İlk Nedene Dönmek

Beraber ilk nedene dönelim. Nerede olduğumuzu tartışalım. Daha sonra bir koordinat noktası belirleyelim ve ona uygun bir rota. Damdan düşer gibi terörizm, uluslararası hukuk, yüksek politikalar ve bölge araştırmaları gibi konularla da başlayabilirdim. Konuyu 9/11’ den alır, Iraktaki halifeliğe getirebilirdim kendimce ya da Afrika’daki ”Neo-Colonialism” (Yeni-Kolonyalizm) pratiklerini konu edinir, hatta trendlerimizden yola çıkarak Realizm kusabilirdim. Tüm bunların aksine yirmi kez tartışılmış tarihi bir olayı eğip bükerek yeniden yorumlayabilirdim. Ancak zaten akademilerimizdeki sorunlar bunlar değil. Bu metnimde dünyadaki bazı olayları açıklamakla değil, açıklamalarımızın “nasılını” eleştirerek başlamak istedim. Bugün dünyayı daha verimli gözlemleyebilmek, sofistike yorumlamalar yapabilmek için Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler eğitimimizin günceline odaklanmalıyız.

Türkiye’deki Uluslararası İlişkiler akademilerinin çoğu on yıllardır kanıksanmış ve kemikleşmiş meselelere o kadar kafa yoruyor ki, enerjimizi tasarruflu kullanmak bir yana dünyayı onlarca sene geriden takip ediyoruz. Günümüzü anlayıp, yorumlamak ve hatta çözüm getirmek yerine Ege adalarında yüzüyoruz, Kıbrıs’a çıkıyoruz, Füze krizleri, NATO, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz, Mübadeleler,  Ermeni Tehciri, Soğuk Savaş, Silahlanma yarışı gibi olayları tartışıyoruz. Adeta tarih çalışır gibiyiz, günümüze bir türlü gelemiyoruz. Katiyetle belirtmek isterim ki konuları önemlerine göre hiyerarşik bir sıraya yerleştirmiyorum ancak bu şekilde onlarca yıl geriyi tartışarak akademik devrimi gerçekleştiremeyiz. Bakınız bugün Birleşik Devletler 1770 küsür “Think-Tank” (Düşünce Tankı)’na sahip, bu rakam Türkiye’de henüz 50 küsür. Gâyem kafa karıştırmaktan ziyade başka bir toplum kaç beyinle düşünürken biz kaç beyinle mukabele ediyoruz, bunu gözler önüne sermek. Daha feciati bir istatiktik için patent sayılarımıza bakabilirsiniz.

Peki ya Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler eğitiminde neler dikkat etmeliyiz?

Öğrenci akıllı telefonundan ya da herhangi bir bilgisayardan internete bağlansa öğrenmesi beş dakika sürmeyecek verileri temcit pilavı gibi bir dönem boyunca çevir dur. Tarih, mekân, taraf, tarih, mekân, taraf, tarih, mekân, taraf… Yüzlerce bilgiyi sağanak şeklinde öğrenciye aktararak, kafasında olay örgüsü yaratmasına engel oluyoruz. Lisans bitince ne mi oluyor; öğrencinin önüne bilgi kırıntıları veriyorsun fakat korelasyon kuramıyor.

Bilgi Felsefesi öğretin. Önce bilgiyi sorgulamalı öğrenci. Onun nasıl elde edildiğini ve edileceğini, bilgiye dair dünyada dönen felsefi tartışmaları sunun öğrenciye. Süje ve obje ayrımı yapabilsin. Duyularının süje ve obje bazında ne işe yaradığını keşfetsin. Misal, Septisizmi öğretmeliyiz. Ve bilgiden kuşku duymanın önemi üzerinde durmalıyız. Bilimde ilerleyeceği dört sene boyunca, hatta akademisyenlik yolunu seçecekse de hayatı boyunca anlamaya ve açıklamaya çalışacağı bir yığın fenomen olacak, bundan dolayı öğrencilere Fenomenolojiyi göstermeliyiz.
Müfredata enformasyon teknikleri diye bir ders koymalıyız. Öğrenciler bir dönem boyunca dağınık verilerden yorum çıkarma pratiği kazansın. Bölük pörçük verileri birleştirip bir bilgi elde etmenin yolunu öğrenmeliler. Yahut bilgi eksikliğini farkedebilmeleri için de bu önemli keza. Bilgi Arkeolojisi çalıştırın. Alt-metin okumaları yaptırarak tarih ve güncel ayrımı yaratın öğrencilerin zihninde. Yorum yetenekleri güçlenecektir bununla. Bir ders koyun (isminin ne olduğu farketmez) amacı sadece soru sormak olsun. Bir ders boyunca hedef konuya dair sorular türetilsin. O ders boyunca yalnız sorular üretip, geliştirmeye çalışalım. Soru sorma alışkanlığı sosyal bir bilimde öğrenci olan herkes için hayati önem içerir.

Bilimsel Araştırma Teknikleri dersi I. ve II. şeklinde bir sene boyunca uygulamalı verilmeli. Öğrenci bir araştırmanın tüm aşamalarını pratikleriyle öğrenmeli. Nitekim farklı araştırma teknikleri deneyimleyerek bilgiye giden yolu keşfetmeli. Öğrencilere deney alışkanlığı kazandırmalıyız.
Uluslararası İlişkiler Teorileri dersi dört sene boyunca her dönem verilmeli. Keza öğrencilerin çoğunun korkarak yaklaştığı teoriler bilimin temelini oluşturur. Pozitif ve normatif bilimlerin tamamı teorilerden oluşur. Öğrenci Realizm ve Liberalizm’den başka bir halt bilmiyor. Bunlarsa Uluslararası İlişkilerin en primitif tartışmalarıdır. Öğrenciler özellikle de Realizm’i kanıksayınca onu devletler düzenini açıklayıcı bir araç olarak görmenin dışında, bir ideoloji gibi benimsiyor. Bu sebeple “ulusal çıkar”, “kuvvet” ve “iktidar” gibi müphem kavramlar kolay deforme oluyor.
Bilimsel kavramlara tamamen yabancı olarak 3.00’ün üzerinde ortalama ile “Sosyal Bilim” içerikli bir departmandan mezun oluyorlar. Determinizm, Ampirizm, Korelasyon, Ontoloji, Epistemoloji, Normatif, Pozitif, Nitel, Nicel, Paradigma, Disiplin, Hipotez, Konsept vb… birçok kavramı duymadan mezun oluyor belki de yahut bilmeden.
Anlık bilgileri takip edebileceği internet kaynakları ve ajanslar hakkında bir ders olmalı mesela. Öğrenci günlük veri akışlarını nasıl takip edebilir öğrenmek zorunda. Bu noktada da kaynağın dezinformasyon yapabileceği kaygısını bir kenara bırakmalıyız. Bilgiyi test etmek haber kaynağına temas eden öğrencinin işi olmalıdır. Öğrenci ulusal ve uluslararası kamuoyuna açık kaynakların çoğunu iyi bilmeli.
Müzakere Teknikleri mutlaka zorunlu bir ders olmalı mesela. Zira müzakere öğrencinin geri kalan yaşamında hem özel sektörde hem de kamuda işine yarayacak bir kabiliyet olacaktır. Örgüt Kuramları mutlaka zorunlu bir ders olmalı. Öğrenciye dört sene boyunca örgütlenmiş insanların oluşturduğu yapıyı anlatıyorsun fakat öğrencilerin modern örgüt yapılanmalarından haberi yok.

Eğer akademisyen ve öğrenci karşılıklı verimlilik elde etmek istiyorsa üniversitelerde öğretilmesi gereken şeylerden biri de kanıtlarını değerlendirme alışkanlığı olmalıdır. Öğrenciler her önermeyi olduğu gibi kabul etmeden önce onu test etme alışkanlığı edinmeliler. Bunun yegâne yolu ise öğrencileri, sınıfta elde ettikleri her önermenin doğru bir kanıt barındırmadığına dair ikna etmektir. Ve elbette ki onları test edebilecekleri metodları okula ilk geldiği aylarda göstermeliyiz.

“Efradını cami, ağyarını mani!” Bir şeyi nasıl tanımladığınız ve o şeyi nelerle tanımladığınız çok elzemdir. Mühim olan tanımı barındıran her şeyi o tanıma ekleyip, o tanımı içermeyen her şeyi de tanımımızdan hariç tutmak. Bu ancak zamanla elde edilebilecek bir kabiliyettir, sarih bir sınav kağıdı hazırlamaktan bahsediyorum. Burada görev yine verdiğimiz eğitime düşmekte. İşin bir de etik yönü var tabi, nihayetinde “Plajerizm” (Korsanlık, Kopyacılık) mücadele edilmesi gereken en önemli noktalardan biridir. Literatürü talan edip, oradan buradan toplanılan notları makaleye monte edip, referans vermemek, bilimsel etik açısından, akademilerin öncelikli ideali olmalı. Henüz bu konuda da çok gerideyiz. Akademinin de evrensel kabul görmüş bazı değer ve normları vardır. İşte bunlar hakkında öğrencileri eğitmeliyiz.

Uzar gider daha… Unutmamalıyız ki Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında dünya ile yarışabilmek için ektiğimize dikkat etmeliyiz ki biçtiğimizden verim alabilelim. Tüm bu serzenişimi birikmişliğime verin, eğitim zahiyatı aday adayı gençleri gördükçe hakikaten içim acıyor.