Alice harikalar diyarında

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 4. Bölüm

Müge Sözen‘in Alice Harikalar Diyarında ve Lewis Carroll çalışmalarını takip edebilirsiniz. Alice kitaplarında Darwinci hiciv serisini en başından itibaren okumanız, Alice Harikalar Diyarında’nın barındırdığı Darwinci hicvi anlamınızda yardımcı olacaktır.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv

Taklit Kaplumbağa

Carroll’ın en yüce melezi, “sapık bir analoji” ve evrimsel bir bulmaca olan Taklit Kaplumbağa’dır. Harikalar Diyarı’nın okuyucusu, daha önce de, hem gerçek bir yarış olmadığı, hem de siyaset ve en güçlü kişinin hayatta kalması hakkındaki Darwinci düşünce ile alay ettiği için “taklit/alay” olan kurultay yarışı aracılığıyla “taklit” kavramına rastlamıştır. Aynı şekilde, Taklit Kaplumbağa “gerçek” bir kaplumbağa değildir ve onun ön plana çıktığı iki bölümde, birçok konuyla alay edilir: Geleneksel deyimler, yönlendiricilerin dil problemi, ağlama, nostalji, Victoria dönemi orta sınıf eğitimi ve dans eğitimi, melezlik, türlerin yok olması, doğal besin zinciri ve uygar yemek yordamlarının, diğer canlıları yediğimiz gerçeğini gizleme biçimi.

İlk kez, ölümcül düşünceli kroket oyununa dalmış olan Kupa Kraliçesi, birdenbire durarak, Alice’e “Taklit Kaplumbağa’yı hiç gördün mü?” diye sorduğu zaman Taklit Kaplumbağa’nın varlığından haberdar oluruz. Hikayede, Alice’in sahneye girmesinden önce, Harikalar Diyarı yaratıklarının başka ziyaretçileri de olduğuna dair hiçbir belirti olmamasına rağmen, Kraliçe’nin sorusu, Taklit Kaplumbağa’nın, bir çeşit beklenen turun bir özelliği olduğunu ima eder. Ancak, bu tur doğal bir tarih turu değildir, çünkü Kraliçe Alice’i bu ilginç şeyi görmeye götürürken, Taklit Kaplumbağa’nın, hiçbir doğal tarih sergisinin yapamayacağı bir şey olan, “kendi tarihini sana anlatacak” diye açıklar. Kraliçe daha sonra Taklit Kaplumbağa’yı hem bizim için hem de anlamayan Alice için tanımlar: Bir Taklit Kaplumbağa, “Taklit Kaplumbağa Çorbasının yapıldığı şeydir.

İngiltere’ye özgü yeşil kaplumbağa

Elbette, biyolojik olarak taklit kaplumbağa diye bir şey yoktur. Taklit kaplumbağa, daha çok, gerçek kaplumbağalar (İngiltere’ye özgü yeşil kaplumbağa) nadir ve pahalı hale geldiğinde, gerçek kaplumbağa çorbasını taklit eden çorbaya verilen isimdi; kaplumbağa etinin lezzeti, buzağıların beyinlerini istiridye tuzlu suyuna batırarak yaratılıyordu. Bu yüzden, Tenniel’ın illüstrasyonunda Taklit Kaplumbağa’ya bir buzağı başı, toynakları ve kuyruğu verilmekte ve bu yüzden, Taklit Kaplumbağa, kendisi de sıradan bir Victoria dönemi akşam yemeği partisinin ilk tabağı olarak ölüme mahkum edilmiş bir melez olmasına rağmen, diğer şeylerin arasında, kaplumbağa ve inek arasındaki kayıp bağı temsil etmektedir.

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Taklit kaplumbağa neden ağlıyor?

Taklit Kaplumbağa neden ağlamaktadır? Bunu yapmak için birçok nedene sahiptir. İçini çekerken, bize şunları söyler: “‘Bir zamanlar… Gerçek bir kaplumbağaydım.’” Sonuçta, doğa ve insan manipülasyonu açmazına düşmüştür; U.K. Knoepflmacher’in sözleriyle, “inanılmaz derecede tuhaf, iki-bilinçli, amfibiyen bir yaratık”tır  (“Revisiting Wordsworth”). Kibel, Taklit Kaplumbağa’nın “çocukluğunu geride bıraktıktan sonra anlaşılmaz, kayıtsız bir dönüşüm yaşadığını” ve John Docherty’nin de belirttiği gibi, bu nedenle ağlıyor olabileceğini, çünkü “kendinin bir yalandan ibaret olduğunu fark ettiğini” iddia eder. Eğer buzağı özellikleri, felaket olarak değil, kademeli olarak ortaya çıktıysa, başka bir deyişle, sahte bir kaplumbağa haline dönüştüyse, o zaman kaplumbağacı bir bakış açısından bir dejenereleşmeye maruz kalmış demektir.

İnsani bakış açısından bile, bu yeni yaratık en iyi ihtimalle bir yedek, gerçek şeyden aşağı derecede bir gıda ürünüdür. Zihin, bir kaplumbağanın nasıl bir ineğe dönüştüğünü anlamaya çalışmaktadır: Orijinal organizma yararına hangi adımlarla, buzağı özellikleri çıkmış ve başarılı adaptasyonlar haline gelmiştir? Elbette, bu adaptasyonlar kaplumbağanın hayatta kalma şansını arttırmaz; gerçekte olduğu kadar, taklit durumda da yenilmesi eşit ölçüde muhtemeldir. Kendi ölümünün ve olacağı yiyecek ürününün övgüsüyle dolu dizeleri olan şarkısının bu kadar kederli olmasına şaşmamalı; görünüşe bakılırsa, üremek için yaşayamayacaktır, hatta dişi taklit kaplumbağalar var olsaydı bile.

Ömer Hayyam kimdir? Ömer Hayyam rubailer

Istakoz Kadrili’nin sözleri

Alice’in maceralarının ilk versiyonu ve yayımlanmış olanı – denizaltında okumaya dair uzun ve sözcük oyunu dolu diyalog, (halk şarkısı, orijinal “Denizin sularının altında”dan değiştirilerek parodi haline getirilen) Istakoz Kadrili’nin sözleri, beyazlatmaya karşı siyahlatma tartışması ve “Akşamın çorbası” şarkısına eklemeler – arasında Carroll’ın bu bölüme yaptığı bütün eklemeler, Carroll’ın Taklit Kaplumbağa’yı bir şaka olarak ayrıntılandırabilmek için ne kadar tutarlı bir biçimde çalıştığını gösterir. Birincil değişiklik, canlının tasvirini içerir. Carroll, 1863’te günlüğüne bir gün Alice’in Yeraltındaki Maceraları adlı kitabının illüstrasyonlarına yardımcı olması için doğal tarih kitabı ödünç almak üzere Dekanlık’a koştuğunu yazar.

Carroll, düzinelerce doğal tarih cildine sahipti; ama aralarında çizmek istediği canlılardan birinin illüstrasyonu eksik olmalı. Hangisi? Sanırım bir kaplumbağa arıyordu. Sonuçta, Alice’in Yeraltındaki Maceraları’ndaki hayvan resimleri amatörce de olsa, yetkindir; bir kaplumbağanın berbat bir tasviri olan Taklit Kaplumbağa’nın uyarıcı istisnası ile (Şekil 1). Ayrıca, Taklit Kaplumbağa’nın (şimdi Christ Church Kütüphanesi ve Arşivlerinde bulunan) bir ön çizimi, daha da hatalı bir versiyonu göstermektedir; bu, vücudu kaplumbağaların alaycılığını temsil eden bir kaplumbağadır (Şekil 2).

Şekil 1: Carroll tarafından çizildiği şekilde Taklit Kaplumbağa (Alice’in Yeraltındaki Maceraları)

Şekil 2: Carroll’ın Taklit Kaplumbağa için orijinal eskizlerinden biri

İllüstrasyonu kaplumbağanın kasıtlı bir zayıf tasviri

Richard Owen’ın, ilk cildi “son derece sert ‘sırt pulları’ olan kemikli ‘tabakalar’”ın ve kaplumbağa kabuğunun üstünün yapısının kesin bir çizimini veren, On the Anatomy of Vertebrates [Omurgalıların Anatomisi Üzerine] (1866) kitabı gibi, doğal tarih konulu herhangi bir yetkin eser, kaplumbağaların gerçekten nasıl bir yapısının olduğunun ayrıntılarını kendisine sağlayabilirdi. Carroll’ın çizimi, Taklit Kaplumbağa’yı, dizin kartları gibi çıkıntı yapan plakalarla ve tüm kaplumbağayı çevreleyen bir kaplumbağa kabuğuna benzeyen bir şeyle tasvir etmektedir. Başka bir deyişle, Carroll’ın ters çevirme mizahına uygun olarak, Carroll, hem orijinal çiziminde hem de Alice’in Yeraltındaki Maceraları’ndaki çiziminde olduğu gibi, kaplumbağanın anatomisinin yanlış (“taklit”) olmasını sağlamak için, bir doğal tarih resmine bakmıştır. Bununla birlikte, Tenniel, Carroll’ın onayıyla, illüstrasyonu kaplumbağanın kasıtlı bir zayıf tasvirinden, güzelce hayal edilmiş bir kaplumbağa ve inek melezine dönüştürdüğünde, çok daha ayrıntılı bir şaka ortaya çıkar.

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Kaplumbağalar ve tosbağalar

Lewis Carroll, Alice hakkında yazmaya başlamadan önce de kaplumbağalar ve tosbağalarla ilgileniyordu; sonuçta bunlar, Carroll’ın yaratıcı adaptasyonları olmaksızın bile ilginç yaratıklardır. Alice kitaplarının yayınlanmasından önce ve sonra da, bu ilgiye dair bazı izler görüyoruz. Örneğin, Mischmasch (1855)’te “Anglo-Sakson Şiirinin Kıtası” olarak verilen “Jabberwocky” nin en eski versiyonu, “rath”ı (şiirde geçen bir sözcük) “başı dik: köpekbalığı ağızlı, hayvanın dizleri üzerinde yürüyeceği şekilde ön bacaklar kıvrık: pürüzsüz yeşil gövdeli: kırlangıç ve istiridyelerle beslenen bir kara kaplumbağası türü” olarak tanımlıyordu.

Carroll, Liddell ailesinin en büyük oğlu Harry’ye 18 Aralık 1856’da mekanik bir tosbağa vermişti. Ayrıca 1861’de Carroll, Amerikalı ziyaretçilerin Christ Church Öğretmenler Odasına yaptığı ziyarette duyduğu bir anekdotu günlüğüne eklemişti. Carroll, Rahip C. F. Knight, “Oliver Wendell Holmes’u bir balık satıcısında, gözleri ve çeneleri hala kas hareketi gösteren, yeni öldürülmüş bir kaplumbağanın başında doğaçlama bir ders anlatırken gördüğünü eğlenceli bir biçimde anlattı” diye anlatır; “ders tabii ki tamamen ‘uydurma’ydı, ama dışarıdaki halk takımı tarafından son derecede ciddi bir biçimde kabul edilmişti.”

Klasik muhafazakarlık ve özellikleri

Kolay öldürülen

Son yıllarında, Carroll, felsefi dergi Mind (1894) için yazdığı bir makalede kaplumbağaya, ya da tosbağaya tekrar geri dönmüştür. “Tosbağanın Aşil’e Söyledikleri,” Zeno’nun paradoksunun etkilerini, Aşil ve Tosbağa arasındaki bir diyalog yoluyla genişletir. Tosbağa, çılgınca bir dizi sonsuz gerileme sergiler ve kahramanla hayvan arasındaki diyalog, iki berbat sözcük oyunu ile sona erer: Harikalar Diyarı’ndan hatırladığımız “kaplumbağa (tortoise)” yerine “Bize Öğretirdi (Taught-us)” ve “Aşil (Achilles)” için “Kolay Öldürülen (A Kill-ease).”

Kaplumbağa, Carroll’ın hicivsel fantezisindeki rolü için de olağandışı bir biçimde uygundu; çünkü canlı, hem Darwin hem de doğal tarih ile zaten tuhaf bir ilişkiye sahipti. Carroll kesinlikle Galapagos tosbağalarının ve Beagle (Charles Darwin’in keşif gemisinin adı)’ın tuhaf tarihini biliyordu. Kaptan Robert Fitzroy’un, Beagle’ın seferi ile ilgili yayımlanan dergisinde anlattığına göre, tosbağalar hem doğal tarih sergileri hem de gıda maddeleri olarak önemli bir ilgi alanı niteliğindeydi.

Beagle, Galapagos adalarından, elde tutulan 30 Galapagos tosbağa (ve 18 diğer su kaplumbağası) ile ayrılmıştı ve bunlar gelecekteki araştırma örnekleri değil, iyi bir et ve su tedariki olarak alınmıştı (tosbağalar, yiyecek ve su olmadan 18 aya kadar yaşayabilir ve bu nedenle sıklıkla balina avı turları gibi uzun süreli gemi yolculukları için su tedarikleri ve gıda maddeleri olarak kullanılıyordu). Bu tosbağaların hiçbiri İngiltere’ye dönüş yolculuğundan sağ kurtulamadı ve böylece Beagle (aynı zamanda, av köpeği) tosbağaları yedi.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

William Buckland’ın maceraları

Benzer şekilde, Carroll, Jeoloji Profesörü ve Katedralin bir Rahibi olan ünlü zoolog William Buckland‘ın maceralarını da biliyor olmalıydı; Buckland’ın Christ Church’teki yaşam alanı, birçok ilginç yaratık için bir çeşit kamptı (örneğin, ayı, maymun, kartal). Thomas’ın anlattığına göre, Buckland’ın oğlu Frank’ın (Carroll’ın Christ Church’te bir lisans öğrencisi olarak çağdaşı),  “yaratık, başının önce koparıldığı ve sonra da aşçıyı ısırdığı mutfağa yemekle ilgili bir nesne olarak götürülmeden önce, iple bağlı dev bir kaplumbağanın sırtında, havuzda [Mercury] gezintiye çıkmasına izin veriliyordu.

Doğal tarihin kronolojik kayıtları, aynı zamanda, kendi adını taşıyacak kadar ünlü bir tosbağa da sağlamıştır: Timothy. Seçkin doğa bilimcisi Gilbert White (1720-1793), The Natural History of Selbourne [Selbourne Doğa Tarihi] (1789)’da, Timothy’den sık sık söz etmiştir. Carroll bu kitaba ek olarak, Edward Jesse’nin Gleanings in Natural History [Doğal Tarih Derlemeleri] (ikinci seri, 1834) isimli kitaba da sahipti. Bu kitap, White’tan Bn. Hecky Mulso adlı bir hanıma, Timothy’nin faaliyetlerini listeleyen, 1784 tarihli yayımlanmamış bir mektubu içeriyordu (ör. “2 Mayıs. Timothy etrafta yürüyor ve bir salatalık kabuğu parçası yiyor”).

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Gilbert White

Jesse, White’ın Timothy hakkındaki ölümünden sonraki notlarını, tosbağanın kendi hayat hikayesini anlattığı büyüleyici bir anlatıya dönüştürür. Timothy, Virginia’dan bir denizci tarafından nasıl çalındığını, eşinin kendisine 40 yıl özenli bir şekilde baktığı bir beyefendiye nasıl satıldığını ve bu hanımın ölümünden sonra, Gilbert White’a nasıl gönderildiğini anlatır. Önemli olan, Timothy’nin söyleyecek pek çok şikâyeti vardır: Doğduğu bölgeyi özlemektedir, dişi tosbağalara erişimi yoktur ve White onu, yılda iki kez bakkalda ağırlığını ölçmek (bu, onun sırt üstü çevrilmesini gerektiriyordu) ve bir kere su dolu bir küvete koymak (amfibik olmadığı için derhal batıyordu) gibi, çeşitli onur kırıcı durumlara maruz bırakmaktadır.

Kurtuluş

Efendilerinin çok kavrayışlı olması

Timothy’nin izzeti nefsini yaralayan bu durumlar nedensiz değildir, çünkü “benim efendim, insanların bir doğabilimci dediği şeydir ve kendisini, nabzımı dinlemek gibi tuhaf deneylere sık sık sokan o türdeki insanlar tarafından çok ziyaret edilir.” Timothy şöyle der; “Bu konular beni rahatsız ediyor; fakat gururu çok acıtan başka bir tanesi var; yani, kendilerinden başka kimsenin bir şey bilmediğini sanan bu yaratılış Efendilerinin çok kavrayışlı olduklarını düşünmeleri ve benim anlayışıma gösterdikleri küçümsemeleri.”

Bn. Mulso’ya yazıldığı varsayılan bir mektup olan hikaye şöyle sonuçlanmaktadır: “Hayatınızın baharında, Tosbağalarla dolu bir ülkeye yarın kaçırılacak olduğunuzu ve 50 yıl bir daha insan yüzü göremeyeceğinizi varsayın!!! Bunu düşünün, sevgili hanımefendi ve acıyın, Üzgün sürüngeniniz Timothy.” Orijinal yaşama alanından çıkarılan kederli bir kaplumbağa olarak, Timothy açıkça Taklit Kaplumbağa’nın öncülüdür.

Devam edecek.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Zamana yolculuk 4. bölüm

Toprak ana 2. bölüm

Hindi Çini anlatan 1886 tarihli bir metin

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Güven kırıntıları

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Aşk Nedir?

Aziz Sancar DNA haritalama teknolojisi geliştirdi

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Kaynak:

“The Alice Books and the Contested Ground of the Natural World” (Laura White/Routledge Press, Oxford: 2017)

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

hey taksi

Hey taksi 8. bölüm

Hey taksi, Erdal Fahlioğulları‘nın kaleme aldığı bir öykü dizisidir. Hey taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okuduktan sonra bu bölümü okumanızı öneririz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

6. bölüm

7. bölüm

Hey taksi

Sıcak bir Pazar günü arabada oturmuş müşteri bekliyorum. Yılın son sıcakları kendini gösteriyor. Güneş ışıkları arabamın konsoluna o kadar vurmuş olacak ki hafif bir plastik kokusu sarmış arabanın içini.

Etraf sakin. Hafta içinin koşuşturması olmadan şehir daha bir güzel geliyor gözüme. İnsanların acelesi olmadan düzen daha bir iyi işliyor sanki. Acele etmeyince kimse bir yere geç kalmıyor gibi geliyor bana. Derken orta kellikte bir adam uzaktan “Hey Taksi! diye sesleniyor bana. Ellerinde poşetler var. O yüzden işleyen demir pas tutmaz mantığıyla tek marşta çalıştırarak arabamı kaldırımına yanaşıyorum. Yükleme işlemi tamam, “Nereye gidiyoruz abi?” diye soruyorum.

“Hani Şu Hafta Sonu Piknik Yapıldıktan Sonra Bok Gibi Bırakılan Yeşillik Alan’a gidelim.” diyor. Rüzgârın güneşin etkisini hafifletmesi ile rahat bir nefes alıp mesaime başlıyorum.

Mangalın felsefesi

Adam rahat kıyafetler giymiş. Yakasının önü hafif açık, orta kıllıkta bir adamdı bu. Yüzünde güzel bir gülümseme var. Çok sevdiği bir şey yapmaya gidiyor gibi bir gülümseme bu. Ellerinde ki poşeti bagaja atarken içinde metalimsi şeyler hissetmiştim. Olay piknik olunca bu nesnenin ne olduğu MANGAL diye led ışıklarla yanıyor beynimde.

“Pardon biraz hızlı gidebilir miyiz” diye soruyor arkadan. (Küçükken mahallenin işsiz güçsüz-ne düğü belirsiz-hiçbir vasfı olmayan-kendini mahallenin abisi zanneden birisi “Pardon çıkalı ayılar çoğaldı.” demişti o aklıma geldi.

“Tabi yol boş zaten hızlanıyorum.”

Adam iç konuşmalarımı duymuş olacak ki pazar sakinliğini bozdu. “Ben de pikniğe gidiyorsunuz sanmıştım” dedim.

Evet, pikniğe gidiyorum geç kalmak istemiyorum. Ben mangal başıyım.” Dedi gülerek. Bunu ciddiye almıştı belli ki. Gülümsemesi alaydan değil, bu göreve layık bulunmasından ötürü hissettiği mutluluktandı.

“Tamam da, siz olmasanız başkası yakar mangalı. Ne olacak ki? “

“Olamaz öyle şey bu benim görevim. Anladığım kadarıyla siz mangalın felsefesini çok hafife almışsınız.

“Anlamadım mangalın felsefesi mi dediniz?

“Aynen öyle dedim. Mangalın felsefesini anlamamışsınız. Mangal bizi biz yapan, bir arada tutan yegâne şey. Mangal demek iş birliği demektir. Herkes bir görev alır üstüne eş zamanlı yapmaya başlar. Hazırlık yapanlar mangal başından haber alır hazırlıklarını ona göre tamamlar. Mangal başı mangalın yanış süresini hesap ederek işe koyulur. İçkiler birisindedir, oyunlar birisinde. Grubun eğlencesi de birisinde.”

“Ben hiç öyle düşünmemiştim.” diyorum azıcık utanarak. Adamın bu kadar ciddiye aldığı bir olayı ne kadar da alçak görmüşüm. Ben bunları düşünürken o felsefesini anlatmaya devam ediyor.

“Mangal faklı grupları da bir araya getirir. Böyle bir etkinlik yaptın mı insanlar toplanır sohbet eder. Tanışıp kaynaşırlar, yeni arkadaşlar-dostlar edinirler.

Mangal bilimi

Tatları da farklıdır mangalda pişenlerin. Normalde ocakta ne pişiyorsa ondan daha da güzel olur mangalda. Yardımseverdir de aynı zamanda. Yere düşenlerden sokak hayvanları nasiplenir. Karınlarını doyururlar. Yere düşmese bile yemek yiyenler kokudan da olsa pay ayırırlar yanlarında kokuya gelen kedilere-köpeklere. “

Adam bunu bir bilim gibi işlemiş içinde analiz etmiş. Bunun bir derneğini bile kurmuştur belki de diye düşünüyorum. Mesleği de mangalla ilgilidir diye tahmin ediyorum. (Bu soruyu ona sormayacağım içimde gizem olarak kalsın.)

“Mangal yapan adam temiz hava da alır. Doğa ile haşır neşir olur. Yeşillik alana gider. Yere oturur, o da olmadı tahta bir masaya oturur. Mis gibi açık havada temiz hava alır. Mangaldan sonra oynanan oyunlarla bedenine iyi bakmış olur. “

Adama cevap vermedim sadece aynadan onu dinlediğimi anlasın diye küçük küçük bakışlar attım. Benim cevap vermem bir şeyi değiştirmezdi çünkü. Şevkle yapılan işlerde yorum geri planda kalırdı.

“Buyrun alana geldik. Borcunuz “Toplu Ulaşımla Gelinse Bu Parayı Vermem” tutarında. Size kolay gelsin. “

“Teşekkür ederim. Dedi ve bagajdan eşyalarını aldıktan sonra alana bir baktım.”

Gerçekten de dediği gibiydi. İnsanlar açık havada eğleniyor, bir birleri ile şakalaşıyorlardı. Herkes bir işin ucundan tutmuştu. Karınları doyuyordu yanlarındaki sokak hayvanları ile beraber. Pencereden de mis gibi hava doluyordu içeri.

Döndüm taksi durağıma. Dönerken de marketten mangal aldım bir tane.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Yaşamak için

Çocuk

Recep ile Nadan – Bölüm 10 / Esnaf Lokantası

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Söven adamın bir günü

Toprak ana

Asansör Müziği ve Gastronomi

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Veronika

Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun!

Jön Türkler ile ivme kazanan, Genç Osmanlılar ile çözüme çok yaklaşan Türk milletinin Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bağımsız bir Cumhuriyet’e kavuşmasının coşku ve gururu aziz Türk milletinindir! Tüm ekonomik kaynakları ve en üst siyasal tabakası emperyalistler tarafından ele geçirilen Osmanlı Devleti’nin Sevr Anlaşması sonrasında fiilen ortadan kalkması sonucu, yeni bir yönetim elzem hale geldi. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Türk milletini esaret zincirinden Cumhuriyet ile kurtardı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun!

Halkın egemenliği esas alınarak kurulan yeni yönetim biçimimizi Türk milletine layık gören Mustafa Kemal Atatürk ve siyasal birikimleriyle ileriye taşıyan arkadaşlarına saygı ve hürmetlerimizi sunuyoruz.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

karanlıkta aynaya bakmak

Karanlıkta aynaya bakmak

Elektriğimi kesmişler. Televizyonsuz, telefonsuz ve internetsiz bir akşamdayım. Mahalle bakkalımız Dayı’dan aldığım bir kaç mumla gözümün önünü görmeyi sağladım. Bu arada Bakkalımın ismini bilmiyorum. Şakalaştığım, sohbet ettiğim adamın ismini bilmiyorum, Dayı işte. Böyle zamanlar da uyumak istersiniz, uyuyamazsınız. Yapacak bir şey bulamazsınız, önce elektriğinizi kesen çalışana küfrettim, sonra faturayı unuttuğum için kendime. Biraz hava almam gerektiğini düşünüp, ondan da vazgeçip uyumaya çalıştım tekrardan olmadı. Boş boş tavana baktım. Altı yaşında olan yeğenimi düşündüm. Çok bilmiş konuşmalarını, bana ”Evlenirsem bir kız çocuğum olsun.” dememi sağlayan ufaklığı. Doğumunu günlerce beklediğim yeğenimi. Onu düşünürken, ailemize yeni katılan, yüzünü ifadelerini ve inatını kendime banzettiğim, erkek yeğenimi.

Melike Öğretmen’e…

Dedemin o sokaklarda zaman geçirdiğini düşünürüm

Ailemi düşündüm. Babamı, o sessiz oturuşunu, çocukken ”Yanağında şeker mi var senin? Ne kadar tatlıymış bu.” deyip öpüşünü. Annemi, kavgacı, şefkatli, eğlenceli, inatçı, evi çeviren o kadını. Ablalarımı, ağabeyimi düşündüm. Aklıma biranda Ahmet dedem geldi. Hiç görmeden, efsaneleri ile büyüdüğüm, hep tanımak istediğim, öğrenecek bir şeylerimin olduğunu düşündüğüm heybetli koca adamı. Ankara, Topraklık’a giderim bazen. Sokaklarında yürürüm, hep dedemin o sokaklarda zaman geçirdiğini düşünür kendimi iyi hissederim. Özlemimi Topraklık’ta gezerek ya da anneme, babama onu anlatmasını isteyerek giderdiği dedemi düşündüm.

Bir an Mehmet dayım belirdi, gözlerim kapanıyordu ama zihnim açıktı. Hayal mayal hatırladığım. ”Hatırlıyorum” dediğim de bile inanmazlar bile. Gidişinde, anneannemin ağlamasını anımsarım. Anneannemin Topraklıkta ki evinin, karanfil kokulu, ayva, ceviz ve dut ağaçlarının bulunduğu bir bahçeye, kuzenim Ahmet ile el altında olmamamız için hapsedilmiştik. Bizim canımıza minnet harika bir oyun alanı olmuştu. Fakat anneannemin ağıt sesi hala geliyordu. Görmediğim Ahmet dedem gibi, hayal mayal hatırladığım Mehmet dayımında hikayelerini dinledim büyüyene kadar. ”Alkolden” dediler ölümüne, ”Bence Kederden” dedim. Kederlenip içtiğim ilk kadehimi Mehmet dayıma kaldırdım. Alkolü kaçırdığım her kadehte, onunla hemen hemen aynı kaderi paylaşan Arif amcama ve ona kaldırdım kadehimi.

Toprak ana

Biçare bırakıldım

Aylar önce, alkolü fazla kaçırıp, kederlenip dağıtmıştım kendimi. Gasp edildim, dayak yedim. Sakarya Caddesi’nin hiç kullanılmayan ”Tüp üst geçidi’ne baygın bir halde yapayalnız biçare bırakılmışım. Belki ölebilirdim de. Gözümü açtığım da hareket edemiyordum. Yine aklıma geldiler. ”Sonum acaba dayım ve amcamamı benzeyecek.” dedim. Küfür ettim kendime. Toparlanıp, ayağa kalktım. Bir kaç günlük toparlanmamdan sonra ”Sonum öyle olsaydı, ne olurdu?” diye sordum kendime.

Ayşenur altı yaşında. Yıllar geçse de hatırlar beni. Ölseydim çok üzülürdü yavrum. Ağlardı günlerce. Ufaklık Enes, aynı benim dayımı hatırladığım gibi hayal mayal hatırlardı belki beni. Çok zor bir ihtimal tabi. Anlattıklarıyla yaşardı beni belki de. Annem bu acıyı ölene kadar içinde yaşar, babam yıkılırdı. Belki toparlayamazdı. Annem kadar sağlam değildir. Ablalarım, yıllarca gözü gibi baktıkları küçük kardeşinin tabutuna bile bakamazlardı belki. Ya abim? Çok istediği erkek kardeşini, toprağa gömmek nasıl bir duygu yaşatır ona? Öz abim kadar öz ablam kadar yakın olan Levent abim, Derya ablam ve onların çocuğu ilk yeğenim olarak gördüğüm Efem? Arkadaşlarımdan en çok Selman ve Erdem üzülürdü diye düşündüm. Bir de Melih var tabi. Boşluğa dalarlar hatıralarımız akıllarına gelir ağlarlar belki de. Vefasız dostlarım, belki de anlarlar beni.

Sevgi Kursaklarda Saklı

Karanlıkta aynaya bakmak

En ince ayrıntısına kadar, gidişimin neleri değitireceğini Karanlıkta Aynaya Bakarak düşündüm. Teoman’ın ”Ayna” şarkısını dinledim. ”Olacaklar olacak, birgün nasılsa. Yaşa yaşa yaşa yaşa, seni sevenler burada hala…” Sevilmediğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.  Sizi Sevenler var, belki de siz görmüyorsunuz. ”İz bırakanlar unutulmaz” siz de bir iz bırakın. Yazın, şarkı söyleyin, işiniz de başarılı olun ya da ne biliyim, iyi insan olmanız bile yeterli iz bırakmanız için.”Bunu yazmanın amacı nedir?” diye söylenir gibi oldunuz sanırım. Türkiye’de gençlerin, intahar etmeleri ve yaşamı boyunca intahara meğeli yıllar geçtikce çoğalıyor. İntaharı edemeyen gençlerin ise yaşamlarından pek memnun olmadıkları ortaya çıkmış.  Hayatı nasıl yaşayabileceğimize biz karar veririz. Biz istersek iyi, biz istersek kötü olur…

Saygılarım, sevgilerim ve en güzel dilerklerim gençlerle olsun….

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Bahçe

Dünyanın en güzel camisi(1876 tarihli metin)

Çocuk

Yaşamak için

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Kurtuluş 6. bölüm

Tolstoy’un Cevabı

Türkiye inşaat sektörü

Türkiye inşaat sektörü konusunda neden ısrarlı?

Türk ekonomisi, AK Parti iktidarı boyunca inşaat sektörüne dayalı bir yapıya sahip. Üretim ve devamlılığa sahip olmayan bu ekonomik model, Türkiye’nin ekonomik dalgalanmalarını arttırabilecek tehlikeliyi barındırıyor. Recep Tayyip Erdoğan inşaat sektörünün ayakta kalabilmesi ve devam edebilmesini özellikle hedefliyor. Peki inşaat sektörü yerine sanayi veya yazılım sektörü ekonominin odağı haline getirilmiyor? Konut ve devletin taşınmaz ihaleleri neden ekonominin merkezi olarak korunuyor? Türkiye inşaat sektörü konusunda neden ısrarlı davranıyor?

AK Parti iktidarı boyunca inşaat sektörü Türk ekonomisinin göz bebeği haline geldi. Türkiye’de sıcak para akışı ve piyasanın devamlılığı için inşaat önemli bir araç olarak kullanıldı. Ancak Türkiye’nin inşaat sektörüne yalnızca bir sektör olarak yaklaşmıyor. Türkiye’nin dış politikası da, iç politikası da inşaat sektörü ile iç içe girmiş durumda. Türkiye ekonomik anlamda birçok plan yapmasına rağmen Türk Dış Politikası’nın Ahmet Davutoğlu politikalarının egemen olduğu dönemdeki hataları nedeni ile inşaat sektörüne bir alternatif yaratılamadı. Peki Türkiye inşaat sektörü konusunda neden ısrarlı davranıyor? Politika ve inşaat sektörü arasındaki bağ nedir?

Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki

Türk dış politikası

Türk ekonomisinde inşaat sektörüne alternatifler çok büyük zorluk yaşamadan üretilebilirdi. Ancak siyasi atmosfer ekonomide alternatifler için uygun zeminin oluşmasına engel oldu. Ahmet Davutoğlu döneminde Türkiye’nin dış politikası, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük hasarlarını ve telafi edilemez kayıplarını yaşattı. Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana komşularının toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyan ve güven veren bir ülke imajı çizdi. Türkiye’nin bu yaklaşımı komşulara da bu konuda güven verdi.

Türkiye, 20. yüzyılda zaman zaman komşuları ile sıkıntılar yaşasa da hiçbir zaman sıkıntının odağında egemenlik ve toprak bütünlüğü konusunda tehdit unsuru oluşturmamız gibi bir konu yer almadı. Türkiye’nin Yunanistan, Suriye, Bulgaristan ve Irak ile zaman zaman sorunları oldu. Ancak hiçbir sorun Türkiye’nin güvenilmez bir ülke konumuna gelmesine neden olmadı. Türk politikasının güvenilir bir çizgisi vardı. Ancak Davutoğlu dönemi, Türkiye’nin dış politikada tehlike unsuru olmasına zemin hazırladı.

Türkiye’nin Irak konusunda Kuzey Irak’ta Kürdistan yerel yönetimini muhatap olarak kabul etmesi, Bağdat yönetimine hayal kırıklığı yaşattı. Ahmet Davutoğlu döneminde Türkiye’nin Barzani aşiretine siyasal, ekonomik ve askeri destek sağladı. Hatta Barzani’nin Suriye’nin kuzeyindeki yerleşim alanlarındaki Kürt silahlı örgütlerine askeri destek için birlik göndermesi için Türkiye sınırlarını Barzani’ye açtı. Suriye’de Kürt saflarında savaşmak için Barzani’nin peşmergeleri Güney Doğu üzerinden Suriye’ye girdi.

CHP ve HDP ittifak yapamaz

Mesud Barzani ve Salih Müslim

Mesud Barzani ve Salih Müslim, Türkiye’nin siyasi, askeri ve ekonomik kalkanına sığındı. Türkiye, her iki Kürt lideri de önemli bir siyasi figür olarak kabul etti. Elbette Türkiye’nin kuzeyinde oluşturulacak bu Kürt tamponu, İran’da büyük bir rahatsızlığa neden oldu. İsrail’in İran’a karşı yaptırımları için Kürdistan projesi önemli bir hamle olarak görüldü. İran hükümeti, Irak hükümeti ve Suriye Devleti’ne ilgi ve desteği artarak devam etti.

Hindi Çini anlatan 1886 tarihli bir metin

İnşaat sektörü konum değiştirecekti

AK Parti hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 senede hızlı bir şekilde yarattığı, katlanarak büyüyen inşaat sektörü durdurulamaz bir hal aldı. Türkiye inşaat sektörü ile büyümeyi hedeflerken Türkiye’nin büyümesinin önündeki en önemli engel, inşaat sektörü oldu. Arap Baharı sonrasında altyapı sorunu yaşayan ve yeniden yapılanması gereken Suriye kentlerinde Türk müteahhitlerin sermaye ve deneyim birikimi ekonomik büyümeye ön ayak olacaktı. Ancak Ahmet Davutoğlu’nun ABD odaklı dış politika anlayışı ve öngörüsüzlüğü, Türk ekonomisini ve dış politikasını da bataklığa sürükledi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu’na dış politikada güvenmesi ve vaat ettiklerine inanmak istemesi, inşaat sektörünün bir başka yere yönlendirilmesini imkansız hale getirdi. 2011’de bitmesi gereken Suriye sorunu, Türkiye’nin bölgede yanlış yerde durmasından dolayı büyük bir aksaklık yaşadı. 2011’den bu yana Türk müteahhitler iflas etmesin diye Türkiye’de ekonomi alt üst oldu. Suriye’de siyasi düzenin kurulması ve kentlerin yeniden inşasının başlayacağı tarihe dek Türk müteahhitleri ayakta tutabilme çabası, Türkiye’de yatırımların inşaat odaklı devam etmesine neden oldu.

Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık serüveni, Türkiye’nin dış politikasıyla birlikte ekonomisini de yerle bir etti. Türkiye’nin yeniden kırılgan bir ekonomi haline gelmesi, yanlış dış politika ürünüdür. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki yanlış politikaları nedeni ile Türk ekonomisini sağlam temeller üzerine oturtmak bir yana, günü kurtarmak için inşaat projeleri hayata geçirildi.

Dünyanın en güzel camisi(1876 tarihli metin) 

Türkiye inşaat sektörü egemenliğine girdi

Türkiye’nin ekonomisini inşaat sektörüne odaklaması, Türk ekonomisini müteahhitlere bağımlı bir hale getirdi. Kamu ihaleleri ve özel teşebbüsler olarak ikiye ayrılan inşaat sektörü, özellikle kamu ihaleleri ile ayakta kalmaya çalışıyor. Devlet teşviki ve yatırımları, Türk müteahhitlerin ayakta kalabilmesi için tek çare haline geldi.

Ali Ağaoğlu ve Adnan Polat gibi müteahhitlerin inşaat sektöründe büyük iflasları dillendiriyor olması, devlet açısından önemli bir tehdittir.

Türkiye inşaat sektörü

Türkiye inşaat sektörü

İnşaat sektörünün en önemli aktörlerinin büyük iflasları dillendiriyor olması, Türk ekonomisi için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor. Tehlikenin bertaraf edilmesi için müteahhitlere yeniden büyük devlet ihalelerinin verilmesi ve kamunun bütçesinin müteahhitlere aktarılması gerekiyor. Türk ekonomisinin yeniden devletçi bir yapıya bürünmesi ve devlet yatırımlarına yönelik bir gelişim sağlaması, 2000’li yılların kazanımlarını alt üst etti.

Türkiye’nin muhafaza etmeyi planladığı müteahhitleri, 21. yüzyılın yeniçerileri gibi ayak bağı haline gelmeye başladı. Devletten taleplerinin gerçekleşmemesi halinde iflasların geleceği uyarısı ile sık sık devlet kurumları zor durumda bırakılıyor.

Yanlış bir dış politika macerası ile büyüyen sorun, ekonomide başa çıkılması zor bir sorunun temel taşı oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün barış ve iyi ilişkilere dayalı politikalarının hayati önemi bir kez daha ortaya çıktı.

Davutoğlu kadrosu tarafından akmaz kokmaz Kemalist dış politika diye küçümsenen politikalarının yokluğu, Türkiye’yi siyasi ve ekonomik bir uçurumun kenarına sürükledi.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Türkiye NATO’ya ne zaman girdi?

Kurtuluş 7. bölüm

Tolstoy’un Cevabı

Hegemonya ve sömürgecilik üzerine

İttihat ve Terakki Partisi ve tarım

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

bahçe

Bahçe

Bilge Miray Aslan‘ın daha önce dergimizde yayınlanan şiirlerini de okuyabilirsiniz. Bahçe isimli şiirden önce Herkes Dergisi’nde yayınlanan şiirlerine de ulaşabilirsiniz. İşte Aslan’ın şiirleri:

Bilge Miray Aslan’ın yayınlanan tüm şiirleri

Bahçe

Eski bir filmin içerisindeyiz,renkler artık,
Tanrı’nın göğünde konuyorlar,cennetin hediyesi,
Bir ay ışığı senfonisine.
Hislerimiz dönüştürüyor,mekanik renklerin aynadaki yansımalarına
Parça parça dökülüyor portrelerdeki suratlara.
Birer birer…
Dokunaklı bir ezginin,yavanlığından çekiniyoruz,
Sezgilerle doldurduk elimizdeki çantaları,
Yıllardır hazırladığımız,bir an olsun gitmek için,
Ellerimizi de şehirlerde bırakıp.
Vaktim yok henüz,kalmadı işte,nasıl olsa öleceğim,
Pençesini ve inadını kırdım zamanın,
Bilmiyorsun ki öleceğim,
Siyahı ve beyazı toprağa bağışlayarak,
Bir devrin bitişini getireceğim,elimdeki bıçakla.
Gökyüzünden akmakta,
İnce sular ve küçük çiçeklerin hüznü,
Bu,denizi unutturur bize.
Terk edilmiş bir kasabada süsleriz
Zamanla yakarışa dönüşen sesleri.
Ve bundan böyle,
Çaresizliğe değen hiçbir insan,
Soğuk bir bahçeyi kirletemez,
Gölgesinde renkleri izlediğimiz ağacı…
Eski filmlerin yüzünü soyan çıplaklık,
Yaradılışımızın acısını kirletemez.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Ölüme sitem, Tamer Başkan anısına

Yaşamak için

Dünyanın en güzel camisi(1876 tarihli metin)

Tolstoy’un Cevabı

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm

Himaye-i Etfal Cemiyeti’nden günümüze devlet korumasında çocuk

Zamana yolculuk 3. bölüm

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk 4. bölüm

Mehmet Başkan‘ın kaleme aldığı öykü dizisi olan Zamana yolculuk, 4. bölümü ile okuyucularının karşısına çıktı. Zamana yolculuk öykü dizisini tam olarak anlayabilmek için ilk 3 bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

Zamana yolculuk

Kira konusunda da dedem ile müzakerelerim sonuç verdi. Dedem evlerini kiraya verirken mutlaka 10’da 2 oranında pazarlık payı üzerine ekleyerek fiyat belirler. Bu bilgiyi göz önünde bulundurarak pazarlığın kısa sürmesini sağladım. Dedemin belirlediği kira fiyatının 10’da 8’ini dedeme teklif ettim. İstanbul’a yeni geldiğim için henüz çevremin ve paramın olmadığını ve cevval bir kebapçı olduğumu söyledim. Kira konusunda dedem işsiz olduğumu öğrendiği için çok fazla pazarlığı uzatmadı. Sonuçta işsizdim ve kebapçıydım. Dedem bir an evvel konuya girmek için can atıyordu. Sonunda beklediğim de oldu…

-Ben kebapçıyım, eşrafın en iyi kebapçısıyım. Adalet Partisi’nden ve Halk Partisi’nden birçok milletvekili İstanbul’a gelince mutlaka dükkanıma gelir. Kebabını yer ve sonra gider işlerini halleder. İstersen iş aramaya uğraşma, gel benim dükkanda çalış. Eğer sanatından memnun kalırsam, oturur para konusunda da orta yol buluruz. İkimiz de Urfalıyız, yaparız birbirimize kolaylıklar.

-Para konusunu sonra konuşuruz. Yevmiyemi haftalık ver, verirken de kirayı düş.

-Para pul bizde mesele olmaz iki gözüm. Hemşehriyiz biz.

-Haydi hayırlı olsun o zaman Müslüm ağa.

Dedem beklediğim şekilde yaklaştı bana. Hemşehri hemşehriyi gurbette öpermiş. Dedemin de ömrü boyunca Urfalılara yaklaşımı da bu şekilde oldu. Senelerce dedemin yanında çalışan nice Urfalı, dedemin ihtiyacı kalmayınca kapının önüne koyuldu. Dedem klişe bir kavramla, şark kurnazlığı ile tarif edilebilir. Elbette tüm bu özelliklerini dedeme kesinlikle söyleyemezsin, dedeme göre kendisi yüksek ahlakı ve geleneklere bağlılığı ile öne çıkıyor. Senelerce ne kadar ahlaklı ve doğru bir insan olduğunu çarpıtılmış anıları ile bizlere aşıladı.

Yi Ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi! 4. bölüm

Dedemin gölgesinde yaşıyor

37 sene evveline gittim ve babamın gençlik yıllarında yaşıyorum. Babam orta yaşlı olduğu dönemde olduğu gibi, yine dedemin gölgesinde yaşamına devam ediyor. Tüm işlerde yalnızca dedem ile karşı karşıya geliyorum. Babam ile henüz karşılaşma fırsatı dahi bulamadım. Dükkanda çalışmaya başladığımda babamı görme fırsatı yakalayacağım. Açıkçası babamın gençliğini çok merak ediyorum. Babamın iki sene evvel ansızın vefatı sonrasında babamı çok özledim. Babamın gençliğini görmek ve ona sımsıkı sarılabilmek için sabırsızlanıyorum. Babamın arkadaşı olarak hayatına girmeyi ve ona sarılacak kadar yakın olmayı hedefliyorum.

1980’e geldiğime seviniyorum

Meyhanede sarhoş olduğum bir gecenin sabahında 1980’e geldiğime şaşırdım. Ancak şaşırmaya ve inanamamaya bir saniye dahi kaybetmek istemiyorum. İki senedir bakışına, sesine ve yüzüne hasret kaldığım babamı görebilme ihtimali ile 1980’e tutundum. Hatta 2017’ye geri dönmenin yollarını aramak gibi bir amacım da yok. Şuan için 1980’de kalmaktan çok memnunum, bu ailemin yaşamına ve mazisine şahitlik etmek, oldukça cazip gelen bir ihtimal olarak belirdi.

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk

Bir insanı özlemek kolay değildir. Hele ki ölen bir insanı özlemek ve sevmek azap verir. İki senedir ben de bu azabı yaşıyorum, her gece rüyalarımda buluşmak için yatağa girer ve hüsran ile uyanırım. Ancak bu defa farklı, rüyalarıma gelmeyen babamı görmeye ben 1980’e gittim. Neden ve nasıl gittiğim hakkında ise en ufak bir fikrim yok, merak da etmiyorum.

Türkiye NATO’ya ne zaman girdi?

Yeni bir geleceğe değil, geçmişe başlıyorum

Her insan yeni bir hayata ve geleceğe hazırlık yapar, planlar yapar. Ancak benim durumum daha farklı, ben yeni bir geçmişe başlıyorum. Yeni bir geçmiş için çalışacağım ve göreceğim. Modern yaşamın meslekleri ile sıkılmak yerine eski dünyanın mesleklerinden olan kebapçılık ile yaşamımı idame ettireceğim. Aslına bakarsak senelerce eğitim görmek yerine kebapçı olmak için mücadele verseydim, 2017’de güzel bir yaşamım ve ekonomik imkanlarım olurdu.

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk

2017’de yaşayamadıklarımı 1980’in imkanlarında yaşayacağım. Zamana yolculuk olarak nitelendiriliyorum yaşadığımı, 1980’de yaşadığıma adım gibi eminim. İçinde bulunduğum zamanı sorgulamak yerine bu zamana uyum sağlamaya zaman harcayacağım. Yaşadığım durumun keyfini çıkarmaya çalışacağım.

Yeni evime eşyalar da bakmam gerekecek ama eşya konusunda bir sorun yaşamayacağım. 2017 yılının tüketim toplumu ve gösteriş merakı olmadığı için mütevazi bir evimin olması, hiç kimse için olumsuz bir Selim Aktaş imajı çizmeyecek. Eşya yalnızca kullanım için vardır ama 2017 Türkiye’sinde eşya bir gösteriş unsuru olarak var oluyor. Geçmişin evladiyelik eşyaları yerine günümüzün suntadan yapılan ama kaliteli ve gösterişli görünen mobilyaları var. Günümüz mobilyaları için kağıttan kaplan demek kesinlikle abartı bir benzetme olmaz.

5. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kurtuluş 7. bölüm

Nekahet Kutusu

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm

Herkes kent temsilciliği hakkında

Asansör Müziği ve Gastronomi

Altun yumurtlayan tavuk

Babamın Hikayesi

Evimizdeki Konsomatris

çocuk

Çocuk

Gamze Taşçı, bu defa yazdığı şiiri ile Herkes Dergisi okuyucularıyla buluştu. Çocuk isimli şiiri sonrasında Gamze Taşçı’nın diğer eserlerini de okumanızı öneririz.

Gamze Taşçı’nın eserleri

Çocuk

Çivisi çıkmış çoktan umudun
Düşe kalka gördüm…
Ellerin gözlerin kömür karası olmuşta

Yüreğin yanacakken tutuşmamış
Dillere kenet vurmamış çocuk…
Suçumuz varsa da geçmişten,üzgünüm…

Yüzün, rengin tüm tonları olmuş
Çamura bulamış kendini ruhun
Aydınlık sevmezde, karanlık sever
Dışı gülerde, içi gülmezlerden…

Haykırsan  yüzüm düşecekken
Korkularımı kendimden soydum da geldim, çocuk!
Hadi, güzel kıyafetlerinle gel, deniz fenerinin yanında,
ışığın, tam alnındayım…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Güven kırıntıları

Sevgi Kursaklarda Saklı

Söven adamın bir günü

Kurtuluş 7. bölüm

Yi Ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi! 4. bölüm

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm

Asansör Müziği ve Gastronomi

Ceylan’a

 

Alice harikalar diyarında

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv 3. Bölüm

Müge Sözen‘in Alice kitaplarında Darwinci hiciv çalışmasının 3. bölümüdür. Alice Harikalar Diyarı‘nda Darwinci hicvi kavrayabilmek için ilk 2 bölümü de okuyunuz. Lewis Carroll ve hayal dünyasını anlayabilmek için mutlak bir fırsat yaratan bölümlerimizi takip edebilirsiniz.

1. bölüm

2. bölüm

Melezlik

Dejenereleşme muhtemelen komikse, geçiş türleri veya melezler de öyledir. Melezlik, Alice kitaplarında, konuşan ve giyinen hayvanlarla olduğu gibi, Grifon, Taklit Kaplumbağa, korku veren Jabberwock ve Aynalar Ülkesi böcekleri gibi çeşitli yaratıklar vasıtasıyla da gösterilir (Tatarcık hariç – bir tavuk ebadında olabilir, fakat iç geçirerek kendisini yok edene kadar basit bir tatarcık olarak kalır). Hayvanların böylesine güldürücü davranışları, özellikle yaygın insanbiçimcilik, Lewis Carroll veya okurları için yeni değildi. Aslında, karışık veya antropromorfize edilmiş hayvanların eğlenceli kullanımı, insanoğlunun yaratılmış canlıların başında bulunduğu ve çeşitli flora ve faunanın cansız doğanın üstündeki büyük hiyerarşide yerini aldığı Varlığın Büyük Zinciri kavramının hakimiyetini bozan ortaya çıkan sorular hakkında genel kaygıdan neredeyse kuşkusuz bir biçimde ilerleyerek, Victoria döneminin erken dönem kültürünün karakteristik özelliğiydi.

Alice ve evrimsel spekülasyonlar

Melez karikatürleri, Darwinci teoriden önceleri doğa tarihi ve bilimsel buluşlar ile ilgili hicivlerde ortaya çıkıyordu. Örneğin, George Cruikshank’ın yıllık Comic Almanack [Karikatür Almanağı] (1835-1853) isimli kitabı, genelde insan ve hayvan özelliklerini ve durumlarını karikatürize bir biçimde tersine çevirerek, doğal tarihi parodi haline getirmişti. Edward Lear, dağınık ve yeniden birleştirilen insan ve hayvan bedenlerinin karikatürlerini çizmişti; “hepsi kesikli atomlar” olan kedi, kuş ve insan çizimleri, ya da insan vücutlarının papağan ve kedi başlarına sahip olduğu başka bir çizim gibi. Melezlikle Türlerin Kökeni öncesi oyunun bir başka örneği, Hyde Park’a şık hanımlar yerleştirerek, Robert Chambers’ın Vestiges of Creation [Yaratılışın Kalıntıları] (1844) kitabı ve “genel olarak jeolojik ve evrimsel spekülasyonlar” ile alay eden bir Punch karikatüründen gelmektedir; bu hanımlar, ördek başları hariç, zarif görünmektedirler.

Başlar, gövdeler ve ayaklar

Benzer bir şekilde, Victoria dönemi insanları, yeni oluşturulan yaratık adlandırılabilene kadar, bir oyuncunun bir baş çizdiği, kağıdı katladığı, bir diğerinin bir gövde ve bir başkasının da bacaklar eklediği, “Başlar, Gövdeler ve Ayaklar” adlı bir oyun oynuyorlardı. Carroll’ın Fransız karikatürist J. J. Grandville’in eserlerine aşina olduğuna dair bir kanıtımız olmamasına rağmen, onun (1827 ile 1847 yılları arasında yayınlanan) ayrıntılı ama karikatürize insan canavarları, bu tür kombinasyonların, insanlığın belki de o kadar benzersiz olmayan kimlik sorunu ile ilgili eğlenceli hicivleri olarak kullanılmak için uygun olduğunu göstermektedir. Reichertz’in önceki literatürde Carrollcu mecazların öncüllerini araştırdığı yararlı çalışmalar, Grandville’in köpek başı olan bir kaplumbağa, kurbağa başı olan kuşlar, yılan başı olan bir ayı vb. içeren imalı çizimleri üzerinde durur. Reichertz’in belirttiği gibi, “Hiçbir şey, Grandville’in daha önceki görsel kombinasyonlarına, Carroll’ın Taklit Kaplumbağa’sından daha yakın değildir.”

Melezler popülerdi, çünkü, ana akım Victoria dönemi toplumunun insanların hayvanlar üzerinde egemen olduğu fikrine şiddetle sarılmış olmasına rağmen, insan-hayvan kimliği hakkındaki kaygıları alaya alıyordu. Aslında, muhafazakâr bilimsel literatürde melezler, çoğu kez evrim tartışmalarının ön planına Darwinci teorilere karşı koyan bir karşı-argüman olarak getiriliyordu. Sonuçta, melezler yapay seleksiyondan (yani, insan kontrolünden) kaynaklanırlarsa çoğalamazlar; böylece, yapay seleksiyon, ünlü köpekler vakasında olduğu gibi türleşmenin sınırlarını gösteriyor gibi görünüyordu.

Yapay seleksiyon

Londralı bir danışman hekim olan J. M. Winn, The Collapse of Scientific Atheism [Bilimsel Ateizmin Çöküşü] (1880) isimli kitabında, “melezlerin kısırlığı evrensel olarak kabul edilmiştir ve evrim teorisi ile tamamen uzlaşmazdır” diye savunmuştu. Argüman, en azından 1860’dan beri vardı; Wilberforce yapay seleksiyona bakmaksızın sadece diğer köpeklerle çiftleşebilen evcil köpeklerin örneğini ileri sürdüğünde, türleşmenin değişmez olduğunu savunur:

Köpek türündeki en uç çeşitlerin kendi özgün ilişkilerini ne kadar kolay ve açık bir şekilde tanıdıklarını da unutmayın. Dev Newfoundland, cüce köpeğe, sıradan bir çarpışmada, ikisinden birinin bir çakal, bir kurt veya bir tilkiye davranış biçiminden ne kadar farklı davranıyor. Aptal hayvan, türün birliğinin, ‘varyasyon’un en garip maskesi altında keşfedilebilir olduğunu filozoflara öğretebilir.’ (“Darwin’s Origin” [Darwin’in Kökeni])

Aslında, Darwin karşıtları, türler arası tuhaf dönüşüm fikrini başlangıçtan itibaren kolay bir saldırı hattı olarak kullanmışlardır. Örneğin, Adam Sedgwick de 1860’da şöyle diyor: “Bazı nadir durumlarda [Darwin] muhteşem bir saflık gösterir. Darwin, beyaz bir ayının, Kutup havzasındaki çamurlu su birikintileri ile sınırlandırılarak, balina haline gelebileceğine; bir Lemur’un kolayca bir yarasaya dönüşebileceğine ve üç parmaklı bir Tapirin atın büyük dedesi olabileceğine inanmaktadır!” Dolayısıyla, dönemin edebi ve sanatsal melezleri, Darwin’le alay etmenin yanı sıra onun teorilerinin ortaya çıkardığı kaygıları göstermektedir.

(Devam edecek…)

Kaynak:

“The Alice Books and the Contested Ground of the Natural World” (Laura White/Routledge Press, Oxford: 2017)

“Alice” kitapları ve Lewis Carroll hakkında daha fazla bilgiye “Alice Harikalar Ülkesinde: Gerçek Alice” isimli blogumdan ulaşabilirsiniz:

http://www.gercekalice.com

söven

Söven adamın bir günü

Güneş doğalı çok olmuştu. Her gün güneş doğuyor(ben buna hep lanet ederim). Ben kim miyim?(Hiç kimse). Adım Mehmet(sana ne?). Üniversite öğrencisiyim, Kredi Yurtları Kurumu’nun yurtlarında yaşıyorum(yaşamak denilebilirse). Bu sabah, daha doğrusu sabahın öğleye yakın olan saatlerinde, tam kaçtı hatırlamıyorum, uyandım(oysa uyanmak istemiyordum). Yatağımdan kalkmadan telefonuma baktım(telefon da olmasa kime günaydın derdim). Jandarma, gelen mesajlara inanmayın içerikli bir mesaj atmış(sağ ol). Facebook’ta 8 bildirim; dün paylaştığım fotoğrafı, İnternetten kopyalayıp yapıştırdığım özlü sözü beğenmişler(gerçekten beğendiler mi?); iki etkinlik daveti ve üye olduğum grupların paylaşımı bildirim olarak gelmiş(çokta umrumdaydı, bu gruplara niye üyeyim ki?). İnstagram’da hikaye paylaştım: Günaydın(oysa günüm karanlık geçecek gibiydi).

Ölüm 4. bölüm

Kahvaltıya yetişebilmek için

Twitter’ı unutmayalım, dünkü maç hakkında sövdüğüm bir iki tweet haricinde hareket yok(bu twitteri elit görünmek için açmıştım). Telefonu komidinin üzerine koydum(komidinin üstü çöp dolu). Yataktan kalktım, sırf kahvaltıya yetişebilmek için, lavaboya yöneldim(kötü kokular), su soğuk, yüzümü yıkamaktan vazgeçtim. Ellerimle gözlerimi ovuşturdum. Üstüme bir ceket alarak yemekhaneye yürüdüm, yemekhaneye varmak için önce dışarı çıkmak gerekiyordu(ben yatağımda mutsuzluğumu yaşama taraftarıydım). Yurdun ikinci kapısına yöneldim, kapının önünde sigara içen çocuklar yol verdi(kapı önünde sigara içtikleri için onlara sövdüm).

Yemekhanenin kapısından tekrar içeri girdim, yarım yamalak yıkanmış olan tepsiyi, çatalı aldım. Zeytinler buruşuk, peynir tatsız tuzsuz; küçük paketlerde olan peynir, bal, tahin türleri kalitesiz marka ve tarihleri geçmiş; sonunda her sabah olduğu gibi tepsiyi bırakarak, bayatlamış poğaça ve simitten alıyorum(taş daha yumuşak) ve kasaya yöneliyorum. Kasada yaşlı bir amca, hesap yapamıyor, parmağı basıp, kendi hesabımı kendim yapıyorum, kantine de elli kuruş kazık atıyorum(kısa günün karı). Tam odaya çıkıp taşlarımı yiyeceğim, sevmediğim tanıdık bir çocuk selam veriyor, gülerek selam veriyorum(tipini…), ayak üstü konuşuyoruz, yemekhane ihalelerine sövüyorum, görüşürüz diyerek ayrılıyoruz(bir daha karşılaşmamak umuduyla).

Odaya çıkıyorum, odada bulunan çocuğa sessiz olmasını söylüyorum(ondan nefret ediyorum). Çalışma masası(hiç çalışmadığım) üzerinde taşları, kaçak kullandığımız ketıl ile yaptığım sallama çay eşliğinde içiyorum(çaya sövüyorum). Şarkı söylemeye başlayan çocuğun, sesine küfür ediyorum. Üstümü giymek için dolabı açıyorum, hiç temiz elbise yok(tembelliğin bedeli), en temiz olan yani diğerlerine nazaran temiz olan pantolon ve tişörtü üstüme geçiriyorum. İki gün önce giydiğim çorabı değiştirmek istiyorum ama temiz çorap da kalmamış, mecbur ayakkabıyı onlarla giyiyorum(aramızda, ayakkabı da kokmaya başladı). Okula yani fakülteye(veya üniversiteye) gideceğim, yurttan çıkarken parmak izi sisteminde(bütün talihsizlikler beni bulacak ya) parmağım okumuyor, idareye gidip güncelletiyorum, daha sonra yurttan ayrılıyorum. Tramvaya doğru yürüyorum, yolda gördüğüm hoş kıza şöyle bir bakıyorum, o beni fark etmeden kafamı eğiyorum, hızlı adımlarla tramvay durağına gelip bekliyorum, güvenlik bana cins cins bakıyor(ona da sövüyorum). Tramvaya biniyorum, önümde yaşlı bir adam(git evinde otur amca), onun iki kişi ötesinde güzel bir kız, sonraki durakta iniyor(inme).

Zamana yolculuk 3. bölüm

İnkılap

Derse geç kaldığım için hızlı adımlarla ilerliyorum, ayağım taşa takılıyor, sendeliyorum, okkalı bir küfür çıkıyor ağzımdan, çevremdekiler bana bakıyor (hepsine içimden sövüyorum). Fakültenin merdivenlerinden hızlıca çıkıyorum, kapıyı çalıp, özür dileyerek(aynı zamanda içimden sövüyorum) yerime oturuyorum. Yanımdakine hangi derste olduğumuzu soruyorum(tam bir şerefsiz), arkadaki cevap veriyor: İnkılap!(en sevmediğim ders). Kel bir hoca, slaytı okuyor(sanki bizim okumamız yok amk); arada sessiz olun, telefonları bırakın falan diyor, anamız babamız bizi boşuna yollamamış, o parasını alırmış(o parayı ***). Ders bitiyor, başka dersimiz var mı, diye soruyorum?: yokmuş. Tek ders için mi geldik, diye sövüyorum. Kantinde bir iki kız kesiyor, sevmediğim insanlarla şakalaşıyorum (benim burada ne işim var amk). Kantinin iğrenç çayından içiyoruz(kantinciye de sövüyorum). Müsaade alıp, yurda yürüyorum, müzik eşliğinde bir saate yakın yürüyorum.

Yoldan geçen insanlara söverekten yürüyorum, bir erdem varsa hayatta sövmektir. Market camlarındaki indirim ürünlerine, berberdeki makasa, kafedeki fincana ve en önemlisi yaşamın kendine sövüyorum. Her geçtiğim binanın yüksekliğine bakıyorum, en yüksekleri üzerinden atlama planları yapıyorum. Cesaretsizliğime sövüyorum, nefret ettiğim hayattan kurtulamayışıma, ecelimle ölemeyişime, insanlara, canlılara, yeryüzünde bulunan herşeye sövüyorum. Benim tek yeteneğim varsa: sövmek! Kim acı biber sürecekmiş şaşarım. Yurda yakın on üç katlı binanın tepesine çıkıyorum, yükseklikten aşağıya bakıyorum ve kendimi cesaretlendirmeye çalışıyorum. Yine kendi kendimin ölümüne sebep olamadığım bir gün deyip, binadan aşağıya iniyorum, teyzenin biri kimsin diyor, misafirliğe geldim diyor, hızlı adımlarla uzaklaşıyorum.

Kaç dostum terk etti

Yurda girişte parmağı basıyorum, cihaz okuyor, yemeğimi yiyip(yemek denirse, küspe), odaya çıkıyorum, üstümü değiştirip, yatağıma uzanıyorum. Ölemeyişimi düşünüyorum, yaşayamayışımı düşünüyorum, sevemeyişimi, en önemlisi terk edilişlerimi düşünüyorum. Kaç sevgilim terk etti. Kaç dostum terk etti. Kaç sevmediğim insan terk etti. Matematiğim yetmez hesaplamaya ama hepsi küçüktür babamın terk edişinden… Yaşamak için sebebim yok, ölmek için cesaretim yok. Yarın yine güneş doğacak, ben yine ölmek isteyeceğim(yaşayanlara sövüyorum en çok kendime).

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek – 5

Ölüme sitem, Tamer Başkan anısına

Güven kırıntıları

Toprak ana 2. bölüm

Hindi Çini anlatan 1886 tarihli bir metin

Alice Kitaplarında Darwinci Hiciv – 2. Bölüm