Üç Tarafı Denizlerle Çevrili Denizsizlik

BALLİSTOFOBİ

Türkiye gibi neredeyse dörtte üçü denizlerle çevrili bir toprağa, yani 8000 küsür kilometre kıyıya sahip olup ta denizlere bu kadar sırtını dönen başka millet tanımıyorum. Nereden bakarsanız 1000 senedir Anadolu’da yaşamaktayız, gelin görün ki ne öğrendik? Cesaret edip de denizlere açılabildik mi? Oysa bu ülkenin üç tarafı denizlerle çevrili. Kaç tane deniz hukukçumuzu tanıyorsunuz, kaç tane oşinografi uzmanının ismini duydunuz ya da kaç tane akademisyen size denizcileşmenin öneminden ve gereğinden bahsetti? Kaç tane deniz şairi, ressamı ve de yazarı tanıdınız Cevat Şakir’in yarısı kadar kalem sallamış? Dünya Denizcilik Örgütü’nde aramızdan yükselip de bürokrat olmuş kaç kişi çıkarttık? Hangi kıyı belediyemiz denizin kirletilmemesi ve doğasını korumasıyla ün kazandı? Kaç tane ulusal ya da uluslararası deniz sporları yarışması düzenliyoruz, herhangi birimizin fikri var mı? Kaç tane dev Türk tersanesi sayabilirsiniz, bırakın saymayı olanlarda dahi iş güvenliği sıkıntısı çekmediğimiz? Kaç Türk limanı biliyoruz yüksek kapasiteye sahip bir terminal olarak kullanılabilecek? Global pazar içinde kendine yer edinmiş kaç Türk denizcilik şirketi sayabilirsiniz?

Üç tarafı denizlerle çevrili

2011 Balyoz Davasında sahte delillerle tutuklanıp, 2014’te Anayasa Mahkemesinin hükmüyle serbest kalan bir deniz aşığı, Bahriye subayı tanıyorum, gıyabında. Cem GÜRDENİZ’in “Mavi Uygarlık” kitabı kütüphanenizde güzide bir yeri ele geçirebilecek nitelikte, muazzam bir kitap. Türkiye’nin neden denizcileşmesi gerektiğini, denizcileşmek için neler yapması gerektiğini ve dünya denizcilik tarihini az da olsa merak ediyorsanız şiddetle tavsiye ederim. Metindeki kitap tavsiyemizi de tamamladıktan sonra biraz veryansına başlayabiliriz.

Böyle bir coğrafyada bile denizlerde gelişmeden sanayileşebileceğine inanan saf akademisyenler ve politikacılar var. Sanayileşmiş tüm ulus-devletlere bakın ne limanlarını, ne de rotalarını sayabilirsiniz. Çünkü malumunuz deniz yolu en ucuz taşıma yoludur. Dünya ticaret mallarını deniz yoluyla taşır. Bu nispeten ucuz taşımacılık sektöründe sizin de yer edinip, büyük pazarlara katılabilmemiz için akademilerimiz, gemi inşa mühendisleri, makina mühendisleri, Oşinografi uzmanları vb. gibi daha sayamadığım bir sürü alanda nitelikli öğrenciler yetiştirmeli. Diyelim ki yetiştirdik lakin denizcilik alanında Ar-Ge yapabilecek yeteri miktarda finansal kaynağa sahip değiliz. İşte o noktada devletimizin vizyoner politikacıları devreye girecek ve iş sektörüyle denizcilik konusunda Ar-Ge faaliyetleri icra eden kişileri buluşturacak. Buna binaen de devletimiz daha büyük gemileri inşa edebilmemiz için tersane yapımlarına ön ayak olacak. Sonuçta, devletin üzerine düşen de giderek yükselen denizcilik faaliyetlerini organize etmek için yeni vizyoner bir denizcilik üst politikası oluşturmak.

Az evvel 1000 senedir demiştik ya, 2011 yılında ilk içinde denizcilik ibaresinin geçtiği bir bakanlığa kavuştuk; “T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı” isminde. Şuan ki bakanımız Sn. Feridun BİLGİN. Önceki bakanlarımız ise; Binali YILDIRIM, Habip SOLUK ve Lütfi ELVAN. Bu bakanlar içerisinde denizcilikle en alakalı olan Sn. Habip SOLUK’tur zira diğer bakanlarımızın denizcilikle ilgili bir uğraşları bulunmuyor özgeçmişlerinde. Biz hep denizden korktuk. Ona sırtımızı döndük, garip ve manasız şekilde.

İzninizle biraz tarihe yolculuk yapalım!…

Türkiye bugünlerde 4. “Juan Carlos sınıfı” İspanyol gemisini alacak ve onu modernize ve modifiye edip 8 uçak kapasiteli bir uçak gemisi yapacak. Bu gemi aynı zamanda çıkarma gemisi olarak ta kullanılacak elbet aslına uygun olarak. “USS Nimitz” isimli Birleşik Devletler donanmasına ait bir geminin nükleer yakıt kullanabilme yeteneği sayesinde 20 yıl boyunca yakıt ikmali yapmadan dünya suların dolaşabildiğini biliyor muyuz? Ne hazin ki bir savaş gemisi satın almak için Avrupa yapımı bir sınıfa başvuruyoruz. Biraz aşağıda hissettiğim acizliği, okumaya zahmet edebilenler için 400 küsür sene evvel bu topraklarda nasıl bir üretim gerçekleştirildiğini hatırlatarak açıklamaya çalışacağım.

XVI. yy’ın 30 sene aralıklarla yaşanmış ve Osmanlı Denizciliği adına iki dönüm noktası olayı hatırlatmak isterim. İlki Muradî reis’in yazdığı “Gazavat-ı Hayreddin Paşa” isimli eserine ait (T.C. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Karargah Basımevi 1995). Eserde Haliç tersanesinin iki mevsimde toplam 90 parça kadırga üretebildiğini yazıyor. Devamında Preveze’de 120 parçalık Osmanlı Donanması ile rakip safı oluşturan Andrea Doria’ya ait 52 parça kadırga, Papa’ya bağlı 30 parça kadırga, İspanya Kralına bağlı 80 parça kadırga, Venediklilere ait 10 fırka’dan oluşan bir kuvvet ve dahasında haçlı “Barça sınıfı” gemilerinin iştiraki 140 adetti, Preveze yakınlarında gönüllü haçlı gemilerinin katılımıyla rakam 500 küsürü bulduğu not edilmiş!… Preveze rakamlarla böyle gözükür.

İnebahtı ve üç tarafı denizlerle çevrili

İkincisiyse, 30 sene arayla İnebahtı’da, Osmanlı Denizciliği büyük bir facia yaşar. Facianın dönüşüyse şöyle gerçekleşir. “Tek bir kış mevsiminde” Samsun’da, Kefken’de, Varna’da, Ahyolu’nda, İğneada’da, Biga’da, İstanköy’de ve tabiki Haliç’te yapılan inşalarla yakılan donanma yerine ziyadesiyle geri getirilir. Sadece Haliç tersanesinde, bir kış içerisinde 234 kadırga ve 8 mavna yapıldığı not ediliyor. Kaynaklar; Svat Soucek “İnebahtı Savaşı hakkında bazı mülahazalar”, Paulino Toledo “İnebahtı: Dünya Egemenliği için Akdeniz’de yapılan son Deniz Savaşı”.

Osmanlı Bahriyesi dahi ünlü amirallerini korsanlardan çıkartmıştır. Denizci yetiştirerek donanmasının kumanda etmemiştir. Bakınız, Kâtip ÇELEBİ’nin “Tuhfetü’l-Kibâr Fî Esfâri’l-Bihâr” (Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan) isimli değerli eserinin bir bölümü öğütleri içermektedir. Bu öğütler içerisindeki ilk madde ise dikkat çekici: “- Kapudan kendi korsan değil ise deniz işinde ve deniz savaşı üzerinde korsanlarla danışıklık edüp dinleye.”

Ticaret ve savaş gemileri üretmek ve bunları sevk ve idare edebilecek kadroları yetiştirmek değildir sadece denizciliğin hedefi, buna mukabil aynı derecede önem arzeden bir diğer husus ise, deniz dibindeki yeraltı kaynaklarına ulaşım ve sondaj tesislerinin yaratılması da denizciliğe dahildir. Enerji kaynaklarına kolay ve verimli ulaşım için de deniz teknolojileri üzerinde durulmalıdır. Cem GÜRDENİZ’ e göre, “Deniz dibi kaynaklarının çıkarılıp, işlenmesi bir sektör olarak içinde hidrografi, oşinografi, jeoloji, sismoloji ve metalürji gibi ciddi alanlarla ilişkilidir. Derin su ya da sığ su delme, çıkartma platform ve sistemlerini imal etmek ve işletmek, denizcilik gücü liginde en üst sıralarda bulunmakla eş anlamlıdır.” (GÜRDENİZ, Mavi Uygarlık, 2015, s. 53)

Son olarak, deniz turizmi, deniz mutfağı, deniz lokantaları, denizcilik kulüpleri, deniz edebiyatı, deniz çevreciliği, müzecilik, bilimsel ve kültürel aktiviteler gibi metine eklenebilecek hayati önem oluşturan ilintili başka konuların da varlığı bize, bu konuya daha önce verdiğimiz değerden daha fazlasını vermemiz gerektiğini ve denizciliği bir üst politika olarak kabul etmemiz gerektiğini gösteriyor. Oysa üç tarafı denizlerle çevrili

Üç tarafı denizlerle çevrili…

Dileğim o ki, tez zamanda boğulma fobimizi yenelim…

Yeni Orta Doğu’da Bölgesel Güç Olmak

İran ve Suudi Arabistan İlişkisi

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası