ölü gömme gelenekleri

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Yunan harfli Türkçe olarak yayınlanan Aggeliaforos Çocuklar İçin dergisi, Amerikan Misyonerler Şirketi tarafından Aramyan Matbaası’nda(Matbaa-ı Aramyan) bastırılmıştır. 1 Şubat 1880 tarihli sayısında “Hintlilerin Ölülerini Yaktıkları Bir Yer” başlıklı yazıda iki tane görsele yer verilmiştir. Bu yazıda Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri anlatılmaktadır. Asıl amaç Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme geleneklerin acayip olduğunu göstermek ve Hristiyanlığın ölüm anlayışının anlamlı olduğunu anlatmaktadır. Kelimeler sadeleştirilmeye çalışılmış ve [] işareti ile verilen kelimeler özgün metindeki şekilleridir.

Aggeliaforos’un 1 Şubat 1880 tarihli üst bilgisi.

İttihat ve Terakki Partisi ve tarım

Hintlilerin ölülerini yaktıkları bir yer

Ölülerin cesetlerini yakmak adeti vaktiyle çok genel[-umumi] bir adetti. Bu adet Yunanlılar ve Romalılar arasında dahi geçerliydi [-cari idi] ise de, dördüncü asırda iptal [-lagv u iptal] olundu. Bu adetin iptaline [-lagv u iptaline] sebep şüphesiz Hristiyanlığın yayılmasıyla [-intişarı] oldu. Ölülerin cesetlerini yakmak adeti Hintliler arasında hala geçerlidir [-caridir]. yukarıdaki [-baladeki] tasvirde görülen mahal Mumbai [-Bombay] adasında [-ceziresinde] , sahil civarında Hintlilerin kendi ölülerinin yaktıkları mahallerden biridir. Bu mahallin etrafında yüksek duvarlar çekilmiş olup, Hintlilerden başka [-maada] hiçbir kimseye oraya girmeye ruhsat verilmez. Her gündüz ve her akşam yanan ateşlerin dumanı ve ışığı [şavki] civarların duvarlarından üstünden görülür.

Hintlilerin Ölülerini Yaktıkları Bir Yer

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Ölü gömme gelenekleri

Bir Hintli vefat ettiğinde dostları derhal onun cesedini yakmaya hazırlık görürler, zira ölünün cesedi yakılmadıkça vefat edenin [-müteveffanın] akrabalarından [-hısımlarından] hiç birisi bir lokma ekmek yiyemez. Hintliler bambu olarak adlandırılan [-tesmiye olunan] ağaçtan bir kaba tabut yaparlar ve ölüyü o tabuta koyarak yüzünden başka [-maada] vücudunu beyaz bir bez ile örterler. Ölünün yüzünü bir çeşit [-nev] kırmızı boya ile boyarlar ve bu biçimle [-vechle] ölü acayip görünür. Dört insan [-adem] tabutu omuzlarına alarak sükûtla onun yakılacağı yere götürürler. Ölünün sahibi elinde bir ateştan olarak tabutun önünden gider ve odun yığını elindeki ateşle tutuşturur. Bu hizmetlerin hepsi alelacele icra olunur.

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Tabutu odun yığını üzerine koyarlar

Tabutu götürenler ölünün yakılacağı yere geldiklerinde tabutu odun yığını üzerine korlar ve ölünün en yakın akrabası [-hısımı] oduna ateş verir ve kemiklerden başka [-maada] bütün cesedi çabucak yanıp kül olur. Ölünün kemikleri ise o civarda bulunan kuşlara yem olurlar.

Parsilerin Ölülerini Koydukları Bir Kule

Mumbai’de [-Bombay’da] Parsi olarak adlandırılan [-tesmiye] olunan binlerce insanlar [-ademler] vardır. Bunlar güneşe tapınırlar ve sanırlar ki [-Zan ederler ki] bir ölünün cesedinin dokunduğu her şey mekruh[-hoş olmayan] olur. Bu sebepten [-ecilden] bu milletten olan ölüleri gömmek için bir kaç insan [-adem] tayin olunmuştur. Bunların memuriyeti ecdattan evlada miras kalır ve bu memuriyette bulunan kimseler aşağı [-ednâ] ad edilirler. Bir Parsi öldükde(n) sonra ölü gömen yukarıda adı geçen [balade mezkur] insanlardan [-ademlerden] dört yahut altı kimse ölüyü bir tabuta koyup beyaz bir bez ile onu örtükten sonra Parsilerin ibadethanesine götürürler. Ölünün dostları tabuta dokunup mekruh olmasınlar diye uzaktan, tabutun arkasından giderler. İbadethanede bir kaç dua edildikten sonra cenaze alayında bulunanlar sukut mabeti olarak adlandırılan [-tesmiye olunan] mabete giderler. Bu mabet tasvirde gösterildiği üzere büyük bir kuledir.

Parsiler dört unsurları, yani toprağı, havayı, ateşi ve suyu mukaddes ad edip, o unsurlar bir olunan vücudu ile mekruh edilmemelidir diye zan ederek, derler ki ölü ne toprakta gömülebilir, ne ateşle yakılabilir, ne suya atılabilir ne de havada bırakılabilir. Bu sebepten [-ecilden] damı ve penceresi olan o kule yapılmıştır. Kulenin avlusunun ortasında derin bir çukur vardır. Cenaze alayında bulunanlar kuleye yakın geldiklerinde ölünün dostları son defa olarak olunan yüzüne bakarlar, sonra tabutu kaldıranlar onu içeri götürüp kulenin içine atarlar ve kara kuşlar gelip ölünün cesedini çabuk yerler ve kemikler sonra çukura atılırlar.

Ölülere böyle yapmak bize dehşetli görünür. Sevgili dostlarımızın cesetleri toprak ile karışsınlar diye onları toprağa gömmek ne kadar münasiptir.

Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki

Ölüme bakış

Putperestlerin çok ilahları vardır, lakin onların din u mezheplerinde ölüme yaklaşan canları teselli edecek az şey vardır. Ölüme Hintliler korku ve dehşetle  [-havf u dehşetle], Hristiyanlar ise korkusuz [-bila-perva] bakarlar ve hatta Hristiyanlar ölümü sevinçle [-meserretle] kabul ederler, zira Hristiyanlar için ölmek müebbeten Rabb ile beraber bulunmak demektir.

ölü gömme gelenekleri

ölü gömme gelenekleri

ölü gömme gelenekleri

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Köy okulları yardım projesi

Zamana yolculuk

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Babamın Hikayesi

Leviathan devlet ve özellikleri

Alevilik üzerine bilgiler

Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan projesi

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

12 Eylül saat 20:00’de Steve Jobs Theater’dan canlı yayın.

İşte yeni iPhone

Türkiye saati ile 12 Eylül 2017 20.00’da Apple’ın yeni cihazlarını tanıtacağı etkinliği canlı olarak yayınlıyoruz. Bu yayını bu sayfadan, Twitter’da @herkesdergisi ve Facebook sayfamızdan eş zamanlı olarak takip edebilirsiniz.

O zamana kadar, yeni iPhone modelleri hakkında yazdığımız yazıları buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

12 Eylül saat 20:00’de Steve Jobs Theater’dan canlı yayın.

Apple’dan iPhone 8 ve iPhone X bombası

12 Eylül saat 20:00’de Steve Jobs Theater’dan canlı yayın.

Apple’ın 12 Eylül 2017’de tanıtacağı iPhone’un yeni modelleri hakkında bilgiler sızmaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde iOS 11 GM sürümünün yanlışlıkla sızmasını fırsat bilen yazılımcıların yaptığı incelemelerde, yeni iPhone modellerinin isimleri ortaya çıktı.

12 Eylül saat 20.00’da Apple’ın iPhone tanıtımını canlı olarak yayınlayacağız. Yayını bu sayfadan, Twitter üzerinden @herkesdergisi hesabından ve Facebook sayfamızdan eş zamanlı olarak yapacağız.

iPhone 8, iPhone 8 Plus ve iPhone X

Temmuz ayında yayınladığımız incelemede de belirttiklerimize uygun olarak, yeni iPhone X modelinde cihazın önü boydan boya kapsayan OLED ekran doğrulandı. Samsung’un yıllardır sunduğu kablosuz şarj özelliği de söylentiler arasında.

iPhone X’in ön yüzü tamamen ekran olacağı için, ana ekran tuşunun yerini yüz tanıma özelliği alacak. İsminin Face ID olacağı düşünülen bu özellik, cihazın önündeki bir kızılötesi kamera ve selfie kamerası ile birlikte çalışarak cihazın kilidinin açılacağı düşünülüyor.

iPhone 8 boydan boya ekran ile geliyor

 

zamana yolculuk

Zamana yolculuk

Zamana yolculuk, bir Mehmet Başkan öykü dizisidir. Herkes Dergisi‘nde yayınlanacaktır. Zamana yolculuk, kahraman bakış açısı ile yazılmış bir öyküdür.

Mehmet Başkan’ın tüm yazıları

Zamana yolculuk

Bir haftaiçi daha part-time işler ile öldü. Maaş alırken part-time, işi yaparken full-time olan işler ile gençliğim çürüdü. Cuma akşamı geldiğine göre artık rahatça dışarı çıkıp haftanın yorgunluğunu atma fırsatı geldi. Moda’da Selim, Şeyhmus ve Hasan ile içme zamanı sonunda geldi. Haftanın 5 günü, haftanın son 2 gününü bekleyerek geçiyor. 5 gün bekliyor ve 2 gün yaşıyorum tıpkı sözde modern her insan gibi. Yaşamak değil de beklemek demek daha doğru olur bu yaşama. İşe girmeyi beklemek, evlenmeyi beklemek, hastane kapısında beklemek, doğumhane önünde beklemek ve ölümü beklemek ile zaman geçiyor. Zaman geçiyor ama bir türlü yaşayamıyorum.

5 gün sabrettim ve o büyük kavuşma yaşanabilir artık. Her Cuma akşamı olduğu gibi Moda Meyhanesi’nde 4 kafadar bir büyük devirip, bira içmeye geçebilirim. Aileme göre alkolik, bana göre sosyal içiciyim. Haftanın her günü içmiyorum ama haftanın 5 günü içmeyi bekliyorum. Aslında birçok insan bu şekilde yaşıyor ama işleri olduğu için hiçbiri bu hakikat ile yargılanmıyorlar. İnsanın geliri düşük olunca kusurlar kabak gibi ortada olur ama gelir arttıkça kusurlar flulaşır. Tıpkı gecenin tüm kadınları makyajlayarak kusurları örtmesi gibi. Her insanın kusurları vardır ama bazı insanların parası yoktur. Ben de o parası olmayan kusurlu insanlardanım. Bu nedenle, tüm kusurlarım dev ekranda insanların gözünün önüne seriliyor.

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Elbet bir gün buluşacağız

Her hafta olduğu gibi yine Hasan geç kaldı. En azından bu defa geç kalacağını söyledi, haberimiz olduğu için rakıları söyledik. Hasan geç kaldı nasıl olsa, o gelene kadar bir kadeh fazla içmiş olacağız. Biz her hafta aynı mekanda içtiğimiz için olsa gerek, yine Müzeyyen Senar, “elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak” diyor. Müzeyyen ablanın sesinden şikayetçi olmak haddime değil. Hatta bu rutin hoşuma dahi gidiyor. Hayatımda istikrarlı olan bir şey varsa, o kesinlikle her haftasonu Müzeyyen Senar’ın sesinden “elbet bir gün buluşacağız”  dinlemektir.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Her hafta Hasan farklı bir kıza aşık olur, her hafta uzun uzun anlatır bu defa farklı olduğunu. Artık sıkıldım Hasan’ın her hafta platonik aşk hayatını dinlemekten. Bu hafta söyleyeceğim kendisine de, sen hiçbirini sevmiyorsun. Sen sadece birine aşık olduğun hissine kapılmayı seviyorsun. Şeyhmus ise bu hafta da yeni bir iş planı ile karşımıza çıktı. Aldı eline kadehi ve Kadıköy’de çaycı açmak istediğini anlatıyor. Her hafta bir iş kurmayı planlıyor, bu defa kesin diyor. Ancak bir sonraki hafta o işin esamesi dahi okunmuyor. Tabi baba parası ile hayaller kurmak ve sonunda hiçbir şey yapmamak kolay geliyor.

Selim ise yine bildiğimiz gibi, bu hafta da ne kadar mutsuz olduğunu ve yaşamak istemediğini anlatıyor. Selim için gerçek ve zihnindeki diye iki farklı dünya var. İki dünya arasında ortak noktalar azaldıkça Selim’in de yaşam ile bağı kopuyor. Zaman zaman intihar kelimesini ağzına alsa da, kendi hayatına son verecek kadar cesaretli değil. Selim bu korkaklık ile intihar fikrini gerçekleştiremez. Üç arkadaşımdan da şikayetim var. En az benim kadar sıkıcı ve boş insanlar…

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Geçen yine matiziz

Her hafta olduğu gibi bu hafta da içkiyi fazla kaçırdık. Bakalım bu hafta hangimiz sarhoş olacak? Hasan, Trabzonlu arkadaşı Mevlüt’ün amcasının geçen yine matiziz diyerek anlatmaya başladığı anılarını bize anlatır. Her defasında olduğu gibi oturur dinleriz. Hasan sırf sonradan geldiği için hızlı içmeye başladı, sırf parasının hakkını vermek için hızlıca içiyor. Bu hafta da rakıyı mundar ediyor. Hasan bu hafta sarhoş olur ve zorla eve taşırız. Annesi bizle görüşmesinden şikayetçi, güya Hasan’ın alkole düşme sebebi bizmişiz. Sonuçta ben Urfalı, Şeyhmus Mardinli, tüm kötülüklerin kaynağı biziz. Güney Doğulu olunca bir garip gözle bakılıyor.

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Moda

Bir kez daha yanılmışım, Hasan sarhoş olmadı. Aklımın ucundan geçmeyen gerçekleşiyor ve yine haksız çıkıyorum. Ben sarhoş oldum ve gözlerimi Moda Caddesi’nde açıyorum. Hasan’ın sarhoş olma ihtimalini düşünürken onu eve taşıma planları yapıyordum. Lakin ben sarhoş olunca hiç kimsenin aklına beni eve bırakmak gelmemiş. Arkadaş, arkayı toplayandır. Benim arkadaşlarım ise arkam dağıldığında kaçıyorlar.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Sabahın ilk ışıkları bile değil. Hiç olmadığı kadar Moda sakin. Halbuki bu saatte Moda’da en azından Kadıköy Lisesi öğrencileri olmalıydı. Onlar dahi ortada yok. Kadıköy Lisesi‘nin yanında boş arsada uyuyor olmama şaşırmayıp da, sokağın tenha olmasına şaşırmam da hayatımın neden böyle olduğunu anlatıyor. Yaşadıklarımda hep yanlış noktaya odaklanırdım. Uykum var ve hala alkolün etkisindeyim. Bir an önce eve gitmeliyim, sadakat yoksunu arkadaşlarım ortada bırakmasaydı şuan sıcacık yatağımda uyuyor olacaktım. Selim gibi duygusal ve naif görünümlü adam bile sarhoşluğuma duyarsız kalmış. Şuan ayakta bile zor duruyorum rıhtıma yürürken.

 

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Rıhtımda garip şeyler oluyor. Sahilde Haldun Taner Sahnesi‘nin önünde sebze ve meyve kasaları var. Daha da ilginci ise devamı denize karışmış. Deprem oldu ve deniz mi yükseldi? Otobüs durakları neden yok? Bir anda başa çıkılamaz bir soru yumağının içinde kaldım. Kadıköy’de garip şeyler oluyor. Prime Time yapılan darbe girişimi, denizde yüzen adama araba çarpması gibi durumlara artık alıştık da, bu defa nasıl bir kargaşanın içine düştüm?

Sürgün ve Türkiye

Osmanağa Camii

Şuan gördüğüm arabalar ile dumura uğradım. Tüm arabalar eski model arabalar ve gayet yeni görünüyorlar. Gece Şeyhmus bize ne içirdi de böyle şeyler görüyorum? Otobüs durakları yerine deniz görüyorum, vapur iskelesi yerine deniz var. Civarda gördüklerim arasında tanıdığım bir tek Osmanağa Cami var. O camiyi de hiç unutmam, okuduğum bir kitapta Hüseyin Nihal Atsız’ın cenaze namazının Osmanağa Cami’nde kılındığı yazıyordu. Nihal Atsız hakkında birkaç satır okumak hayatımda ilk defa işime yaradı.

Kadıköy’de bu kadar politik duvar yazısı yoktu dün gece. Duvarlar beyaz boya ile kapatılmış. Solcular yazmış mal sahibi silmiş, sağcılar yazmış yine mal sahibi silmiş. Kazanan ise bir tek boyacı olmuş. Boyacılar yamaları yapmakla meşguller, herhalde soru sorsam bu kargaşada bir tek onlar bana cevap vermeye tenezzül eder.

-Selamın aleyküm!

-Merhaba, günaydın

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Kadıköy’de selamın aleyküm yerine merhaba kullanmaya başlamalıyım artık. Hala aynı dil alışkanlığı ile selamın aleyküm dedim. Sorduğum kişi yoksul olunca hemen dini figüre sarıldım. Sorduğum kişi varlıklı biri olsaydı selamın aleyküm tercih etmezdim. Sonuçta din ülkemizde yoksulun yoksulluğunu kabullenerek yaşaması için sömürülen kutsal bir araç haline geldi.

-Kusura bakma ağabey, otobüs durakları nerede?

-Altıyoldan, Fener stadyumuna doğru in, sola döndüğünde göreceksin Kuşdili Gazinosu’nun orada.

-Sağ olasın, kolay gelsin.

Boyacı bana eski Salı Pazarı‘nın yerini tarif etti. İyi de otobüs duraklarını bir gecede nasıl oraya taşırlar? Hiçbir uyarı veya bilgilendirme yapmadan yine belediye kafasına göre iş yapmış. Kadıköy’den Kuşdili’ne kadar yürümek de çekilmiyor bu kafayla. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker, yürüsün aptal ayaklarım. Artık bu yürüyüş iyice korkutmaya başladı beni. Hiçbir yeri tanımıyorum ve tanıdığım dükkanlar gitmiş. Yerlerini samimi ama sade dükkanlar almış. Zihinsel bir sorun yaşıyorum sanırım, eve gider gitmez söyleyeyim de hastaneye götürsünler beni. İyi bir Nöroloji doktoru şart. Gerçi anneme söylesem hocaya götürmeyi daha doğru görür. Kadriye teyze okursa hiçbir şeyimin kalmayacağını düşünür.

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Akbil çalışmıyor

Otobüse sonunda geldim. Artık evime gidiyorum, ertesi güne kadar aralıksız uyumayı planlıyorum. Uyumama hiçbir şey engel olamaz. Otobüsün eski olması ve yapıların eski mimari yapıya göre olması artık ilginç gelmiyor. Nörolojik bir sorun yaşıyorum şuan ve bu nedenle ahmakça bir göz yanılgısı içerisindeyim.

-O elindeki nedir beyfendi?

-Akbil basacağım şoför bey. Para geçmiyor biliyorsunuz.

-Sen benimle alay mı ediyorsun lan? Para geçmiyorsa bu otobüste ne geçiyor? İçip içip sapıtıyor, sonra bana musallat oluyor bu anarşist gençler!

-İBB’nin Beyaz Masa’yı arıyorum ve seni şikayet edeceğim.

-Beyaz Masa nedir sarhoş herif? Yürü git, otobüsten uzak dur.

Otobüsten kovuldum ve ne yapacağımı bilmiyorum. Buradan eve taksiyle gitmeye kalkarsam dünyanın parasını öderim. Telefonum da çekmiyor, sanırım artık zihnim iflas etti.

2. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Melike Öğretmen’e…

Hey taksi 5. bölüm

Ölüm 2. bölüm

Recep ile Nadan

Minnoş güçlüler

Hey taksi 6. bölüm

Hey Taksi, Erdal Fahlioğulları öyküsüdür. Eserin tamamı Herkes Dergisi’nde yayınlanacaktır. Hey taksi öykü dizisinin önceki bölümlerini okumanızı öneririz. Aksi halde, hikayede kopukluk yaşayabilirsiniz.

1. bölüm

2. bölüm

3. bölüm

4. bölüm

5. bölüm

Hey taksi

Soğuk zamanlardan biriydi. Hani şu kışın en sert zamanında asla ama asla yazın sıcaktan şikâyet etmeyeceğinize yemin ettiğiniz günlerden. Allah’tan işim arabanın içinde olmamı gerektiriyor ki motorun sıcaklığı ısıtıyor beni. Durakta sıkılmış, müşteri avına çıkmıştım. Şöyle bol gelirli, kilolu bir müşteri gelse fena olmazdı. Genelde kiloluları gözüme kestiriyorum çünkü hem maddi imkânların iyi olmasından kilolu oluyorlar hem de kilolu oldukları için yürümeyi pek tercih etmiyorlar. Az ileride içinde ne bulunmuşsa atılmış, yanan bir tankerin yanında ısınmaya çalışan bir adam gördüm. “Hey Taksi!” dedi birden bana. Şaşırdım. İçimde kısa bir ahlaki muhakemeden sonra para vermeme ihtimaline karşı aldım onu taksiye.

Keskin sirke kokusu

Adam arka koltuğa oturduğunda ortama bir keskin sirke kokusu yayıldı. Günler boyu terle-kuru döngüsü içinde kalmış birisinin kokusuydu bu. Adam ellilerine merdiven dayamış, bolca yıpranmış birisiydi. Saçları omuz seviyesine kadar dağınık bir şekilde, yer yer karlar düşmüş. Sakalları keza aynı denebilecek tonda ve karlı bir şekilde boynunun aşağısına kadar düşüyor.

“Beni aldığın için sağ ol abi.” dedi. Ben ondan ya küçüktüm ya da onunla aynı yaştaydım. Abi dedi bana demek ki abilik yaşla olmuyormuş. Onu taksiye aldım ve abi oldum. Muhtemelen almasaydım o..pu çocuğu olacaktım arkamdan ellerini havaya sallayıp bağırırken.

İnsanlığın öldüğünü biliyordum

“Ne demek insanlık ölmedi ya.” dedim ama insanlığın öldüğünü biliyordum. Refleks bir cevaptı bu. Hani dizinize vururlar da istemsiz havaya kalkar ya, bana da teşekkür edilince istemsiz bu cevabı veriyorum.

“Beni şu adrese götürür müsünüz?” derken elinde eskimiş sarı bir kâğıdı uzattı. Trafik kuralları gereğince arkama bakmadan aldım uzattığı kâğıdı. Gurur duydum kendimle bu denli dikkatli bir şoför olduğum için(!)

taksi

taksi

Adres aslında genelde zengin muhitin oturduğu bir mahalledeydi. Galiba dilenmeye gidiyor diye düşündüm. Üstünde eskimiş dizlerine kadar uzanan bir palto vardı. Vücuduyla palto arasına da onu soğuktan koruyabilecek ne varsa sıkıştırmıştır herhalde. Ellerinde kalın birer eldiven de tabloyu tamamlayan son parçalardı.

Adamın yüzü bir yerden tanıdık geliyor ama çıkartamıyordum. Sokakta gezerken bir kaldırımın köşesinde mi görmüştüm? Ramazan bayramı sokaklarda kurulan, tokun-açın, niyetli-niyetsizin gittiği iftar çadırlarının sırasında mı görmüştüm? Hatırlamakta güçlük çeken beynim bu işe bir ara verip adama yöneldi tekrar.

“Çok üşümüşe benziyorsun.” (Bana abi dedi ya, sizi-bizi kaldırdım aradan hemen.)

Canım yanıyor

“Çok üşüdüm doğru ama canım ondan yanmıyor. Canım yanıyor çünkü çocuklarım sıcak evlerinde oturuyor! Canım yanıyor çünkü benim sokakta olduğumu önemseyen kimse yok!” Sesinde öfke değil, kırgınlık vardı.

“Bu yaşıma geldim başımı sokacak sıcak bir evim yok. Çok çalıştım ama birkaç ufak hata beni bu duruma soktu. Hem devlet de bakmıyor bana. Girdiğim yerlerden kiramı ödeyemediğim için atılıyorum. Kimse ondan sonra ne yapacağımı sorgulamıyor, merak etmiyor.”

Şimdi ne cevap vermeli ki bu adama? Ben de şu an ona yardım edebilecek mesafedeyim aslında. Ama hayat o kadar zor ki, aç-açıkta kalmamak için öylesine mücadele ediyoruz ki başkasına yardım edecek zaman bulamıyoruz. En azından vardığımız zaman taksi ücretini almam diyorum ve içimdeki acıma duygusu bir nebze geçiyor.

“Şimdi sen de bana acıyorsundur. Gecenin bu vakti buz gibi havada üşüdüğüm için aldın taksine. Ama helal olsun başkası gene de yapmazdı bunu. Sahi neden aldın beni taksiye? Ücreti çıkartamayacağımı az çok anlamışsındır.”

“Seni aldım çünkü ben de aynı durumda olabilirdim. Hem almasaydım arkamdan küfür edecektin öyle daha mı iyi olacaktı?”

Aynada kısa bakışmadan sonra hafifçe güldük ikimiz de. Bir an olsun yüzündeki o yorgunluğun gittiğini, güldüğünü gördüm. Nasıl da mahzun bakıyordu gözleri dışarıya. Dışarısı karanlık ama o baktığı yerde, baktığı şeyi görmüyordu ki. Kafasında gezinen hatıraların illüzyonu dans ediyordu karanlığın içinde.

Taksimetreyi sıfırladım

Vardık verdiği adrese. Çok ihtişamlı olmasa da şık bir villaydı bu. Arabayı durdurunca ışığı açtım ve taksimetreyi sıfırladım vicdanımı rahatlatarak. Arkaya baktım ve “Verdiğin adrese geldik. Şimdi ne yapacaksın burada?” diye sordum sonrasını merak ettiğimi göstererek.

Adam gülümseyemeye başladı. Yüzündeki o mahzunluk gitti bir anda. Yerini bir zafer duygusu aldı sanki. Yüzünde bir maske takıyormuş da onu çıkartmışçasına değişti bütün yüz ifadesi. Mimiklerini tek tek kontrol ediyormuşçasına hareket ediyorlardı yüzünde.

“İnandın mı gerçekten?” Paltosunun ünündeki düğmeyi açtı. İçinde tahmin ettiğim gibi doldurma şeyler yoktu. Çok iyi bir markanın giysileri vardı.

“Tanımadın mı la beni?” dedi ki aklımda şimşekler çaktı. Ankara’nın cinayet büro komiserini tanımadığım için ağıtlar yaktım içimde. Karşımda Behzat Ç. oturuyordu resmen.

taksi

taksi

“Ama sen…” diye tutuldu kaldı dilim. Ne demeye çalışsam garip sesler çıkıyordu ağzımdan. Sonra o müthiş Türkçesiyle konuşmaya başladı.

Seni kandırdıysam özür dilerim. Ama bir oyunculuk üzerinde çalışıyordum ve bu kılığa girdim. Daha doğrusu kılık değil, direkt kişinin kendisi oldum. Buna metod oyunculuğu deniyor. Ama sen anladığım kadarıyla beni televizyonlardan tanıyorsun. Ona rağmen tanımadın şu yolcuğumuz boyunca. Buna çok sevindim. Demek ki o kişi olmuşum gerçekten.” dedi ve iyi akşamlar diledikten sonra arabadan inerek evine gitti. Giderken yürüyüşünün bile değiştiğine yemin edebilirim!

Aptal aptal bir müddet oturduktan sonra yola koyuldum. Ama şaşkınlığımı uzun süre atamadım. Erdal Beşikçioğlu benim taksime binmişti hem de başkası olarak! Bunu kime anlatsam inanmaz düşüncesiyle üzüldüm.

Bir yandan da insanların dış görünüşlerinin ne kadar yanıltıcı olabileceği geldi aklıma. Dehşete düştüm. Benim hayatım boyunca yaptığım gözlemler yanlış mıydı şimdi…?

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Ölüm 2. bölüm

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Sürgün ve Türkiye

Aşk Nedir?

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

 

yaşıyorsun

Biraz daha yaşıyorsun

Bahaddin Vurur, biraz daha yaşıyorsun şiiri ile dergimizdeki ikinci çalışmasını yayınlamış oldu. Biraz daha yaşıyorsun, en az bir önceki eseri kadar iddialı ve duygusal…

Biraz daha yaşıyorsun

Gündüzler çok mu karanlık
Yoksa benim gözlerim mi görmüyor artık?
Ağaçlar fotosentez denilen o muazzam şeyi yapmaktan sıkıldı mı yoksa?
Veya artık ciğerlerim mi kabul etmiyor temiz havayı!
Güneş vaz mı geçti dünyayı ısıtmaktan
Yoksa ben mi kutuplarda yaşıyorum
Dışarısı çok mu sessiz
Veyahut ben mi sağırım artık
Evet! Evet!
Ben,
Ben de
Ben de var bir şeyler
yaşıyorsun

yaşıyorsun

Yoksa hiçbir şey bu kadar tuhaf olamaz
Her şey hiçbir şeye dönüşemez,
Bu kadar kısa sürede.
Yoksa gelmezdi gözlerimden damla damla yaş
Var bir tuhaflık!
Buluyorum, bulamıyorum
Hem varsın hem yoksun…
Varlığının ardında
Yaşıyorsun nefes alıyorsun
Kalbimde soluksuz kalmışsın
Orda öldürmeye çalışıyorsun kendini
Ve her geçen zamanda her akan saniyede
Biraz daha başarıyorsun…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken yazılar:

Melike Öğretmen’e…

Fenerbahçe yolsuzluk dosyası

Kirli Melek

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Harikalar Diyarında Alice Teklif Ediyormuş!

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden 

Köy okulları yardım projesi

Köy okulları yardım projesi

Köy okulları yardım projesi nedir? Sizlere bugün hayatımın boyunca yazabileceğim en zor, duygularımı aktarmakta zorluk çekeceğim bir yazı yazacağım sayın okuyucular. Düzeni bozulmuş bu dünya da bu kadar güzel şeylerin olmasını yazmak, kötü şeyleri yazmaktan daha zordur malesef. Köy okulları yardım projesi nedir?

Köy okulları yardım projesi

Cafer Canşi ile tanıştınız mı? Ya da hiç duydunuz mu? Bu koca yürekli insanla tanışalı kısa süre oldu. Fakat projesi adından daha çok duyulmuştur. Projenin adı ”Köy Okulları Yardım Projesi”. Projeyi inceledim, araştırdım ve Herkes Dergisin de yazma kararı aldım. ”Biraz olsun bizim de desteğimiz olsun geleceğimize” dedim. Daha öncesinde saygı değer iyi kalpli  sanatçımız Cem Adrian‘ın Instagram hesabından denk geldim açıkcası. Elimden geldiğince bu kahraman projeyi yaymaya çalıştım. Şimdi ise daha büyük kitlelere ulaşması için elimden gelenin daha fazlası için uğraşıyorum.

Leviathan devlet ve özellikleri

Ankara’nın göbeğinde bir köy okulu

Cem beyin, Instagram hesabından bu projeyle tanıştığımda, ilkokul yıllarım aklıma geldi. Ankara’nın göbeğindeydik ama bir köy okulundan farkı yoktu okulumun. İki kişilik sıralara, altı küçük beden sığıyordu. Kışın gelmesini istemezdik. Çünkü bazılarımızın montu olmazdı, botu olmazdı ve yanmayan kalorifer petekleri, Ankara’nın soğuk iklimiyle bizim korkulu rüyamız olurdu. Kış geldiği zaman çoğumuz hastalanırdık. Sınıflar hınca hınç dolu olduğu için birimiz hasta olsak, hepimize bulaşırdı. Bir de kitap parası, defter parası yok mu? Anamıza, Babamıza söylemeye çekinirdik. Bir kurşun kalemi ikiye böler, kalem traşla iki tarafınıda açar öyle kullanırdık. Silgi çok değerliydi. Ortasını deler, boynumuza asardık.

köy okulları yardım projesi

köy okulları yardım projesi

İkinci zil çaldığın da beslenme saati olurdu. Evden birşeyler getirenler beslenmesini önüne açardı, evinden birşeyler getiremeyenlerle paylaşılırdı. Öğretmenlerimiz, kışın peteğin yanması için ailelerimizden para isterdi. Kafaları önde konuşmaları biraz daha sessiz. Tuvaletlerden gelen pis koku bütün okula yayılırdı. Duvarlara çarpan küçük bedenimiz, hep kavlayan duvarın boyasını, kirecini alırdı üstümüze. Uçlu kalem en lüks şeydi. Okulumuzun en zengini her gün beslenme çantası dolu olan arkadaşımızdı. Önlüklerimiz yamalıydı belki ama ütülüydü. Ayakkabılarımızın rengi kaçardı. Boyardık defalarca. Yağmur yağmasın diye dua ederdim ben, boyası gitmesin ufak cakam bozulmasın isterdim.

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Yanağımızdan öptü

Soğuk bir Ankara günü dersteyken, okul müdür yardımcımız sınıfımıza girip öğretmenimizle birşeyler konuştu. Yaklaşık on dakika konuştular aralarında. Ciddiyetle eline kağıt, kalem aldı öğretmenimiz. Merhametli bir bakış attı hepimize öğretmenimiz. Kağıda kaleme birşeyler yazdı, müdür yardımcımıza teslim etti. Bir kaç hafta sonra, aramızdan bir kaç arakadaşımızı müdür yardımcımsı çağırmış. Dersin bitimine çok az kala, arkadaşlarım içeri girdiler. Üzerlerinde yeni mont, ayaklarında yeni bot. Teneffüs zili çaldığında arkadaşlarımızın başına toplandık. “Kim verdi?” Dedik hepimiz ayrı ayrı. Hepsi mutluluktan, konuşamıyordu. Ortalık sakinleşince Burhan’ın yanına gidip ona sordum. “Bir kadın, bir erkek dağıttı bize bunları. Yanağımızdan öptü, yine geleceklermiş.” demişti.

Ölüme yergi, Tamer Başkan anısına…

Cem Adrian yardımsever

Köy okulları yardım Projesi resmi Istagram hesabına girdim, çocukların mutluluğunu gördüğüm de çok duygulandım. Cafer beyden, iyilik projesini yazmak için izin istedim. O kadar nazik davrandı ki, ”Böyle bir projeyi ancak böyle nazik bir insan yapabilirdi” dedirtti bana. Biraz da bilgi istedim nasıl başladı bu proje diye. Proje tamamen güvenilir ve en büyük destekçisi Cem Adrian.

köy okulları yardım projesi

köy okulları yardım projesi

Cem Adrian o kadar iyi kalpli bir insan ki, onu tanıyan insanlara sorarsanız, hayvan sever, yardım sever bir kişiliktir. Böyle bir projeye en büyük desteğin ondan gelmesi beni şaşırtmamıştır yufka yürekli kralın. Şimdi biz de elimizden geleni yapalım. Mont, bot, kırtasiye malzemeleri, okulun tadilatı için bazı malzemelere de ihtiyaç oluyormuş, toparlayalım. www.koyokullarınayardımprojesi.org sitesine girelim, hangi okulumuzun ihtiyacı var bakalım. Okul müdürümüzü arayalım, adrese gönderelim çocukları mutlu edelim. Kesinlikle “Maddi” destek kabul edilmiyor. Elinizi cebinize sokarsanız, bu malzemeleri alın gönderin. Dünya Cafer bey gibi, Cem bey, gibi güzel insanların hatırına dönüyor sanki. İyi insanlar olarak toplanırlar,  daha güzel bir gelecek için daha büyük adımlar atabiliriz. Desteklerinizle geleceğimizin önünde ki engelleri kaldırabilir, daha güzel yarınlara yürüyebilir.

Son olarak da Cafer beye ve Cem beye teşekkür ederim. Cafer beyin bana yazdığı kısa yazıda, ne kadar kahraman, yürekli bir insan olduğunu anlamamak elde değil. Kahraman Cafer beyinde en büyük destekçisi Cem bey ile birlikte hala geleceğimizi kurtarmaya çalışıyorlar. Tekrar söylüyorum, bizler de kahramanlarımız destek olursak belki bizde kahraman oluruz.

Ölüm

Köy okulları yardım projesi ne zaman başladı

Köy Okulları Yardım Projesi 2014 yılında bir kurumun Ağrı’daki köy okullarına yardım etmek istemesi ve benden destek istemesi ile başladı. Kurumla birlikte Ağrı’daki 7 köy okuluna kırtasiye malzemesi dağıttık. Daha önceden böyle projelerde hep yer almak istemiştim. 7 köy okuluna kırtasiye malzemelerini dağıttıktan sonra  bu işi devam ettirmeye karar verdim. Kendi çevrem ve bazı dernekler aracılığıyla yaklaşık 9-10 köy okuluna giyim ve  kırtasiye malzemesi desteğinde bulunduk. Köylere giderek çocukların mutluluklarına şahit olunca sosyal medya ile yoluma devam ettim.

köy okulları yardım projesi

köy okulları yardım projesi

Önceleri Ağrı Köy Okulları Yardım Projesi olarak kurdum sonrasında proje büyüdü ve Köy Okulları Yardım Projesi olarak projenin ismini değiştirdim.Tamamen köy okullarına yönelik okulların tadilatından, çocukların giyim,kırtasiye, kitap ihtiyaçları ve uçurtma şenliklerine kadar her türlü desteği sağlıyoruz.

Babamın Hikayesi

Maddi destek kabul etmiyoruz

Tamamen okulların ihtiyaçları üzerine kurulu. Hiçbir şekilde maddi destek kabul etmiyoruz. Okulun talebini paylaşıyoruz, destekçilerimiz ilandaki iletişim bilgisinden okul hocasına ulaşıp kargo ile gönderim yapmaktadırlar.İhtiyaç sahibi okul ile hayırseveri buluşturuyoruz bir nevi köprü görevi görüyoruz.

köy okulları yardım projesi

köy okulları yardım projesi

Sosyal medya ile farkındalık oluşturduk. Sosyal medyada yaptığımız paylaşımlar sayesinde elinde fazla malzemesi olan okullarımız ihtiyaç sahibi okullarla elindeki fazla malzemelerini paylaşabiliyor. Binlerce okula sosyal medya sayesinde destek bulduk.

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Cem Adrian yardım

Sanatçıların başında Cem ADRİAN sürekli destekçimiz,  projeye çok değer veriyor ve gerçekten isteyerek destek oluyor. Cem ADRİAN sayesinde binlerce çocuğumuza bot mont kırtasiye ve kitap desteği sağladık. Verdiği konserlerde kitap toplama standları kurduk ve yüzlerce okula kitap desteği oldu. Kendisine projemiz adına çok teşekkür ederiz. Umarım başka ünlü sanatçılarımızda kendisini örnek alırlar.

Cem ADRİAN dışında bir çok ünlü sanatçı ve oyuncu projemize destek veriyor. Projemiz güvenilir okul ile hayırseveri buluşturan bir proje,  destek görmemizin en büyük sebebi güvenilir olmamız.”

Herkes Dergisi Facebook sayfasını takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek

Melike Öğretmen’e…

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

CHP ve HDP ittifak yapamaz

Kurtuluş

Sürgün ve Türkiye

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

nehir

Nehir

Herkes Dergisi yazarlarından Aslıhan Gençoğlu‘nun dergimizde yayınladığı ikinci şiiridir. İlk şiiri için yazarımızın ismini tıklayınız. Nehir, Aslıhan’ın serbest çalışmaları arasında yer alır.

Nehir

Göklerden inen bir pusu,
Şehrin ortasından ormanlara dökülen, bir nehri sarar.
Yankılanan görkemli yalvarışlar,
Aslı belirsiz bir sestir, kayalıklarda tekrarlanan.
Kızıl kıyamet, bastırır içimizdeki yorgun yalnızlığı.
Düşlediğimiz hengâme,asildir,
Bir başlangıç düşleriz.
Oysa bir son gerekir, başlangıca tutunabilmek için,
Yitip yükselen binaların arasında.

nehir

nehir

Bir oyun,
Bir saklambaç,
Tanrı’dan kaçındığımız,
O tatsız yerde,
Artan başarısızlıklar, kalbimizi kirletir.
Puslu bir nehre atmak isteriz kendimizi,
Yalvarışlarımız yankılanır kayalıklarda,
Aslı belirsiz bir sestir bu.

Herkes Dergisi’nin Facebook sayfasınız takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Herkes Dergisi yazar alımı hakkında

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

Kadınlar… yeter ki anlayın onları be kardeşim…

Herkes Dergisi öyküleri

Recep ile Nadan

Benim Öyküm

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Kurtuluş

Kirli Melek

Ölüm

Lewis Carroll

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Lewis Carroll’ın hayatının birçok yönü, yazdıklarını etkilemiştir. Bu yönlerden bazıları; onun matematiksel geçmişi ve mantıksal eğilimi, küçük kızlara ilgisi ve onların fotoğraflarını çekmesi, anormal yeme alışkanlıkları, ikili kişilik, uyku güçlükleri, Victoria dönemine ait yaşam tarzı ve ihmal edilen çocukluğunu içermektedir. Hayatının bu özellikleri, onun en iyi bilinen romanı “Alice Harikalar Diyarında” da dahil olmak üzere, edebiyatına yansımıştır. Lewis Carroll pedofili ile ilişkilendirilmeye başladı ve bunda küçük kızlara ilgisi önemli bir rol oynadı.

Lewis Carroll daima son derece mantıklı bir adamdı, bir görevi tamamlamak için sürekli daha etkili yöntemler icat ediyordu. Hayatta olduğu gibi, Lewis Carroll edebiyatında da son derece mantıklıydı. Birçok matematiksel tez yazmıştı, ancak kurmaca romanları da, iskambil kağıtları, satranç ve aynada evrilmeler gibi mantık unsurlarıyla doluydu. Carroll’ın yazdıklarında satranç ve kroketin görülmesi, bu etkinliklere duyduğu kişisel ilgi ve katılımının sonucuydu. Lewis Carroll karakterleri, daha mantıklı bir sonuca varmak için yaygın olarak anlaşılanları sürekli olarak göz ardı ediyorlardı. Lewiss Carroll pedofili suçlaması ile karşı karşıya kaldı. Carroll’un bu suçlamalarda hikayelerindeki semboller önemli rol oynadı. Kral, Alice’e, kimin geldiğini görmek için yola bakmasını istediğinde, bu mantık türü Kral tarafından kullanılır:

“…Şu yola bir bak yavrum. Onlardan birini görüp göremediğini bana söyle.”

Alice, denileni yaptı ve sonra,

—  “Ben hiç kimseyi göremiyorum,” diye cevap verdi.

Kral, üzüntü dolu bir sesle konuşmaya başladı.

—  “Ah! Keşke benim gözlerim de seninkiler gibi olsa! Hiç kimseyi görmemek ne kadar   fevkalâde bir şey! Hem üstelik bu kadar mesafeden görememek!”

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi -3

 Lewis Carroll ve yemek takıntısı

Carroll’ın, nevrozu yüzünden olabilecek, yemekle takıntılı bir şekilde ilişkisi olduğu biliniyordu. Yeme ile ilgili bu takıntı, onun edebiyatına yansır. Yiyecek çoğu zaman Alice masallarında olduğu gibi olumsuz bir çağrışımla vurgulanır. Alice’in yemek yemesi ve içmesi, büyüklüğünde bir değişikliğe neden olur. Kupa Valesi, Kraliçe’nin reçelli turtalarını çaldığı iddia edilerek yargılanır ve idam cezasına çarptırılması önerilir. Ayrıca, Düşesin çok fazla biberle pişirmesinin sonucu olarak, herkes sürekli hapşırır. Çılgın çay partisinde Alice, Fındık Faresi’nin anlattığı bir hikayedeki gıdalar hakkında soru sorar:

Lewis Carroll

Lewis Carroll

Yiyecek ve içecekle fazla ilgilenen Alice hemen sordu. “Peki onlar ne yiyorlarmış?”

Fare, bir iki dakika düşündü. “Şeker pekmezi yiyerek yaşıyorlarmış.”

Alice, nazik nazik, “Bunu yapamazlardı,” diye itiraz etti. “Hasta olurlardı.”

Fare, “Evet,” dedi. “Onlar da çok hastalardı.”

Alevilik üzerine bilgiler

 Alice harikalar diyarında simgeleri

Alice ayrıca şöyle de der:

“…Belki de insanları öfkeli yapan daima karabiberdir.” Bu yeni buluşuna sevinerek devam etti. “Sirke de onları ekşitiyor. Papatya suyu da acılaşmalarına sebep oluyor.”

Yemek başka şekillerde de vurgulanır. Yeme, günah ile bir yılanın bulunduğu bir bahçenin Cennet Bahçesi’ni temsil etmesi vasıtasıyla ilişkilendirilir. Dolayısıyla, Alice, yanlış olduğunu bildiği halde, oradayken Kraliçe’nin reçelli turtalarını yemeyi istediğinde, Havva’yı temsil etmektedir. Ayrıca, yazdığı çoğu şiirler ve şarkıları, avcı hayvan ve av temaları etrafında döner. Dahası, Cheshire Kedisi’nin sırıtışı, görünen ilk bölümü ve kaybolan son bölümüdür, bu nedenle ağza odaklanır. Carroll’ın karikatürü “The Rectory Umbrella” (Rektörlük Şemsiyesi), son derece mantıksız oranlarda yemek yiyen bir aileyi sergiler. Resimlerinden bir diğerinde de, bütün bir erik pudingini yiyen bir adamı sergiler.

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Alice harikalar diyarında hayvanlar

Carroll’ın kendi yaşamında, Lewis Carroll takma adıyla yazmaya başladığında, ikili bir kişilik mevcuttu. Kendi ikiliğine benzer şekilde, Carroll’ın edebiyatında birçok karşıt kimlik vardır. Aynanın İçinden’de, Tweedledee ve Tweedledum birbirlerinin görüşleri ile sürekli olarak çelişen ikizlerdir. Alice Harikalar Diyarında’da hayvanların karşıt kimlikleri vardır. Alice’in kedisi Dinah yırtıcı hayvanken, Harikalar Diyarı hayvanları kurbandır. Alice tavşan deliğine düştüğünde, üst ve alt bir olur. Bir noktada Alice, iki farklı sesle konuşarak iki kişi gibi davranır.

Lewis Carroll

Lewis Carroll

Ayrıca, aşağıdakini söyleyerek, başkalarının kimliklerini de üstlenmeyi planlar:

“O zaman onlara bakarak, ‘O halde ben kimim?’ diye soracağım. “Önce onu söyleyin bana.” Eğer o kimse olmak istersem yukarıya çıkarım. Aksi halde başka biri olana kadar burada kalırım.”

Kurtuluş

 Alice harikalar diyarında ikili kimlik

Bir duruşmada, Alice, duruşmadaki jüri üyesi, jüri ve tanık pozisyonlarını üstlenir. Alice, bir kroket oyunu sırasında cezalandırıcı ve cezalandırılan kişi rollerini üstlenir. İlk olarak, Kraliçe’yi hile yapmakla suçlar ve sonra Alice kendisini aldatır ve kendi kulaklarını yumruklar.

Lewis Carroll

Lewis Carroll

Bu kadarız işte

Lewis Carroll uyku sorunu

Carroll uyku zorlukları ve muhtemelen uykusuzluk yaşıyordu ve bu durum yazdıklarına da yansımıştır. Nyctograph (Carroll’ın icadı olan, karanlıkta yazı yazmaya yarayan bir alet) da dahil olmak üzere, gece onu meşgul edecek buluşlar bu varsayımı desteklemektedir. Bu uyku sorunları onun edebiyatına da yansımaktadır. Alice öykülerinde uykuya vurgu yapılır, çılgın çay partisinde fındık faresi uyanık kalamaz ve her iki hikayesinde de Alice rüya görmektedir. Carroll’ın son matematiksel eseri, uyku sorunlarına işaret eden, Curiosa Mathematica Part III: Pillow Problems (İlginç Matematik III. Bölüm: Yastık Problemleri)’dır.

Minnoş güçlüler

Lewis Carroll Victoria dönemi

Carroll, Victoria döneminde yaşamıştır ve bu durum yazdıklarını etkilemiştir. Kraliçe Victoria, bu dönem boyunca egemen olmuştur. Dolayısıyla, Carroll’ın yazdıklarında kadın egemenliği sergilenmiştir. Alice öykülerinde, Kupa Kraliçesi hem boyutu hem de gücü ile Kral’ı aşar. Ayrıca, Düşes kocasına boyun eğdirir ve evin kontrolü kendisindedir. Carroll, dakiklik özelliği taşıyan bir çağda yaşamıştır. Bu, tekrar tekrar “Geç kaldım, geç kaldım, çok önemli bir randevuya geç kaldım” diyen Beyaz Tavşanın gecikmesine verdiği aşırı paranoyak tepkide yansıtılmaktadır. Victoria döneminin karakteristik özelliği de katı bir sınıf yapısıydı. Alice, Harikalar Diyarı yaratıklarına, özellikle daha küçük olanlarına, sürekli olarak hakaret ettiği şekilde, bu Carroll’ın yazılarında sergilenmektedir.

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Lewis Caroll çocukluk

Carroll, yazdıklarını etkileyen biraz ihmal edilmiş bir çocukluğa sahipti. Bu ihmalin nedeni, dört diğer kardeşinin altı yaşından önce doğmasıydı ve bu nedenle kendisine pek önem verilmemişti. Ne Charles Dodgson ne de Lewis Carroll’ın bebekler hakkında söylenecek çok iyi şeyi vardı. “Onları atın.” “Onları birbirine bağlayın ve onları vahşi doğaya gönderin.” “Onları kızartın ve ana yemek için meze olarak servis edin.” Onun bebekler ile olan olumsuz deneyimleri, Düşes’in bebeği çok ağladığı için baş belası olduğu ve daha sonra bir domuza dönüşüp, ormanda bırakıldığı Alice Harikalar Diyarında’da yansıtılmaktadır.

Lewis Carroll

Lewis Carroll

Lewis Carroll’ın hem hayatında hem de eserlerinde çok egzantrik bir adam olduğu sonucuna varabiliriz ve edebiyatındaki birçok benzersiz bölümün hayatında karşılaştığı benzer deneyimlerle ilişkilendirilebileceği oldukça akla yatkındır.

Kaynak:

http://www.alice-in-wonderland.net/resources/analysis/interpretive-essays/the-influence-of-lewis-carrolls-life-on-his-work/

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Sürgün ve Türkiye

Aşk Nedir?

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile

yabancı sınırı

Yabancı sınırı ve Türk futbolu

Türk futbolu bir kez daha yabancı sınırlaması tartışmaları ile çalkalanıyor. Yabancı oyuncu sınırlaması, kaliteyi ne yönde etkiler hala karar verilemedi. Türkiye Futbol Federasyonu, uzun vadeli planlamalar yapılabilmesi için yabancı kuralında kararlılık göstermelidir. Türkiye A Milli Futbol Takımı neden başarısız? Fatih Terim neden gönderildi? Mircea Lucescu neden getirildi? Arda Turan milli takıma neden döndü? Tüm bu sorular yabancı futbolcu sınırlaması ile ilgili sorulardır. Yabancı sınırı nedir?

Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın Dünya Kupası elemelerinde aldığı başarısız sonuçlar, Türkiye Süper Ligi’nde yabancı kısıtlaması ile makyajlanmak isteniyor. Yabancı sınırı, Türk futbolunda yerli futbolcu, menajer, antrenör ve spor yorumcuları ağının ortak hedefidir. Fatih Terim gönderildi, Mircea Lucescu getirildi. Arda Turan, İspanya’ya ayağına gidilerek milli takıma davet edildi. Türk futbolcular formsuzluk ve eksiklikleri ile gündeme geliyor. Çözüm yöntemi olarak ise yabancı oyuncuların forma giymemesi ve başarısız yerli oyuncuların oynatılması olarak görülüyor. Yabancı futbolcu sınırlaması, Türk pasaportlu futbolcularının başarısızlığının sebebi olarak görülüyor. Yasaklar ile başarı sağlama amacı peşinde koşuluyor.

Yabancı futbolcu

Türkiye’de medya, menajer ve yerli futbolcu ilişkileri, Türk futboluna şekil veriyor. Yabancı futbolcu, Türkiye’de yeni bir yaşama alışmanın ötesinde bir kabul görme mücadelesi içerisine girmek zorunda kalıyor. Örneğin, Mehmet Topal’ın bu sezon yaptığı hataları Martin Skrtel yapsaydı yer yerinden oynardı. Gazetelerin spor sayfalarında yerine yerli bir stoper hakkında transfer dedikoduları çıkardı. Ekşi Sözlük‘te Martin Skrtel hakkında söylenmedik kalmazdı. Yabancı sınırı, Türkiye’de medya ve menajerler arasındaki ilişkinin ortaya dökülmesi halinde sonsuza dek gündeme gelmeyecek ilkel bir yöntemdir.

yabancı sınırı

yabancı sınırı

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Lucescu yabancı futbolcu sayısını şikayet etti

Türkiye’de yabancı futbolculara forma şansı verildiği için yerli futbolcuların formsuz olduğu iddia ediliyor. Hatta Romanyalı Türkiye A Milli Futbol Takımı teknik direktörü de yabancılardan dert yandı. Bu cümlede bir yanlış anlaşılma yok. Türk Milli Takımı teknik direktörü Romanyalı bir teknik direktör. Ancak kendisi Türkiye’de yabancı futbolcuların forma giymesini şikayet ediyor. Bu şikayeti dile getiren teknik direktör, Ukrayna’da bir kulüpte ilk 11’in 9’unu Brezilyalılardan oluşan kadro ile Avrupa Ligi şampiyonluğu yaşadı. Yerli oyuncu eğilimi sıfıra yakın olan bir teknik direktör, yabancı oyuncu sayısından şikayet edebilecek kadar bencil olabiliyor.

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Yabancı oyuncular Anadolu kulüplerini sırtlıyor

Ömer Toprak’ı yedek bırakarak formsuz orta saha oyuncusu Mehmet Topal’ı stoper oynatan Lucescu, başarısızlığı yabancı oyunculara bağlıyor. Türk futbolunun marka değeri ve izlenilebilirliği, yabancı futbolcular sayesindedir. Örneğin Akhisar Belediyespor her sene küme düşme adayları arasında gösteriliyor. Ancak doğru yabancı golcü transferleri sayesinde ligde kalmayı başarıyor.

yabancı sınırı

yabancı sınırı

2012-2013 Gekas
2013-2014 Oumar Niasse
2014-2015 Gekas
2015-2016 Hugo Rodallega
2016-2017 Ricardo Vaz Te

Anadolu kulüpleri, büyük takımlara vasat oyuncuları dahi 4 milyon euro’dan aşağıya satmamak üzerine kurulu bir düzene alışmıştı. Bu düzen sayesinde ekonomileri sürdürülebilir oluyordu. Ancak bu tembelliğin ortadan kalkması için yabancı sayısının 14’e çıkması bir fırsat oldu. Altınordu kaliteli yerli futbolcular yetiştiriyor ve eğitimli genç oyuncularını satıyor. Ancak eski düzende Anadolu kulüpleri vasat oyuncuları emek harcamadan sırf yerli oynamak zorunda olduğu için büyük kulüplere 4 milyon euro’ya verebiliyordu. Anadolu kulüpleri para kazanmak için yabancı sınırı istiyor çünkü kolay ve emeksiz para kazanmaya alışmışlar. Altınordu örneğini görmek dahi istemiyorlar.

Fenerbahçe neden başarısız

Finansal Fair Play ve yabancı futbolcu kuralı

UEFA, Türk takımlarını Finansal Fair Play kıskacına aldı. Bonservis geliri ve bonservis gideri arasında bir denge mecburiyet haline geldi. Yabancı futbolcu sınırı daraltılır ise yerli oyuncu piyasası birden enflasyon ile karşılaşacak. FFP gibi bir gerçek varken artık Fenerbahçe ve Galatasaray kesinlikle Ozan Tufan’a 8 milyon euro veremez, Tarık Çamdal’a 4,75 milyon euro veremez. Yabancı sınırının daraltılması, ileride Şampiyonlar Ligi’ne bir takımın dahi doğrudan gidememesine neden olur.

yabancı sınırı

yabancı sınırı

Bafétimbi Gomis, 2,5 milyon euro bonservis bedeli ile Galatasaray’a transfer oldu. Yabancı futbolcu kısıtlaması olsaydı, kaliteli ve yabancı pasaportlu bir futbolcu yerine top kontrolü olmayan ve çalışmayan bir Türk pasaportlu futbolcu alınacaktı. Rekabet olmadığı için çalışmayan Türk pasaportlu futbolcular, yabancı sınırı getirildiğinde daha da yetersiz bir hal alıyor.

Fenerbahçe yolsuzluk dosyası 

Yerli veya yabancı futbolcu yoktur

Türkiye Futbol Federasyonu, düzensizlik, istikrarsızlık ve siyasetten uzak durmak zorunda. Siyasetçilerin beyanlar hiçbir önem taşımamalı ve yalnızca kişisel görüş olarak algılanmalıdır. Yabancı kuralı konusunda da TFF yönetimi vizyonlu olmak zorunda. Türk futbolunun kalitesinin düşmesinde yerli veya yabancı futbolcu ayrımı etkili oldu. Yerli veya yabancı futbolcu yoktur. Başarılı veya başarısız futbolcu vardır.

yabancı sınırı

yabancı sınırı

Cengiz Ünder, 17 yaşından itibaren ilk 11’in vazgeçilmez ismi olmayı başardı. Emre Belözoğlu 37 yaşında olmasına rağmen Başakşehir’de ve Türkiye A Milli Futbol Takımı’nda ilk 11 oynamayı başarıyor. Emre Mor, 14 yabancı hakkı olmasına rağmen Fenerbahçe’ye getirilmek için yönetimi seferber etti. Ancak Emre Mor, La Liga’da oynamayı tercih etti. Yabancı oyuncu alabilecekken Fenerbahçe yönetimi Emre Mor’u istedi, çünkü kaliteli bir futbolcu olduğunu düşünüyordu. Kısacası, kaliteli futbolcular için yerli ve yabancı futbolcu ayrımı yoktur.

Sporun Tarihi ve Sporda Şiddet

Burak Yılmaz yabancı sınırı

Burak Yılmaz bugün bir röportajda yabancı kuralı hakkında bazı sözler söyledi.

Türk arkadaşlarımın daha fazla oynamasını isterim. Yabancı kuralından sonra benim 30-31 yaşındaki arkadaşlarım futbolu bıraktı. Bu kurala saygı duyuyorum ama karşıyım.

Burak Yılmaz’ın bu sözlerinden ne anlaşılıyor? Burak Yılmaz’ın arkadaşları sırf yerli oyuncu mecburiyeti nedeni ile 31 yaşına dek futboldan milyonlarca euro para kazanma fırsatı bulmuş insanlardır. Ancak yerli ve yabancı ayrımı kaldırılarak, başarılı veya başarısız futbolcu ayrımı getirilince hiçbir kulüp kadrolarında düşünmedi.

yabancı sınırı

yabancı sınırı

Katarlı yatırımcıların milyar dolar yatırdığı Türk futbolu, ekonomik değerini koruyabilmek için kaliteye ihtiyaç duyuyor. Yerli veya yabancı futbolcu ayrımı ortadan kaldırılmalı ve başarılı veya başarısız futbolcu ayrımı gündeme getirilmelidir. Eğer bir futbolcudan daha kaliteli bir futbolcu bir başka ülkede daha ucuza oynuyor ise Türkiye’ye getirilmelidir.

Sporun tarihi ve Türkiye’de spor kültürü

Milli Takım mı kulüpler mi

Türkiye A Milli Futbol Takımı ve kulüplerin başarısı arasında bir tercih yapmak gerekir ise kulüpler tercih edilmelidir. Milli takım, sezonda 6 maç oynayacakken, kulüpler sezonda 55 maç oynuyor. İngiltere örneğinde olduğu gibi kaliteli bir lig, başarılı bir milli takıma tercih ediliyor. İngiltere’de milli takım uzun süredir başarısız diye Premier Lig’in kalitesi yerle yeksan edilerek yabancı kuralı getirilmiyor.

yabancı sınırı

yabancı sınırı

Premier Lig, yerli veya yabancı futbolcu ayrımına dayanmaz. Başarılı veya başarısız futbolcu ayrımını uygular. Bu nedenle, belli başlı kriterlere uyan yabancı futbolcular İngiltere’de futbol oynayabilir. Türkiye de benzer kriterler oluşturmalı ve kaliteli yabancı oyuncuları kadroya katarak Türkiye Ligi’ni daha kaliteli hale getirmelidir. Ancak Türkiye’yi dünyaya kapalı bir yapı haline getirerek, yabancı kuralı uygulanmamalıdır.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Melike Öğretmen’e…

Evimizdeki Konsomatris

Ölüm

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Minnoş güçlüler

Kirli Melek