cavalacoz

Cavalacoz Kerhanesi 1. Bölüm

Çağlar Yıldırım’ın yeni öyküsü Cavalacoz Kerhanesi’nin ilk bölümüdür.

Cavalacoz Kerhanesi

Bir yıl önce yerleştiğim bu boktan otel odasına sıkı pazarlıklar sonucu ve ödemeyi geciktirmemek şartıyla her ayın ikisinde tam 550 lira ödüyorum. Yan odada durmadan düzüşen iki ibnenin inlemelerini saymazsak mutlu bile sayılırım. Duvarda asılı vasat bir tablo, yer yer soyulmuş demode duvar kâğıtları, pislikten dolayı griye yüz tutmuş halıfleks zemini, bir Beyaz Başlı Kapuçin’in işeme, sıçma ve temizlenme ihtiyacını karşılayabileceği büyüklükteki banyosuyla şehrin kaçak turizmine katkı sağlayan mütevazı ve güler yüzlü bir işletmeden bahsediyorum.

Sorunları ertelemek için gerçekten güzel bir gün hatta öylesine güzel bir gün ki nesnelerin ve düşüncelerin birbirine girdiği odama çekidüzen verme isteği uyandıracak kadar güzel. Son günlerde odanın üzerine karabasan gibi çöken nem yüzünden ciddi problemler yaşıyorum. Bunlardan en önemlisi beni donsuz yatmaya mahkûm etmesi ve diğer önemli şey de yine beni donsuz yatmaya mahkûm etmesi. Tek hamlede yataktan fırladım, bacağıma yapışan taşaklarım kâğıdın yırtılma sesine benzer bir ses çıkararak olduğu yerden ayrılıp sallanmaya başladı. Masanın üzerinde duran paketin içinden bir dal sigara alıp içmeye başladım, bir hafta önce bıraktığım tütün sarma işini lanetleyerek yâd ettim.

Çözüm yolları aradım

Çankırı Caddesi trafiğe kapanmışken fırsattan istifade eden mendil satıcılarının araba camlarına yapıştığını görünce içim rahatladı her şey olması gerektiği gibiydi. Birkaç orospu görme ümidiyle sigara bitene kadar cam kenarından ayrılmadım işin kötü tarafı pezevenklerde elini ayağını çekmişti sokaktan. Belki de ben olmadık zamanlarda hiç olmayacak şeyler istiyorumdur. Dolaptan havluyu aldıktan sonra yönümü banyoya çevirdim, çıplak ayağıma yapışan pislikleri elimle temizleyip duş teknesindeki yerimi aldım. Su ısınana kadar Orta Doğu’da yaşanan sorunlara mesai harcayıp çözüm yolları aradım ve sonunda ısındı. Suyu yarım yamalak fışkırtan duş başladığını söküp elimde kalan hortumla vücudum her yerini ıslatıp sabunladım.

Vücudumdaki suyun doğal yöntemlerle kuruması gerektiğine karar verince kurum bağlamış havluyu çöpe bastım. Masaya oturup bugün yapacağım işleri ve halletmem gereken birkaç sorunu düşündüm. Bir sigara yaktım ve daha ciddi meselelere odaklandım, tüm insanlığı ortak paydada buluşturabilecek bir takım meseleler. Bunlardan ilki ıslak götle kesinlikle tahta sandalyeye oturulmaması gerektiğiydi, kaşınan götümü sandalye ekseninde hareket ettirerek kaşıntıyı aldım. Öğle çoktan devrilmişti tam 7’de barda olmam gerekiyordu. O saate kadar elbette yapacak bir şeyler bulunabilirdi, kıyafetlerimi giyerek dışarı çıktım.

Caddeyi iki taraflı kuşatan pavyonlara selam durarak Çiçek Lokantası’na girip mercimek çorbası söyledim, belki de buraya dair nadir güzel şeylerdendi önüme gelen şu çorba. Oyalanarak çorbamı kaşıklamaya başladım her kaşık daldırmanın arasına minimum iki dakika sınır koyarak tadından ziyade bokunu çıkardım. Hesabı ödeyip lokantadan çıktığımda enerjimin tazelendiği hissettim sebebi hakkında bir fikrim yok ama. Ulus’a, Sıhhiye’ye daha sonra Kızılay Meydanı’na kadar ağır ağır yürüdüm. Anlam veremediğim doğa olaylarından biri de kaykaycı çocuklardı, başarısız kopyalar diye düşündüm belki de tornet ve kayak nesli çatışmasıdır.

Bomonti mi yoksa Efes malt mı?

Metro altından Konur’a doğru hızlı bir geçiş yaptım, Dost Kitabevi’ne uğrayıp raflara şöyle bir göz gezdirdim almak istediğim kitaplar çakma deri cüzdanımın bölmelerine sığmadığı için bu fikri ilerleyen günlere erteledim. Ardıç’a çıkıp çay içmenin vakti gelmişti öyle de yaptım, bir çay sonra bir çay daha sonra en demlisinden bir çay daha. 7’ye yirmi kala zor durdurabildim kendimi sigara ve çaydan çamur gibi olan ağzımı Konur Büfeden aldığım naneli şekerlerle biraz olsun ferahlatabildim. Binanın merdivenlerini çıkarken bu gece kaç fıçı bira dolduracağımı, Bomonti mi yoksa Efes Malt mı daha çok satacak veya bir mucize olur da kokteyl satabilir miyiz ihtimalleri üzerine düşündüm durdum.

Ceketimi askılığa asıp bara geçtim, bomboş bir barda her zaman silinmesi gereken çok masa vardır. Müziği ayarladıktan sonra su doldu sprey şişe ve mikro fiber bezle masaları teker teker dolaştım. Sekize doğru Ulaş geldi, tarzını ve düşüncelerini beğendiğim çalışkan kazmanın tekiydi. Boynuna sardığı bandanayı çıkartıp bara geçti her ahşam çakma rock yıldızlarla dolan mekânda orijinal olduğunu düşündüğüm nadir adamlardandı ve kokteyller hakkında gerçekten çok fazla şey biliyordu o yüzden ‘’bi sikten anlamıyorsun’’ demesine çok içerlemiyordum. Gece gerçek anlamıyla başlamıştı ilk önce House of The Rising Sun daha sonra ballı bira. Yarısına kadar nefessiz içtim, ilk zamanlar tuhaf gelse de sonradan alışmıştım Ulaş’ın tuhaf karışımlarına.

Sert adamlara benziyorlardı

Bardaklar makineye atıldı ardından silinip parlatıldı ve akşamın ilk müşterileri düşmeye başladı. Daha önce hiç görmediğim ve duymadığım bir motor kulübünden üç tane kazma cam kenarındaki masaya oturup beklemeye başladılar. Deri ceketler, yandan zincirli bol kot pantolonlar ve Harley Davidson çizmeler. Sert adamlara benziyorlardı hatta Cehennem Köpekleri bile diyebilirdim gerizekâlı ve kötü kopya olma ihtimalleri yüksek olmasaydı. Menüyü önlerine bırakıp beklemeye başladım, anlaşmanın maddelerini beş saat boyunca pür dikkat inceledikten sonra üç tane yetmişlik fıçı söylediler çünkü sert çocuk olmak bunu gerektiriyordu. Adisyona üç fıçı ekleyip Ulaş’a içkileri doldurmasını söyledim, yarım kova mısırı hazırlarken biraların fazlasıyla köpüksüz olduğunu görünce bu durumdan rahatsız olarak imkânlar ve gırtlağım elverdiğince yeterli oranda köpürmelerini sağladım. Servis olması gerektiği gibi yapıldı biralar içildi, mısır tazelendi ve yeni müşteriler gelmeye başladı.

Asi, özgür ruhlu, hiçbir şey sikimde değilciler geceyi benim için eğlenceli kılıyordu. Gerçek bir Metal deneyimi yaşamaları gerektiğini düşündüğüm için Ulaş’a göz kırptım çünkü Jimi Hendrix kötü kopyalar için cızırtıdan öteye geçemezdi. Freedom’un ardından çalan Raining Blood sert, asi, özgür ruhlu ve hiçbir şey sikimde değilci tiplerde vibratör etkisi yaratmış olacak ki masalar gıcırdamaya başladı. Şu aciz kazmalar için fazlasıyla kafa yormuştum, yolumu bulmam gerekiyordu. Gözüme kestirdiğim fıstıklardan birine ikram yollamakla işe koyuldum, uygun zamanı bekledikten sonra tanışma girişiminin olumsuz sonuç vereceğini anlamıştım.

Bu gece için daha fazla enerji sarf etmeli miydim bilmiyorum ama kadınsız yatmayacaktım. Henüz erken sayılırdı ilk atağın travmasını atlattıktan sonra uygun adayları kesmeye başladım yarım saattir barda dikilip etrafı süzüyordum, Ulaş’ın dirseğini mide boşluğuma yiyince kendime gelmiştim. Barın sağ tarafında oturan pilici göstererek sırıttı geceyi atlatmak için fena sayılmazdı. Alt tarafta iki shot hazırlayıp birini bar masasının üzerine koyup elimin tersiyle pilicin önüne doğru uzattım, tekila gırtlağımı yakarak mideme inerken geciktirmeden ballı biramdan yudumladım. Daha çok sese ihtiyacım vardı, akşam için hazırlanan müzik listesine şöyle bir göz attım büyük bir kazığı içime almayı tercih ederdim. Belli zevklere sahip bir hiç olarak duruma gecikmeden el attım, herkesi tatmin edecek numaralar vardı elimde.

‘’Drones since the dawn of time

Compelled to live your sheltered lives’’

Birkaç davarın ‘’voooaah’’ şeklinde böğürmelerinin ardından istediğim gürültüyü elde etmiştim. Hatunu barın içine alıp bir shot daha ısmarladım, bu gece kesinlikle kadınsız uyumayacaktım.

Devam edecek

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken öyküler:

Kalan Zaman

Recep ile Nadan

Zamana yolculuk

Kirli Melek

İttihat ateşi

Rahip

Haziran