İran dış politikası

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi var mı?

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi, birçok akademisyenin geçiştirdiği bir konu olarak kalmıştır. Türkiye’de birçok akademisyen İran’ın dış politikasında İran etkisine değiniyor. Ancak odak noktası İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi olmuyor. İran dış politikasında Rusya etkisin hakkında çalışmalarında ayrıntıya giren en önemli isimlerin başında Tayyar Arı gelir. İran dış politikasını dönemlere ayırmak gerekir. İran dış politikası, Humeyni dönemi İran dış politikası yıllar içerisinde evrim geçirmiştir. Humeyni dönemi, kimlik olarak anti-Amerikancılık üzerine inşa edilmiştir. Şia kimliği ve protest bir tutum birleştirilmiştir. İran Suudi Arabistan ilişkileri Katar sorunu üzerinden değerlendirilirken dahi mezhep öncelikli hedef değildir.

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi yok sayılamaz. İran’ın tarihsel ve coğrafi dostu her daim Rusya Federasyonu olmuştur. İran’da rejim değişikliği esnasında dahi tüm dünya ambargo uygulamayı kabul ederken Rusya konumunu İran’dan yana almıştır. Humeyni dönemi, İran’ın tehlikeleri fark edebilmesi için önemli bir deneyim oldu. Anti-Amerikancılık, İran’ın kimliğini oluşturmasında önemli bir unsur oldu. Şia kimliği ile bezenmiş bir emperyalizm karşıtı tutum, Batı ülkeleri tarafından tehdit olarak algılanmıştır. Tayyar Arı, İran dosyası hakkında önemli çalışmalar ortaya koydu. İran dış politikası çalışırken Prof. Dr. Tayyar Arı ve Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın önemli kaynaklar olmuştur. İran dış politikası her yönden karmaşık ve kültürel olgular içeren bir dış politikadır.

Donald Trump Dönemi

İran dış politikası ve realizm

İran gerçekçi bir dış politika izlemeyi başarmıştır. İran İslam Cumhuriyeti, Şia mezhebinden olmasına rağmen kendisine tehlike olabilecek Azerbaycan’a karşı politikalarını duygulardan uzak ele almayı başarmıştır. Ermeni sorunu konusunda Azerbaycan’a destek vermemiştir. İran dış politikası ve realizm, birlikte anılıyor.

Tayyar Arı, İran dış politikası hakkında  önemli çıkarımlar yapmıştır.

Soğuk Savaş döneminin süper gücü Sovyetler Birliği’nin İran ile ilişkileri Çarlık Rusya’sı döneminden başlamaktadır.  Bu dönemde bölgede İngiltere ile dünya çapında bir rekabet içersinde olan Rusya, daha sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde ABD’nin bölgede güç dengesini kendi lehine bozması ve bölgeyi denetimi altına alması ile yeni bir rekabet içerisinde girmiştir. Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’ya yönelik politikalarının temeli Batılı devletlerin bölgedeki etkinliğini sınırlandırmak ve bölgenin denetimini eline geçirmek olmuştur. (Arı, 2004a, s:294)

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi

Tayyar Arı, İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi hakkında tarihsel bir yaklaşım geliştirmiştir. İran’ın dış politika anlayışında Rusya bir tehdit oluşturmamıştır.

İsmailağa cemaati bölünüyor mu?

Çarlık Rusya’sının “yayılma alanlarından” biri olan İran, gerek sahip olduğu “doğal” zenginliklerle, gerekse Rusya’ya sınır komşusu olması dolayısıyla önemli olmuş ve Rusya İran’ı bu dönemde kendi güvenliğine yönelik tehditlere karşı tampon bir bölge olarak değerlendirmiştir. Bu bağlamda Sovyetler Birliği 1917 Bolşevik Devrimine kadar İran’ın kuzeyini elinde tutmuş, fakat devrim ile birlikte tüm askeri varlığını İran’dan çekmiştir. 1921 yılında Sovyetler Birliği ile İran arasında bir Dostluk Anlaşması imzalanmış ve sınırlar konusuna çözüm getirilmiştir. Bu tarihten sonra değişim sürecine giren ikili ilişkiler sonucu Hazar Denizini Basra Körfezine bağlayan 900 kilometre uzunluğundaki İran’ın ilk demiryolu Ruslar tarafından yapılmıştır.  (Arı, 2004a, s:292)

İran’ın işgali

İran’ın işgali dahi Rusya ile İran’ın iyi ilişkileri nedeni ile gerçekleşmiştir. İran üzerinden Rusya’ya yardım gitme ihtimali nedeni ile, İngiltere’nin işgaline uğramıştır. İşgal esnasında İran’ın tamamen kaybedilmemesi için Sovyetler Birliği de işgale dahil olmuştur.

İran ile Sovyetler arasındaki bu iyi ilişkilere rağmen, II. Dünya Savaşının hemen başında İran toprakları, Sovyetler!e gelecek yardımların İran üzerinden geçmesini sağlamak ve İran’ın Almanya ile birlikte savaşa dahil olmasını engellemek adına İngiltere ve Sovyetlerin işgaline uğramıştır. Savaş sonrasında Sovyetler İran topraklarından çekilmeyerek tüm ülkeyi kontrolü altına almayı amaçlamıştır; ancak 1946 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin baskısıyla Sovyetler Birliği İran topraklarından çekilmiştir. Stalin döneminde oldukça düşük seviyelerde süren ticari ve siyasi ilişkiler Stalin sonrası dönemde kısmen iyileşmesine rağmen Sovyetler Birliği 1955’te İran’ın Bağdat Paktına katılımını protesto etmiştir. (Arı, 2004a, s:293)

İran ve Suudi Arabistan İlişkisi

İran İslam Devrimi ve Rusya

İran’da ihtilalin gerçekleşmesini Rusya memnuniyet ile karşılamıştır. Batı emperyalizmine karşı İran’ın onurlu duruşu, Rusya tarafından her dönem destek görmüştür. Orta Doğu’da ve İslam coğrafyasında Batı emperyalizmine karşı Müslüman ülkelerin en büyük destekçisi her zaman Rusya olmuştur. Rusya kendi çıkarları ve dış politikada emperyalizm karşıtı duruşu nedeniyle destek vermekten çekinmemiştir.

Tayyar Arı, İran’ın dış politikasının oluşmasında etkin olan Amerikan etkisindeki Şah rejiminin etkisini vurgulamıştır.

Sovyetler Birliği ile İran arasındaki ilişkilerde, 1962’de Şah’ın ülkesini Sovyetlere yönelik bir saldırı amacıyla kullandırmayacağını ve yabancı üslere izin vermeyeceğini açıklamasıyla önemli bir dönüm noktası yaşanmıştır. ABD’nin müttefiki olan Şah’ın bu açıklamasında o dönemde Türkiye’nin yaşadığı Küba Krizi ile ABD’nin kendi ulusal çıkarları için müttefiklerini feda edebileceği düşüncesi etkili olmuştur. Bu gelişmelerden sonra Moskova ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine çalışmıştır. Şah 1967–78 yılları arasında Sovyetlerden 1 milyar dolar değerinde silah satın almıştır. Şah’ın devrilmesinden önceki on yıl iki ülke arasındaki ilişkilerin daha önceki yıllara göre önemli bir gelişim gösterdiği dönemdir. Bütün bunlara rağmen Sovyetler Birliği İran İslam Devrimi memnuniyetle karşılamasının arkasındaki temel neden, İran’ın o dönemlerde Amerika’dan aşırı miktarlardan askeri malzeme alarak Körfez Bölgesinde önemli bir güç potansiyeline yükselmesi olmuştur (Arı, 2004a, s:293).

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesi

Irak-İran Savaşı’nın başında İran’a yakın duran Sovyetler, dengenin 1982 yılında İran lehine değişmesi ile endişelenmiş ve İran’ın savaştan çok güçlü bir şekilde çıkarak bölgede “lider” konuma yükselmesi kaygısını duymuştur. 1988 yılında Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesi ile İran kuzey sınırlarının güvenliği mevzuunda rahatlamış ve buna paralel olarak yeni Cumhurbaşkanı Rafsancani, Sovyetler Birliği’ni artık bir tehdit olarak algılamadıklarını belirtmiştir. 1990 yılında Sovyetlerin ortadan kalması ile de ikili ilişkilerde “güvenlik, nükleer politika” gibi başlıklar önem kazanmaya başlamıştır.

Türkiye İran ilişkileri Katar sorunu

Türkiye İran ilişkileri Katar sorunu üzerinden değerlendiriliyor. Son yıllarda Türkiye ve İran’ın dış politikada benzer pozisyonlar alması, iki ülkeyi birbirine yaklaştırıyor. Rusya Federasyonu ile İran dış politikası, uzun yıllardır benzer çizgiler üzerinde ilerliyor. Ancak Türkiye’nin bu çizgiye gelmesi ve coğrafi kaderini kabullenişi 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasına dayanıyor. Türkiye, 15 Temmuz Darbe Girişimi esnasında yanında yalnızca coğrafi kaderleri olan Rusya ve İran’ı gördü.

Katar sorunu ise Türkiye, Rusya ve İran’ı birbirine daha da yakınlaştırdı. Katar’ın haksız bir şekilde ambargo ile karşılaşması ve işgalinin gündemde olması, üç ülkeyi de olumsuz etkiledi. Suudi Arabistan’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin taşeronu olarak Orta Doğu‘da faaliyet göstermesi, üç ülke için de bir güvenlik tehdidi olarak algılandı. Türkiye, Rusya ve İran artık biliyorlar. Eğer Katar işgal edilir ise bir sonraki hedef üç ülkeden birisi olacak. Ve sessiz kalmaya devam edilir ise sonunda her üç ülkede ölüm ve acı ile boğulacak.

Cezayir bağımsızlık savaşı ve Cezayir’de Fransa zulmü

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Türkiye İran ilişkileri