeyse bir sene olmuştu, şiddetli bir istekle irkildi zaten en olmadık zamanlarda gelirdi aklına. ‘’Masraf, masraf…’’ diye sayıkladı.

Osmanlı’da derin devlet

Fabrika

Hissettirmeden Sevim’in yanağına ufak bir öpücük kondurup evden ayrıldı. Sabahın serinliği koltuk altından girip göğsüne yayılınca ürperdi, sigara içmesi gerektiğini iyiden iyiye hissetti, cebindeki paraya kıyamayıp mahalle bakkalına yazdırmayı düşündü fakat yüzü tutmadı bakkala bir miktar borcu vardı, sigara fikrini erteleyerek otobüs durağına doğru yürüdü. On beş dakika bekledikten sonra ilk gelen OSTİM dolmuşuna bindi, kırk dakikalık yolculuğun sonunda soluğu Büyük Sanayi kavşağında aldı. On beş senedir baskı ustalığı yapıyordu, kâğıdın ruhundan en iyi Sami anlar, tabi böyle bir iddiası olmasa da. Fabrikanın iki blok aşağısında bulunan Bizim Market’e girdi. İbo her sabah olduğu gibi, etrafı temizleyip tabureleri ve kasadan yaptığı masaları dışarıya atmış, tost makinesini ısıtıyordu.

‘’Selamünaleyküm İbo.’’

‘’ Aleykümselâm abi buyur.’’

‘’Oradan bi uzun Samsun versene ya da paketi boş ver tek sigara ver.’’

İbo, tezgâhın altında tekçiler için açtığı pakete uzanarak sigarayı uzattı.

‘’Buyur abi elli kuruş.’’

‘’Al bakalım İbo hadi hayırlı işler.’’

‘Eyvallah abi kolay gelsin.’’

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Buna da şükür

Dükkândan çıkmadan tezgâhın üstünde duran çakmak standından rastgele birini seçerek sigarasını yaktı, kokusunu bile özlediğini hissetti derin bir nefes çekti, başı döndü yavaşça dumanı dışarı verdi. Bugün diğer günlere oranla daha yoğun geçecekti, sipariş verilen kâğıt bobinlerinin teslim günüydü. Bunu düşünmenin sırası değildi, sigaranın tadına vararak fabrikaya doğru yürüdü. Sevim’i düşünüyordu, her türlü zorluğa onunla birlikte göğüs gerip, bir gün olsun şikâyet etmeyerek elde olanla yetinmesini bilmişti.

haziran

haziran

Son beş yıldır Sevim’in en sık kullandığı cümle ‘’buna da şükür’’ idi. Mahir’de annesinin tam tersi, halden anlamaz istediği şeyin anında olması konusunda dayatma yapar olmazsa suratını asar ömür billâh konuşmaz ‘’paramız yok’’ dedirtene kadar devam ederek o mahcubiyeti yaşatırdı. Tüm bu düşüncelerle birlikte fabrikaya vardı, oyalanmadan tulumlarını giyip makinelerin başına geçti. Etrafında olup bitenlerin farkında değildi, suratı asık ve inanılmaz bir sessizliğe bürünmüştü tam o sırada Latif baskı makinesini kapatarak bağırdı.

‘’Sami Usta hoooop kime diyorum?’’

‘’Ne bağırıyorsun be oğlum sabah, sabah.’’

‘’Günaydın usta dalıp gitmişsin, hayırdır?’’

‘’Her zaman ki şeyler işte onu boş ver şimdi şu işleri hızlandıralım bir an önce bobinler gelecek eli kulağındadır.’’

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Suriye’den kalk gel

Dört elden makinelere asılarak bir saatlik işi yirmi dakikada bitirdiler, geriye bobinlerin gelmesini beklemek kalıyordu. Latif acıktığını hissetti, evden çıkarken de bir şeyler atıştırmamıştı. Omar’a bağırarak yanına gelmesini söyledi.

’Omar lan! Gel buraya, git aşağıdan bana iki tane zeytinli poğaça al, kendine almayı unutma. Usta sen hangisinden yersin?’’

‘’Sağ ol Latif kahvaltı ettim ben.’’

‘’Hadi Omar fırla, çabuk gel çaylar soğumasın.’’

‘’Tamam usta.’’

‘’Bu da iyice kaptı Türkçe’yi, hayata bak arkadaş sen Suriye’den kalk gel Ankara’ya, baskıcıda iş öğren. Gerçi bunların tuzu bizimkinden kuru ya!’’

Sami konuşmanın varacağı yeri bildiği için sözünü kesti.

‘’Saçma saçma konuşma be Latif, çocuk burada sabahtan akşama kadar bizim aldığımız paranın yarısına it gibi çalışıyor, kimin tuzu daha kuru hepimiz açız işte amına koyayım.’’

‘’Kızma abi hemen ne dedik ya!’’

‘’Neyse, neyse zevzeklik etme sigaran var mı?’’

‘’ Var sen bırakmadın mı sigarayı?’’

‘’Bıraktım da canım istiyor bazen işte.’’

‘’Buyur abi.’’

‘’Eyvallah.’’

Omar gelene kadar çayları doldurup içmeye başladılar, Sami yerinde duramıyordu bobinlerden birini sırtlayıp baskı makinesine yerleştirdi.

‘’Aman usta ya iki dakika nefes aldırma zaten’’ dedi Latif.

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Fabrikada mesai

Makinenin çalışmasıyla birlikte sessizlik yerini kulakları tırmalayan bir homurtuya bıraktı. Beş dakika sonra Omar nefes nefese içeri girip elindeki poşeti Latif Usta’sına uzattı. Omuzları gerildi, parmaklarını çıtlatıp Omar’a kibirli bir bakış fırlatarak geç kaldığı için öfkelendiğini belli etmeye çalıştı. Çaylar yudumlanırken iştahla poğaçalar yendi, kahvaltıdan sonra birer tane daha sigara içip tekrar işe koyuldular. Saat on bire doğru beklenen tır ve bobinler geldi, Sami forkliftçiyi arayıp hemen gelmesini söyledi bu sırada deponun kapağını açarak tır şoförüne nasıl yanaşması gerektiğini gösterdiler.

Şoför dar alanda usta manevralarla sorunsuz bir şekilde depoya yanaştı, çok geçmeden forklift geldi ve bobinleri indirmeye başladılar. Üç saat süren çalışmanın ardından rahat bir nefes alarak öğle yemeği paydosu verildi. Üçüncü baskı işi bitmiş ve sabah çıkan baskılarda ebatlarına göre kesime verilmişti. Günün geri kalan kısmında yapmaları gereken tek iş yarım saat aralıklarla boyaları, tutkalları ve selefonu kontrol etmekti. Bugün öğle yemeğinde üç çeşit çıkmıştı. Kabak dolması, yoğurt ve mercimek çorbası, iştahla yediler. Latif radyonun başına geçerek ses verdi, sandalyenin üzerinde gerinip göbeğini ovuşturdu Sami. Omar çayları tazeledikten sonra sigaralar yandı.

‘’Bakılmaz mı gözden dökülen yaşa

Gör ki neler geldi o garip başa

Hasret etti bizi gama gardaşa

Bir ayrılık bir yoksuzluk biri de ölüm…’’

Eğer ‘’neden’’ diye sormaya başlarsa devamı gelecekti gayet iyi biliyordu, belki de hiç evlenmemeliydim diye düşündü.

‘’Kendime bakamıyorum daha ne bok yemeye evlendin göt kafalı Sami.’’

 

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

21. Yüzyıl’da aşkın hebası

Rahip

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 4. Bölüm

Kalbimin senfonisi

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Kurtuluş 8. bölüm

Yaşamak için

Nekahet kutusu