Birinci Haçlı Seferi

Birinci Haçlı Seferi

Haçlı Seferleri, üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen günümüzde hâlâ insanların zihinlerinde farklı şekillerde de olsa yerini korumaya devam ediyor. Seferler daha çok askeri-siyasi yönden incelense de; bu harekatların sonucunda ortaya çıkan yeni yapılar ve bunların çevreleriyle olan ilişkisi, ilk akla gelen “kafirle mücadele” düşüncesinden daha girift, daha farklı ve çok daha fazlasını içeriyordu. Birinci Haçlı Seferi ne zaman yapıldı?

Birinci Haçlı Seferi

Söz konusu seferler sonucunda Anadolu’da ve Yakın Doğu’da kurulan devletlerle bunların Müslüman-Doğu Hıristiyanları olan komşuları arasındaki ilişkiler gerektiğinde başka bir düşmana karşı ittifak edecek seviyedeydi. Hatta söz konusu süreçten daha evvel bölgede var olan ticari ilişkiler daha fazla geliştirildi. Şimdi bu süreci başlatan Birinci Haçlı Seferi’ne (1096-1099) genel olarak bir göz atalım. Önce seferin nedenleri daha sonra ise seferin süreci aktarılacaktır.

Avrupa ve Yakın Doğu’nun durumu

12.yüzyıla yaklaşırken, İber yarımadasında Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında siyasi bir mücadele vardı. Dolayısıyla Katolik dünya Müslümanlar’a karşı tamamen yabancı sayılmazdı. Yarımadanın kuzeyindeki Fransa’ya Capet hanedanından krallar hükmederken, daha kuzeydeki İngiltere Normandiya Dükü William’ın ve onun soyundan gelenlerin henüz yeni hakimiyetine girmişti. Daha doğuda ise Almanya’dan İtalya’nın içlerine kadar olan geniş toprakların sahibi olan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu bulunuyordu.

İtalya’nın güneyi ise daha yeni Bizans hakimiyetinden çıkarak Normanlar’ın idaresine geçmişti. Papalık ise bu sıralarda Alman İmparatorluğu ile çatışma halindeydi. Çünkü Papalık, Alman imparatorlarının kendi topraklarındaki piskoposları atamasına karşı çıkmaktaydı.  Hatta imparatorluk bir adım daha atarak Papa VII.Gregorius’un yerine Guibert adlı birisini papa seçmişti. Ancak Gregorius’un ölmeden önce yerine tavsiye ettiği gibi II.Urbanus’un papalığı Katolik Kilisesi’nden daha fazla kabul görmekteydi.

Kuzeyden Normanlar

Diğer taraftan Birinci Haçlı Seferi’ne neden olacak olaylar doğuda yaşandı. 11.yüzyılın ortalarında Horasan’da yükselen Selçuklu Türkleri fetihlerini batıya yöneltmişler; 1080’e geldiğimizde Türkler, kuzeyde İznik güneyde Kudüs’e kadar Yakın Doğu’ya hükmediyorlardı. Daha 10 yıl öncesine kadar Anadolu’nun çoğunu elinde bulunduran Bizans İmparatorluğu şimdi doğudan Türkler’in, batıdan Normanlar’ın, kuzeyden ise Peçenek ve Kumanlar’ın saldırılarına maruz kalıyordu.

Bu sıralarda tahta çıkan İmparator Aleksios Komnenos batıdaki ve kuzeydeki saldırıları durdurdu. Ancak kaybedilen topraklar çok fazlaydı. Bu durumu düzeltebilmek için Papa’ya sürekli mektuplar yollayarak  yardımcı birlikler istiyor; diğer yandan kutsal yerlerin kirletildiğinden ve Doğu Hıristiyanları’nın zulümlere maruz kaldıklarından yakınarak ricasını dini bir temele dayandırıyordu. Bu şartlar altında Papalık makamına gelen II.Urbanus selefleri zamanında tasarlanan Haçlı Seferi planını devreye koymaya kararlıydı.

Urbanus planı için kolları sıvayarak bu seferi duyurmak için uygun ortamın Kasım 1095’te düzenlenecek olan Clermont Konsili olduğuna karar verdi. Konsilin ilk günlerinde kilise işleri görüşüldüyse de Papa 27 Kasım günü önemli bir konuşma yapacağını ve bu konuşmaya din adamlarının yanı sıra soyluların ve halkın da katılmasını istedi. Papa’nın o gün yaptığı konuşmanın tam metni elimizde değil. Ancak 3-4 çağdaş kaynaktan Papa’nın hangi konulara değindiğini çıkartabiliyoruz; özellikle Kutsal Topraklara giden hacıların çektiği çilelerden, mabetlerin kirletilmesinden ve Doğu’daki dindaşlarının çilelerinden bahsederek inanan herkesi bu aşağılayıcı durumu düzeltmeye davet etmişti.

Papa’nın nutku kalabalık tarafından sık sık kesilmiş ve önemli bir etki yaratmıştı. Urbanus konuşmasının sonunda sefere katılan herkesin mallarının kilise güvencesi altında olduğunu temin etmiş ve bu uğurda canını veren herkesin önceki günahlarına bakılmaksızın cennete gideceğini vaad etmişti. Dini saikler bir tarafa Urbanus aslında son zamanlarda azalan Papalık otoritesini arttırmaya çabalıyordu. Diğer taraftan Kilise’nin teorize ettiği “Tanrı barışı” fikrinin de pratikte uygulamak istiyordu. Buna göre Hıristiyanlar aralarındaki savaşlara son vererek güçlerini dinin düşmanlarına yönetmeliydi. Elbette bu mücadelede de önderliği Papalık yapacaktı.

Kudüs yollarında

Urbanus’un Clermont’taki konuşması her ne kadar avam tabakada büyük bir heyecan yaratsa da Avrupa’nın kralları çağrıya kayıtsız kaldı. İlk harekete geçen düşük rütbeli asillerin gevşek komutasındaki halkın seferi –Balkanlar’da dindaşlarıyla yaşadığı çatışmalarla eriyerek de olsa Ağustos 1096’da İstanbul’da bir araya geldi. İmparator Aleksios bu güruhu alelacele Anadolu’ya geçirdiyse de bu ordu 21 Ekim 1096’da Anadolu Selçuklu ordusu tarafından yok edildi. Asıl Haçlı ordusunu oluşturan gruplar ise güney Fransa’dan Toulouse Kontu Raymond; kuzey Fransa’dan Normandiya Kontu Robert-Flandre Kontu Robert ile Blois Kontu Etienne; Fransa Kralı’nın kardeşi Hugue de Vermandois; Lorraine’den Dük Godefroi; güney İtalya’dan Taranto Kontu Bohemund komutası altında İstanbul’a doğru yola koyulmuşlardır.

Birbirlerinden bağımsız hareket eden bu ordular İstanbul’da İmparator Aleksios’a bağlılık yemini ettiler. Diğer taraftan Aleksios kendisine yardımcı paralı askerler beklerken bu tarzda ordularla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramıştı. Ordular sırayla Bizans kuvvetlerinin eşliğinde Anadolu’ya geçirildi. İlk hedefleri ise Anadolu Selçuklu Devleti’nin o sıralarda başkenti olan İznik’ti. Haçlılar 1097 Mayısı’nda şehri kuşatmaya başladıklarında Sultan I.Kılıç Arslan Danişmendliler’in elindeki Malatya’yı kuşatmaktaydı. Haberi alır almaz Danişmendlilerle barış yaparak hızla batıya geldiyse de kuşatmayı kaldırmayı başaramadı. Şehirdeki garnizona haber yollayarak kendileri için en doğrusu neyse onu yapmalarını iletti; onlar da Bizans birliklerine şehri teslim ettiler.

İznik’in alınmasından sonra Haçlılar güneye doğru yollarına devam ettiler. Bu arada Sultan Kılıç Arslan da müttefiği Danişmendlilerle birlikte Haçlılar’a saldırılacak uygun bir mevki arıyordu. Sultan, Eskişehir yakınlarındaki Dorileon mevkiinde 1 Temmuz 1097 sabahı Haçlılar’a saldırdıysa da onların iki parça halinde ilerlediğinden habersizdi. Arkadan gelen Haçlı ordusu haberi alır almaz yürüyüşünü hızlandırdı ve Türkler tarafından sarılan arkadaşlarının imdadına yetişti. Böylece Haçlı ordusu Anadolu’dan geçiş iznini “zorla” almış oluyordu. Fakat yol boyunca taciz edilmekten kurtulamayacaklardı. Dorileon Savaşı’nda Haçlılar ilk kez Selçuklu Türkleri ile bir meydan savaşında karşıkarşıya gelmişlerdi. Savaşa katılan bir asker:

(…)şayet [Türkler] Hıristiyan olsalardı (…) yeryüzünde onlardan daha güçlü askerler olmayacağını ve bizim tarafımızdan yenilemeyeceklerini hiç kimse inkâr edemez.

diyerek düşmanları olan Selçuklu Türkleri’nin askeri becerilerine karşı hayranlığını dile getirmekten çekinmemişti.

Haçlı ordusu Konya Ereğli’sine vardı

Haçlı ordusu yek vücut halde Konya üzerinden Ereğli’ye vardılar. Bura Dük Godefroi’nın kardeşi ve Kont Bohemund’un yeğeni Tankred yanlarına aldıkları az sayıdaki birliklerle Çukurova’ya yöneldiler. Tarsus, Adana ve Misis’i ele geçirerek Maraş’ta tekrar ana haçlı ordusuna katıldılar. Bauoduin ise bir süre ana orduyla kaldıysa da kendisini davet eden Urfa’nın Ermeni hakimi Toros’un çağrısına iştirak ederek ordudan ayrıldı. Urfa’ya giden Baudouin bir süre sonra Toros’u saf dışı bırakarak orada ilk Haçlı devletini kurdu. Daha sonra ise ilk Kudüs Kralı olacaktı.

Esas Haçlı ordusu Ekim 1097’de Antakya önlerine ulaştı. Haçlılar bölgeye geldiğinde kardeş Halep Meliki Rıdvan ile Şam Meliki Dukak arasında bir yıl evvel savaşlar olmuştu. Antakya valisi Yağısıyan ise bu savaşlar esnasında önde Rıdvan’ı sonra Dukak’ı desteklediyse de Haçlılar’ın gelişinden hemen önce Rıdvan ile tekrar bir araya gelmişti. Ama aralarındaki ilişki “müttefik” olmaktan çok uzaktı. Buna rağmen Yağısıyan Halep’e, Şam’a ve Musul’a yardım çağrıları gönderdi.

Haçlılar şehri kuşatırlarken önce Dukak sonrasında Rıdvan’ın komutasındaki iki yardım ordusu geri püskürtüldü. Diğer yandan takvimler Haziran 1098’i gösterdiğinde Haçlılar hâlâ kuşatmada ilerleme kaydedememişlerdi. Erzakları ise tükenmişti. Bu arada Musul Emiri Kürboğa komutasında büyük bir ordunun Antakya’ya yaklaşmakta olduğu haberi Haçlı ordugahında firarlara neden olmuştu. Fakat Kont Bohemund surlarda görevli Firuz adlı birisiyle dostuk tesis etmiş ve onu askerleri içeri almaya ikna etti.

Haçlılar tarafından içeri alındılar

2 Haziran 1098 gecesi Haçlılar Firuz tarafından içeri alındılar ve ertesi sabah büyük bir katliam yaparak şehri iç kalesi hariç ele geçirdiler. Kürboğa kısa süre sonra şehrin önlerine geldiyse de ordusundaki emirler arasında huzursuzluk vardı. Ordu 27 Haziran’da yapılan Haçlı saldırısına direnemeden dağıldı ve Haçlılar şehre tamamen hakim oldular. Kısa süre sonra Kont Bohemund burada hakimiyetini kabul ettirerek ikinci Haçlı devletini kurdu. Zaferden kısa süre sonra Papalık’ın seferdeki elçisi Le Puy Piskoposu Adhemar, Antakya’da baş gösteren salgın hastalık dolayısıyla vefat etti. Böylece Haçlı soyluları daha bağımsız hareket etme imkanına sahip oldular.

Sonrasında Haçlılar Kont Raymond ve Dük Godefroi ile güneye doğru yola çıktılar ve 7 Haziran 1099’da Kudüs önlerine ulaştılar. Haçlılar şehri kuşattıkları sırada İftiharüddevle adlı Fatımi valisi yönetimdeydi. Fatımiler kısa süre evvel Selçuklular’dan şehri almışlardı. Kudüs’te Haçlılar’a karşı güçlü bir direniş sergileyebilecek Fatımi ordusu da yoktu. Nitekim 15 Temmuz 1099’da Haçlılar şehre girdiler ve şehirdeki Müslümanlar ile Yahudiler katliam yaptılar. Böylece Haçlı Seferi hedefine ulaşmış oldu. Vezir El-Efdal komutasında Mısır’dan gelen Fatımi ordusu da 12 Ağustos 1099’da Askalan önlerinde mağlup edilince

Haçlılar kurdukları üçüncü devleti sağlama aldılar. Kudüs’e hükmeden kişi ise seferin başlarında önemli soylular arasında çok da göze çarpmayan Aşağı Lorraine Dükü Godefroi oldu. Ancak Godefroi kral ünvanı yerine “Kutsal Kabir’in Savunucusu” namını tercih etti. Seferin başında en namlı soylulardan olan Raymond’un eli boş kaldıysa da o ve onun soyundan gelenlerin çabasıyla 1109’da Trablus’ta dördüncü Haçlı devleti kurulacaktı. Antakya, Kudüs ve Trablus Haçlı devletlerinin insan ve erzak ihtiyacını ise aldıkları imtiyazlar karşılığında Venedik, Ceneviz ve Pisa gibi İtalyan tüccar devletleri üstlenecekti.

KAYNAKÇA

Colin McEvedy, Ortaçağ Tarih Atlası, çev. Ayşen Anadol, Sabancı Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Ocak 2004.

Steven Runciman, Haçlı Sefeleri Tarihi I. Cild, çev. Prof. Dr. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2008.

Prof. Dr. Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, Dünya Yayıncılık, İstanbul, Ağustos, 1997.

Doç. Dr. Ergin Ayan, Anonim Haçlı Tarihi, Selenge Yayınları, İstanbul, 2013.

Fulcherius Carnotensis, Kudüs Seferi (Kutsal Toprakları Kurtarmak), çev. İlcan Bihter Barlas, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, Haziran 2009.

Willermus Tyrensis’in Haçlı Kroniği Başlangıçtan Kudüs’ün Zaptına Kadar (I-VIII. Kitaplar), haz. Ergin Ayan, Ötüken Neşriyati İstanbul, Nisan 2016.

Azîmî Tarihi, çev. Prof. Dr. Ali Sevim, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2006.

İbn Kalânisî, Şam Tarihine Zeyl: I. ve II. Haçlı Seferleri Dönemi, çev. Onur Özatağ, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Şubat 2015.

David Nicolle, Birinci Haçlı Seferi 1096-1099, çev. L. Ece Sakar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, Mart 2013.

Prof. Dr. Ali Sevim, Prof. Dr. Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.

Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. Prof. Dr. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2011.

Timothy E. Gregory, Bizans Tarihi, çev. Esra Ermert, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Nisan 2016.

Anna Komnena, Alexiad, çev. Bilge Umar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1996.

Farhad Daftary, Şii İslam Tarihi, çev. Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, İstanbul, Eylül 2016.

Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, çev. Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2000.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Yahudiler, Yunanlar, Romalılar, Araplar ve Osmanlı hangi ayları kullanmıştı?

Papin Deneyi ve İfade Ettiği Sosyal Olgu

Terziliği Bırak Artık Latife

1913 tarihli “Vakit, Zaman ve Tarih” başlıklı yazının “Hafta” bölümü