Organik toplum

Organik toplum ve milliyetçilik

Milliyetçi teorilerde toplum organik bir yapıya sahiptir. Organik toplum anlayışı konusunda tartışmaya açık olan bir kesim var olsa da, organik toplumlar oldukları konusunda hemfikirdirler. Milliyetçilerin inancına göre, insanlar farklı etnik köken özellikleri ve kültürel kimliklere ayrılırlar. Milliyetçilere göre, yüksek sadakat ve etkili siyasi önemin kolektif bir şekilde algılanabilmesi gerekiyor. Milli değerlerin ve ortak amaç oluşturabilmenin yolu, millet kimliği üzerinden birlikte hareket edebilmektir. Milliyetçi kimlik anlayışında din, cinsiyet ve aile kimliği ikinci plandadır. Üst kimlik milli kimliktir. Milli kimlik içerisinde dini ve ailevi kimlik yaşatılabilir. Ancak üst kimlik milli kimliktir. Organik toplum anlayışı da bu düşünce üzerine kuruludur. O halde organik toplum nedir?

Milli kimlik açısından dil büyük bir rol oynar. Anadil, üst kimliği paylaşan millet olarak adlandırılan insan topluluğunun iletişim aracıdır. İletişim aracı olmasının dışında ortak değerler ve kültürel değerlerin de gelecek nesillere taşınmasının aracıdır. Ölen birinin arkasından ağıt yakılan dil aynı ise o toplumda aynı anadil kullanılıyordur. Organik toplum anlayışında ortak başarılar ve ortak geçmişten bahsedilir. Örneğin, Türk toplumunu birarada tutan geçmişte yaşanan askeri başarılar ve fetihlerdir. Ermeni toplumunu birarada tutmayı sağlayan ise ortak acılardır. Ulus devlet olabilmek için gerekli şartlar arasında en önemlisi de aynı dili konuşabilmek ve ortak bir geçmişe sahip olabilmektir. Anthony Smith ve Ernest Gellner çalışmaları, milliyetçilik hakkında önemli kaynaklardır. Bu iki ismin çalışmalarının araştırılması, milliyetçilik kavramı açısından önemli bir bilgi birikimini sağlar. Anthony Smith, modern millet kavramının geçmişteki etnik kavramın güncelleştirilmiş versiyonu olduğunu savunur. Etniklik ve ulusallık kavramlarının farkının çok fazla olmadığını iddia eder.

Tek millet muhafazakarlığı

Organik toplum

Milliyetçilik kavramına karşı durumsalcı bir perspektifi savunanlar ise milli kimlik değişen koşul ve tarihsel meydan okumalara uyum sağlatılmış bir olgudur. Bu nedenle, Ernst Gellner milliyetçiliğin sanayi devrimi ve değişen toplum yapısı ile alakası üzerinde durmuştur. Gellner’a göre, modern dönem öncesinde ulus kimliğinden ziyade feodal yönetimler ve mensubu köylüler arasındaki kimlik ayrılıklarından bahseder. Sanayileşme sonrasında feodal grupların yerini daha geniş topraklarda hüküm süren ulusallaştırılmış devletlerin aldığı savunulur. Değişen ekonomik model sonrasında toplumların yapısının ve kimyasının da değiştiği, durumsalcılar tarafından savunulmuştur.

Sosyal ve ekonomik model değişimi sonrasında endüstriyel toplumlarda sosyal hareketler, kişisel teşebbüsler ve rekabetler, kentleşme ve bireyselleşmenin önemli etkenler haline geldiği belirtilmiştir. Bu toplum yapısından aidiyet duygusu boşluğunu milliyetçilik kavramı doldurmuştur. Tüm bu argümanlara rağmen Gellner millet kavramında geçmişten gelen derin bağların ve etkenlerin varlığını da kabul etmiştir. Yaşanan toplumsal ve ekonomik değişim sonrası millet kavramının yeniden eski formuna dönemeyeceğini de savunmuştur.

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Ulusal yapı

Ulusal yapı, kendine özgü ve özel bir topluluktur. Sosyal ve siyasi bir ilkeye sahiptir. Dostluk, kardeşlik, bağlılık ve sorumluluk bağları ile toplum içindeki bireyler birbirine bağlıdır. Ulusal topluluk, birçok zaman bireysel kimlik ve özgürlüklerin önüne geçmektedir. Marksistlere göre, ulus kavramı içerisi boş bir kavramdır. Ezilen halkların üst kimliklerinin yoksullukları ve ekonomik sınıflarıdır. Bu nedenle enternasyonel bir kimlik söz konusudur. Marksist yaklaşımın bu argümanı liberaller tarafından da doğru olduğu anlaşılmış olmalı ki Tek millet muhafazakarlığı Batı Avrupa’da revaçta olmuştur. İşçi sınıfının ekonomik sınıflarını kimlik olarak kabul etmelerinin önüne geçebilmek için paternalist bir yaklaşım benimsenmiştir. Sonrasında ise sermaye sahiplerine ekonomik sorumluluklar yüklenmiştir. Dolayısı ile, minimal devlet anlayışı terk edilmiş ve piyasada devlet müdahalesi kabul edilmiştir.

Devletin tüm toplumun ortak çatısı olarak kalabilmesi için işçi sınıfının durumu iyileştirilerek milli duyguların zedelenmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Sosyal demokrasi ve tek millet muhafazakarlığı, İngiltere ve Fransa üzerinden tüm Batı Avrupa’da etkisini göstermiştir. Almanya’da kurulan ilk Marksist temelli sosyal demokrat parti, tüm Avrupa’nın siyasi geleceğini etkilemiştir.

Faşizmin doktrini ve faşist ideolojinin doğuşu

Hayali cemaatler

Benedict Anderson, 1983 yılında yayımladığı hayali cemaatler kitabında ulus kavramı açısından farklı bir yaklaşım geliştirmiştir. Ortak kimliğin elle tutulur somut bir yapı olmadığını savunmuştur. Millet kavramının zihinlerde var olduğunu savunmuştur. Yüz yüze gerçek ilişkiler ötesindeki tüm üst kimliklerin hayali olduğunu savunmuştur. Bu yaklaşım üzerinden gidildiğinde bir insanda ulus kimliği ya vardır ya da yoktur, çünkü millet kavramı soyut bir kavram olarak görülmüştür.

Anderson’a göre, eğer milletler mevcut ise ancak bize eğitim, kitlesel medya ve siyasi sosyalleşme süreçleri ile kurgulanarak empoze edilen, hayal edilen yapay aparatlardır. Bu yaklaşım ise millet kavramının organik olmadığını savunan bir argümandır. Organik toplum anlayışını reddeden Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, milletlerin icat edilmiş yapay gelenekler olduğunu savunmuştur. Milliyetçiliğin bir mit olduğunu savunur. Hobsbawm bakış açısına göre, milliyetçilik milleti yaratmıştır. Milli marş, milli bayrak ve milli eğitim sistemi ile millet kavramının oluştuğunu savumuştur.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1