Haziran

Haziran 5. bölüm

Çağlar Yıldırım‘ın sevilen eseri Haziran öyküsünün 5. bölümüdür. Haziran öyküsünün ilk 4 bölümünü okuduktan sonra bu bölümü okumanızı öneririz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

Haziran

Döndüğünde Naki arabayı istop ettirmiş keyifle sigarasını içiyordu, Sami’yi görünce arabayı çalıştırıp gülümsedi, yola koyuldular eve gitmeden önce markete uğrayıp yeşillik ve peynir aldılar. Şirintepe’ye vardıklarında bazı gecekonduların yıkıldığını görünce içi ezildi, duruma yakındı.

‘’Hiç sorma abi kentsel dönüşüm bahanesiyle yaşam alanlarımızı talan ediyorlar, ölü fiyatına arsayı sahibinden alıyorlar binayı dikince ev fiyatları alıp başını gidiyor almak bir kenara dursun işçi, emekçi biri kirasını bile karşılayamaz.’’

‘’Sonumuz ne olacak çok merak ediyorum.’’

‘’Direneceğiz başka çare yok dört beş kere teklif geldi en sonunda üç daire vermeyi bile teklif ettiler ama kabul etmedim, komşularla konuşuyorum oturduğunuz yerleri vermeyin mumla ararsınız yoksa diye birkaç kişinin kararını etkiledim ama mahallenin tümüne söz geçirmek ne mümkün.’’

‘’Sen üstüne düşeni yap için rahat olsun en azından, seni dinlemeyenlerde çilesini çeksin yapacak bir şey yok.’’

‘’Gönül el vermiyor abi işte ne hali varsa görsün diyemiyorsun.’’

Okudum maalesef

O akşam oturup saatlerce muhabbet ettiler rakının nasıl bittiğini anlamadılar bile, Naki sazın teline vurdukça içinden bir şeyler koptu gecenin karanlığına karıştı, yanık bir sesi vardı, yürekten söylüyordu Naki’yi dinleyen birinin yüreğinin sızlamaması mümkün değildi, kendiyle ilgili bir konu açılınca üzerinde durmak istemedi kısa cümlelerle geçiştirdi. Okuduğu kitapları görünce Sami’nin ağzı açık kaldı, evin her tarafı kitaplarla doluydu, hepsini okuyup okumadığını sordu, yorgun bir ses tonuyla ‘’Okudum maalesef’’ dedi. Neden maalesef dediğini anlamadı, bunaltmamak için sormadı da, yaşanmışlığın ağırlığı vardı üzerinde, her hareketinde ve her konuşmasında bir bilgelik vardı.

‘’Dert ortağı’’ sayılırız artık dedi, abisi olsun istermiş kısmet değil işte, kısmetten öte köy yoktur derler. Tasalanmaması için teselli vermek istedi, kan bağı olmasa da kendisini abisi saymasını istedi, laf olsun diye değil gerçekten istedi bunu. Saat geç olduğundan eve gitmek istemedi, sabah güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra eve doğru yola koyuldu. Naki kendisini bırakmak istediğini söylese de geri çevirdi teklifi, yürümek istiyordu. Giderken gözüne çarpan birkaç kitap oldu okumak istediğini söyledi seve seve verdi. Ne zaman isterse burada ki kitapları sormadan alıp okuyabileceğini söyledi.

Kitabı açıp okumaya başladığında hayatının değişeceğini bilemezdi, çok şey öğrendi. Yıllarını okumadan geçirdiği için kızdı kendine, akşama kadar okuyor işporta saati gelince takıları tezgâhı alıp Kızılay yolunu tutuyordu, akmasa bile damlıyordu. Günlük bazen elli, bazen yetmiş, bazen yüz lira kadar kazanıyordu bereket versin ne kalsa kardır. Çocuklarla birbirlerine iyice ısındılar politika, felsefe tartışıp memleketin ahvali üzerine kafa yordular. Haftaların, ayların nasıl geçtiğini anlamadı, kendindeki değişikliklere şaşırmaktan Sevim’i ve Mahir’i ihmal ettiğinin farkında değildi, suçluluk duygusu içini kemiriyordu.

Tek kelime edemedi

Bir gün bürodan eve dönerken binanın önünde nakliye aracı olduğunu gördü, komşulardan biri taşınıyor zannetmişti ama eve çıkınca gerçeklerle yüzleşmesi acı oldu. Sevim gözleri nemli kapıyı açtı tek kelime etmedi, dona kalmıştı suçluluk duygusu her yanını sardı. İçeri girdiğinde icra memurları, götürülecek eşyaların listesini çoktan yapmışlardı, hamallar taşımaya başladığında engellemeyi düşündü ama ne fayda zorluk çıkarırsa polis gelirdi, o zaman işlerin iyice sarpa saracağını biliyordu.

İki saat sonra evde halılardan ve yataklardan başka eşya kalmadı, ne kadar banka varsa kulağını çınlattı, sinirle kredi kartını cüzdanından çıkartıp parçaladı, sonucu değiştirmeyeceğini bile bile. O günden sonra evdekilerle arasında soğuk rüzgârlar esti, işportadan gelen para ev masrafını anca karşılıyor başka bir işe yaramıyordu, borcu borçla kapatmayı denedi, iyice eline yüzüne bulaştırdı. İki hafta sonra Sevim valizini hazırlayıp Mahirle birlikte Samsun’a babasını yanına döneceğini söylediğinde beyninden vurulmuşa döndü, yalvarsa da ikna edemedi, kararlıydı Sevim. İşinden atıldı, karısını ve çocuğunu ihmal etti, ‘’ne iyi bir baba olabildim ne de iyi bir eş sonucuna katlanmam gerekiyor’’dedi.

AŞTİ’den uğurlamak da varmış

Sevimi suçlayamazdı ‘’yüzüme tükürse yeridir’’ diye hak veriyordu üstelik. Karısını ve çocuğunu AŞTİ’de uğurlamak da varmış, otobüs Samsun’a doğru hareket ederken arkasından baka kaldı. Eve gittiğinde alışık olmadığı sinir bozucu bir sessizlik kaplamıştı her yeri daha fazla evde duramayarak Naki’ye gitti o gece. Kapıda Sami’yi görünce şaşırmıştı habersiz gelmeyeceğini iyi bilirdi içtenlikle buyur etti.

‘’Hoş geldin abim, buyur geç içeri.’’

‘’Hoş buldum kardeş.’’

‘’Hayırdır abi ne oldu? Dokunsam ağlayacaksın.’’

‘’Hiç sorma başıma neler geldi, rezil bir adamım.’’

‘’Dur bakalım, peşin hükümlü olma anlat hal çaresi buluruz.’’

‘’Zor biraz Naki, hanım çocuğu alıp memlekete döndü daha fazla dayanamadı kadın.’’

‘’ Niye peki özel değilse tabi.’’

‘’Niye olacak kardeşlik eve bakamadım icra geldi onu geçtim evdekileri unuttum kendi derdime.’’

‘’İçer miyiz o zaman?’’

‘’Doldur içelim.’’

İnce Memed

Hal çaresi bulunamadı boğazlarına kadar çaresizliğe battılar, Naki saz çaldı Sami içti ‘’karımı, çocuğumu bezdirdiysem daha iflah olmam’’ dedi. O gece Naki icra geldiğini duyunca, ‘’Gel buraya taşın tek yaşıyorum zaten, boşuna kira ödeme durumları toparla bir süre, yengeyi getirirsin o zaman’’ dedi. Mantıklı geldi ertesi gün birkaç parça eşya alıp oraya taşındı, işporta, büro, eylem, eğitim derken geldiği noktaya inanamaz oldu. O sıralar Naki Sami’ye ‘’İnce Memed’i okudun mu?’’ diye sordu, okumadığını söyleyince, eline tutuşturdu tuğla gibi dört tane kitabı, ‘’nasıl bitireceğim?’’ diye kara kara düşündü fakat kitaba başlayınca sular seller gibi okuyup iki haftada bitirdi. Kitap üzerine Naki ile günlerce tartıştılar. Naki bir gün tartışma esnasında öyle bir şey söyledi ki Sami onu hiç unutamayacaktı ‘’Abdi Ağlar tarih boyunca hep var oldu ve olmaya devam edecek önemli olan İnce Memed ruhlu olabilmek*.’’

Emeğine ve emeğin mücadelesine daha sıkı sarıldı, gözü açılmıştı artık güç ellerindeydi. Mayıs ayı geldiğinde daha çok çalışmaya başladı, havalar ısındığı için işler iyiye gidiyordu, günlük kazancı biraz olsun artmıştı, bu sırada sürekli Samsunu arayıp Mahirle konuştu onu ne kadar çok özlediğini söylese de ‘’Ben de seni özledim baba’’ dediğini duyamadı.

Sevimin öfkesi geçmişe benzemiyordu işleri yoluna sokmaya başladığını söyledi ama inandıramadı, ‘’Sorun para pul değil hala anlamak istemiyorsun, başka bir adam oldun eski Sami yok’’ dedi.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

İttihat ateşi

Recep ile Nadan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Kirli Melek

Zamana yolculuk

Gün Karanlık

Benim Öyküm