haziran

Haziran 4. bölüm

Çağlar Yıldırım‘ın kaleme aldığı Haziran öykü dizisinin 4. bölümüdür. Haziran öyküsünü daha iyi kavrayabilmek için öncelikle ilk 3 bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Haziran

Azat’ın üstünde bulaşık önlüğünü ve eldivenleri görünce gülmek istedi, yanlış anlar diye gülmedi. Gerçekten muzır bir çocuk hiç konuşmasın karşınızda öylece dursun istemsiz kahkahayı basarsınız.

‘’Geçen sefer de sen yıkıyordun bulaşıkları.’’

‘’Hiç sorma abi ya imanım gevredi bulaşık yıkamaktan ama bulaşık deyip geçme bu da ciddi sorumluluktur.’’

Yardım için kolları sıvadı, o yıkıyor Sami duruluyordu kısa zamanda bulaşıkları bitirip çayı ocağa koydular, çay olana kadar balkonda sigara içip muhabbete daldılar.

‘’Kimse yok bugün hayrola.’’

‘’Arkadaşların işi var dergi dağıtmaya çıktılar, diğer arkadaşlar da ozalit pankart falan hazırlıyor akşam eylem var.’’

‘’Ne eylemi?’’

‘’Bizim dergiyi basıp son sayıları toplattılar, çalışanlardan iki kişi tutuklandı.’’

‘’Allah Allah dergi niye toplatılır ya, onu geçtim dergide çalışıyor diye insan tutuklanır mı?’’

‘’Bu ülkede normal, gerçeği halka taşıyorsan bazı bedelleri ödemek zorunda kalıyorsun. Alıştık şaşırmıyoruz artık.’’

‘’En kötüsü de bu alışmak, var mı dergi getir de bakıyım merak ettim.’’

Elinde iki üç tane dergiyle geri döndü, Sami dergileri karıştırmaya başlayınca mutfağa geçip iki bardak çay getirdi. Dikkatle inceliyordu, derginin kapağında büyük harflerle ‘’HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ’’ yazıyordu. Sayfaları çevirip okuyabildiği kadar okudu, aşina olmadığı kelimeler olsa da anlamakta güçlük çekmedi, dergileri masanın üzerine bıraktı.

‘’Ne var yani şimdi bu dergide, kötü bir şey yazmamışsınız.’’

‘’Sen, ben böyle düşünüyoruz onlar farklı düşünüyor.’’

‘’Onlar, onlar…’’

Genç olmak varmış

Yarım saat süren sessizlik zilin çalınmasıyla son buldu, elinde dergilerle içeri Naki girdi, Sami’yi görünce çok mutlu oldu. ‘’Vaaay abim hoş geldin’’ diyerek sarıldı. Büro tıpkı o akşam olduğu gibi kalabalıklaştı, gençlerin enerjisiyle cıvıl, cıvıl oldu bir an ‘’genç olmak varmış’’ dedi. Sohbet muhabbet derken eylem saati geldi, eyleme katılmak aklında yoktu o günden sonra, eve gitmeyi planlıyordu ama orada olmak istedi, gençleri yalnız bırakmak içinden gelmedi. Ozalitleri, pankartları sırtlanıp bürodan çıktılar, Konur Sokağa vardıklarında Çevik Kuvvet’in yine Metro çıkışında beklediğini gördü. Tam o sırada Naki gür sesiyle sloganı patlatınca hep bir ağızdan tekrar etmeye başladılar ‘’DEVRİMCİ BASIN SUSTURULAMAZ’’ arkası kesilmedi soluğunu toplayarak Sami’de katıldı.

‘’HALKIZ, HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ’’

Slogan bitmeden, Seher koşar adımlarla Naki’nin yanına giderek beyaz bir kâğıt aldı, birkaç slogan daha attıktan sonra Seher megafon askısını omzuna takarak konuşmaya başladı.

‘’Halkımız ve basın emekçileri;

Dün sabaha karşı dergimize düzenlenen operasyonda iki dergi çalışanı arkadaşımız tutuklanmış ve son sayımız toplatılmıştır. Operasyon sırasında duvarlar kırılarak ofise girilmiş ve arkadaşlarımız işkenceyle gözaltına alınmıştır. Gözaltı, işkence, tutuklamaların günlük hale geldiği her yeni günde AKP faşizmi, saldırılarını büyütüyor. Basın özgürlüğü sıralamasında yüz seksen ülke arasında yüz elli dördüncü sıradayız, muhalif basına yönelik baskı ve şiddet her geçen gün artmaktadır, dergi çalışanı birçok arkadaşımız haber yapmak isterken işkenceye maruz kalıyor. Yasal dergimiz toplatılarak, büromuzu yıkmaya çalışarak susacağımızı zannediyorlar, ama yanılıyorlar her ne olursa olsun gerçekleri halkımıza ulaştırmaya devam edeceğiz, devrimci basın susmayacak halkımıza ve basına duyurulur.’’

Seher metini okumayı bitirdikten sonra Naki araya girip tekrar bağırmaya başladı.

‘’FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA’’

Sorunsuz bir şekilde eylemi bitirdiler, eylemden sonra grubun bir kısmı büroya geçerken Naki ve Azat, Eylül’e çay içmeye gidelim diye ısrar edince kırmadı zaten yapacak bir işi yoktu, çaylar geldi sohbet etmeye başladılar konu işe gelince Sami olan biten her şeyi anlattı, bir süre iş arayacağını söyledi. Naki ince belli çay bardağını sıkıca kavradı, sıkıntılı bir ifadeyle Sami’nin yüzüne baktı.

‘’Ne yapacaksın abi var mı aklında bir şeyler?’’

‘’Valla Naki baskıdan başka anladığım bir iş yok, sanayiyi dolaşıp bakacağım fabrikalara usta lazımsa ne ala.’’

‘’Abi bak ne diyeceğim iş bulana kadar bizimle işportaya gelsene.’’

‘’Nasıl olur ki anlamam işportadan, hem bunun zabıtası var gelir dağıtırlar.’’

‘’Akşam on dedin mi zabıta kalmaz sokakta. İş çok basit, takı satacaksın biz de öyle yapıyoruz, straforun üzerine bez at tamamdır al sana tezgâh, geriye müşteri beklemek kalıyor, hem akşam saatleri hareketli olur Konur, Mülkiyelilerin önüne kurarsın sende malzemeleri.’’

‘’Malzemeleri nereden alacağız?’’

‘’Çayımızı içelim gideriz, Limon Pazarın hemen üstünde tanıdık esnaf var ucuza veriyor inciği boncuğu.’’

‘’Olur mu dersin Naki?’’

‘’Olur, abi olur merak etme.’’

Kollarını kaldırıp kucakladı

Çayları içtikten sonra hesabı ödeyip kalktılar, binanın kapısı açık bırakılmıştı ikinci kata çıkıp yedi numaralı dairenin ziline bastılar. Kapıyı uzun sakallı, saçları örülmüş her yerinde dövmeleri olan bir genç açtı, Naki ve Azadı görünce kollarını kaldırıp kucakladı ikisini de.

‘’Neredesiniz ulan hayırsızlar, incik boncuk olmasa uğrayacağınız yok.’’

‘’Ne desen haklısın uğramadık epeydir, biz de boş kalamıyoruz ki gündem çok yoğun orada oraya koşturuyoruz, en son dergi basıldı duymuşsundur.’’

‘’Duydum, duydum ee tutuklanan arkadaşlar ne olacak?’’

‘’İki üç aya bırakırlar diye tahmin ediyoruz daha öncede böyle olmuştu, gözdağı vermek için alıp sonra bırakıyorlar klasik yani.’’

‘’Sen nasılsın Azat?’’

‘’İyiyim Ertan kardaş gördüğün gibi ne eksik ne fazla.’’

‘’İyi iyi, abiyle tanıştırmadınız.’’

‘’Doğru ya unuttuk bu Sami abi.’’

‘’Memnun oldum abi Ertan ben.’’

‘’Eyvallah kardeş.’’

‘’İçeri gelin hadi kahve içelim.’’

‘’Hiç zahmet etme Ertan acelemiz var Sami abi için geldik, işportaya çıkacağız takılara bakalım.’’

‘’Keyfin bilir teklif var ısrar yok, takıların yerini biliyorsunuz seçin ayırın torbaya fiyatı hallederiz.’’

Ertan’ın yanına geçtiler

Naki ve Azat tecrübeli olduğundan çok satan takıları Sami için ayırıp poşete doldurdular, poşeti alıp Ertan’ın yanına geçtiler. Ertan torbadaki takıların fiyatını çıkarmaya başladı yaklaşık on dakika sürdü.

‘’Abi normalde bileklikler, kolyeler falan biraz pahalı ama maliyetinden çok az bir karla verdim sana, yüzüklerde yapabileceğim pek bir şey yok imalatını yapmıyorum başkasından alıyorum çünkü toplamda dört yüz elli lira.’’

Naki araya girerek ‘’Yabancı mıyız ulan o fiyat ne biraz daha indir, hem ilk işportası çorbada tuzun olsun biraz.’’dedi.

‘’Peki, madem -öyle diyorsun, üç yüz yetmiş ver abi tamamdır katkımız olsun sana.’’

‘’Ertan kardeş bu torbalar burada dursun üzerimde o kadar para yok yarın fabrikadan maaşımı alınca gelir alırım.’’

‘’Sorun değil abi takıları al yarın bir ara uğrayıp verirsin acelesi yok.’’

‘’Teşekkür ederim.’’

El sıkışıp oradan ayrıldılar Azat büroya, Naki’de eve geçecekti. İlk önce Azat’ı büroya bıraktılar daha sonra Tuzluçayır’a doğru yola düştüler, türküler söyleyerek, muhabbet ederek Tek Mezar parkına kadar geldiler el sıkışıp arabadan inerken.

‘’Sami abi bu akşam işin var mı?’’

‘’Yok, kardeş ne oldu hayırdır.’’

‘’Madem işin yok bana gel abi rakı içelim sazda var sohbet ederiz.’’

‘’Bilemedim ki şimdi rahatsızlık vermeyim.’’

‘’Yok, ne rahatsızlığı olur mu öyle şey boşuna mı abi diyoruz.’’

‘’Eyvallah ciğerim o zaman bekle şu torbaları eve bırakıp geleyim.’’

Naki’yi bekletmek istemediği için koşar adımlarla eve yürüdü Sevim kapıyı açtığında yüzü kireç gibiydi çekinerek ‘’Merak ettik Sami nerelerdesin bu saate kadar, yapmazdın böyle’’ diyebildi. Elindeki torbaları kapının girişine bırakıp Sevime sarıldı.

‘’Merak etme hanım endişelenecek bir şey yok biliyorsun işten atıldım, akşamları işportaya çıkacağım artık, geçici bir süre tabi iş bulana kadar. Şimdi bana müsaade bir arkadaşa gidiyoruz iki üç kadeh yuvarlayacağız sen bekleme uyu.’’

DEVAM EDECEK

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Zamana yolculuk

Kirli Melek

Kurtuluş

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi

Recep ile Nadan

Benim Öyküm