Kirli Melek

Kirli Melek – 3

Cem İraz‘ın kaleme aldığı Kirli Melek, bir hayat kadınının yaşamını konu alıyor. Öykü dizisinin ilk iki bölümünü okuduktan sonra bu bölümü okumanızı tavsiye ederiz.

1. bölüm

2. bölüm

Melek, erkeklerin iç yüzünü bildiği için onların nasıl yaklaştıklarını artık tahmin edebiliyordu.

Melek için para, erkek için dolgun çekici bir vücut gerekliydi. Eğer karşılıklı olarak anlaşırlarsa Melek bedenini satacağı yere giderdi. Melek, İstanbul’un Aksaray semtini ve oranın piyasasını iyi bilirdi. Akşamları Aksaray ve onun civar semtleri hayat kadınlarının yoğunlukta olduğu yerlerdir. Melek gibi o civarlarda takılan hayat kadınlarının çok olması aralarında bir rekabete neden olmaktaydı.  Çünkü amaçları erkeklerin zevklerini yerine getirmekten çok paraydı.

Melek, Aksaray’ın o karanlık, dar sokakları arasında kırmızı, mavi, yeşil lambalı evlerden birinde yaşıyordu.

Her köşebaşında ağızlarında sigara, ellerinde tespih olan serserileri görmek Melek için bir tehlike teşkil ediyordu. Serserilerin ağızlarından akan salyaları gördükçe midesi iyice bulanıyordu. Camlardan sarkan hayat kadınları, travestiler… Hepsinin bir amacı vardı. Para, para, para… Melek, sokak boyu yürüyordu ama o yürüme esnası boyunca kaç kişinin ona dokunduğunu fark edemiyordu. Çünkü kendisini, kendi varlığını o sokakta hissedemiyordu.

Melek, havada uçuşan öpücükler kadar şu sözleri de çok duyardı:

“Heey yakışıklı, hayatımm gelsene, sevgilim çok ateşim var, aşkım ateşimi almaya gelsene, bu gece yalnızım gel içimde hisset beni…” Camlardan sarkan hayat kadınları işte bu sözlerle erkekleri etkileme peşindeydi. Peki erkekler? Kadınlarla beraber olan bekâr erkekler kadar evli olanları da vardı. Melek ve onun gibiler de bu ortama çanak tutmaktaydı. Seks düşkünü azgın erkekleri 50 liraya kabul eden de vardı. 300 liraya kabul eden de vardı. Bu tamamen erkeğin isteğine kalmış bir şeydi. Gecelik, saatlik ve postalık olarak satılan o bedenler her gün farklı farklı insanların kucağını görüyordu. Melek işte bu sokakta çürüyüp gidiyordu. Bazen odasında sevişir, bazen otel odalarında veya evlerde sevişirdi. Sonuç ne olursa olsun hayatı erkeklerin altında, erkeklerin kucağında erkeklerin üstünde çürüyüp gitmekteydi. Melek’in kadınsal duyguları hiç olmamıştı, hep kandırılan insan olmuştu… Hayatının son 5 yılı hep korku içinde geçmekteydi. Başta erkekler olmak üzere tüm canlılardan nefret ediyordu. Herkese düşman gözüyle bakıyordu. Hayatının baharında solup gitmişti.

4. Bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Altun yumurtlayan tavuk

Ruhumun keşfi

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

zamana yolculuk

Zamana yolculuk 2. bölüm

Zamana yolculuk, bir Mehmet Başkan öykü dizisidir. Herkes Dergisi‘nde yayınlanacaktır. Zamana yolculuk, kahraman bakış açısı ile yazılmış bir öyküdür. Öyküyü anlayabilmek için lütfen 1. bölümden itibaren okuyunuz.

1. bölüm

Zamana yolculuk

Otobüse de alınmadım. Tanıyamadığım ama hissedebildiğim bir Kadıköy’de ortada kaldım. Her yeri biliyorum ama hiçbir dükkanı bilmiyorum. Yaşıyor muyum onu da bilmiyorum. Belki de bir rüya, bir kabus yaşıyorum. Yaşadığımdan emin olacakken tam karşımda Fenerbahçe’nin mabedini gördüm. Kaliteli betonla yapılan, pahalı araba reklamları ile kuşatılan stadyum gitmiş, yerini sade ve küçük bir stadyum almış. Ben yaşıyorum ve 2017’de değilim. Gerçekle yüzleşmek zorundayım. Ömrümün geçtiği Kadıköy’deyim ve mekan aynı olsa da zaman farklı. Zamana yolculuk yapmış gibiyim şuan ve henüz hangi tarihte olduğumu öğrenmedim.

Sürgün ve Türkiye

Hemşehrim tarihi söyler misin

Bu işin bir kolay yolu var. Hemen uygulamaya koymak gerek. İş görüşmelerinde övgüyle bahsettiğim ama aslında olmayan bir özelliğim ile halledeceğim. Kriz yönetimi ve anlık çözüm üretebilme kabiliyetimi kullanabilirim.

-Selamın aleyküm hemşehrim

– Merhaba!

– Tarihi söyler misin? Tarihi unuttum da, bir mektup göndermem gerekiyor.

– 6 Ağustos 1980.

– Teşekkürler.

37 sene geriye gittim. Henüz toplum darbeyi dahi yaşamadı. Türkiye’de solcular devrim, ülkücüler ise Türkçü bir yönetim hayalleri kuruyor. Henüz hiçbir sıradan vatandaş haberdar değil, bir gecede ülkenin büyük bölümünün hayallerinin yok olacağından. 12 Eylül 1980’e henüz 1 ay 6 gün var. Siyasal gençlerimiz bir süre daha hayal kurabilirler, sonrasında ne büyük acılar yaşanacağından bihaber mutlu olsunlar.

Melike Öğretmen’e…

Feneryolu sakinleri

Eve gitsem, ev yerindedir. Eski fotoğraflardan hatırladığım kadarıyla o dönemde evimiz bahçeli bir evmiş. Sonra babamın gözünü para bürümüş, Özal döneminde apartman dikmiş. Senelerce babamın geçim kaynadığı kiradaki evleri daha yüksek kiraya başkasına kiralamak oldu. Rahmetli olana dek hayatta en büyük isteği daha yüksek kira bedeli almaktı. Özal döneminde Feneryolu Mahallesi’nde çok fazla bina yapıldı. Tek katlı ve bahçeli evler zamanla yerini üç katlı apartmanlara bıraktı. Müteahhite yaptıranlar tek ev ile hayatına devam etti. Dedem Müslüm Aktaş gibiler ise kendileri yaparak 4 kattan toplam 8 daire sahibi olmuş.

zamana yolculuk

zamana yolculuk

Feneryolu’nda Urfalı bir ailenin çocuğu olarak hep hayal kurardım. Yaşadığım sokakta Nazım Hikmet Ran’ın yaşadığını düşünerek tavana bakardım. Okuma ve yazmayı askerde öğrenen Müslüm Aktaş’ın torunu, Nazım Hikmet’i düşünürdü. Dedem için Nazım Hikmet, gününü aylaklıkla geçiren bir romantik. Tabi dedeme göre romantik kötü bir kelime. Güzel bir kelimeyi hakaret olarak kullanırdı.

Feneryolu’ndaki eve yürüyerek gidebilirim. En azından yolda deli muamelesi görmek zorunda kalmam. Bir dakika, ben ne yapıyorum? Eve gitsem ne olacak? Şuan babam 21 yaşında ve ben 28 yaşındayım. Ben İhsan Aktaş’ın oğluyum desem, dedem kokainci anarşistler deyip mahalleliye dövdürür beni. Peki ben ne yapacağım? Eve de gidemiyorum, gidecek hiçbir yerim yok. Daha da kötüsü, hiçbir yeri bilmiyor ve kimseye kendimi tanıtamam. Ben onları tanısam da, onlar beni tanımıyor.

3. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Öykü dizileri:

Kurtuluş 4. bölüm

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Kirli Melek – 2

Benim Öyküm

İlgi çeken kısa yazılar:

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Biraz daha yaşıyorsun

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

benim hikayem

Benim Hikayem Biterken Başladı – 1

Herkes Dergisi yazarlarından Mediha Ünlü, Benim Hikayem Biterken Başladı öykü dizisi ile yeniden okuyucuları ile buluştu.

Benim Hikayem Biterken Başladı

Evet, hep böyle oldu.

50 yaşındayım ve ne zaman bitti dediysem vazgeçtiklerime sahip oldum. Umudumu kestiğim anda kesmemem gerektiğini öğrendim. Pes etmemem gerektiğini, inandığım doğrulardan vazgeçmemem gerektiğini öğrendim. Sevmeyi öğrendim, sahip olmayı öğrendim, hissettim ve yaşadım.

17 yaşının sonlarına doğru bir bahar sabahı annem beni köyün meydanındaki çeşmeden su getirmeye yollamıştı.

O gün yaşadıklarımı hiç unutamam. Unutamam… İnsan nasıl unutabilir ki aşık olduğu günü? Siyah şalvarımın üzerinde kırmızı ipek bluzum vardı. Açık gerdanımda nohut kolyem, siyahlı ve kırmızılı yazmamı boynuma attığımdan pek görünmüyordu. İki elimde kovalarla köy meydanına inmiştim. Herkes birbirini tanırdı bu küçük dağ köyünde. Zaten herkes birbirine akrabaydı. Dışarıdan kız alınıp verilmezdi. İç güveysi damat edinmekte huy edinilmediğinden bu köyde yabancı pek bulunmazdı. Sallana sallana geldiğim çeşme başında kovalarımın dolmasını bekliyordum. Kırmızı Willys marka bir araba durmuştu çeşmenin yanında. Tabii o zamanlar araba gördüğümüz mü vardı, sonradan öğrendim markasını da… Siyah saçları omzuna dökülen, beyaz gömlek, beyaz pantolon giymiş bir beyfendi inmişti içinden. Gözlerim kamaşmıştı, dışarıdan bakınca hali vakti yerinde birine benziyordu. Sol yüzük parmağında altın bir yüzüğü var, sol kolunda altın bir saati vardı. Boynunda ise ışıl ışıl parlayan bir künye. Ona öylece bakarken düşüncelere dalmış, suyun önüne dolması için koyduğum kovayı unutmuştum. Kova taşıyordu. Suyun şırıltısına kendime gelebildim ve kovaları aldığım gibi evin yolunu tuttum.

Kimdi bu adam, yabancı olamazdı ama kimdi?

Aradan 2 saat geçmeden gelen yabancının kim olduğunu öğrendim. Üvey halama gelen bir misafirmiş meğer. Halam da aslında pek üvey sayılmaz, çünkü bu köyde evlenilen kimse yabancı değil. Her ne kadar üvey hala desem bile öz dayımın karısıydı mesela, bir yerden sevmesem bir yerden yine karşıma çıkıyordu. Ayrıca benim çocukluk çağımda üvey de olunsa özde olunsa kimse birbirine kin beslemezdi. Bencillik yoktu sanırım. Evliliklerde böyle oluyordu. Kuzenler kuzenleri alır. Teyzemin kızı amcamın oğluyla evlidir mesela. Çaprazlama bir ilişki söz konusudur. İhanette söz konusu olmaz.

2. bölüm

Herkes Dergisi Facebook sayfasını takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Ruhumun keşfi

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Köy okulları yardım projesi

Öykü dizileri:

Kurtuluş 4. bölüm

Kirli Melek – 2

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Zamana yolculuk

altun yumurtlayan tavuk

Altun yumurtlayan tavuk

Altun Yumurtlayan Tavuk” hikayesi 1 Temmuz 1876 tarihinde, Yunan harfli Türkçe “Aggeliaforos Çocuklar İçin” süreli yayınında yayınlanmıştır. Metinde iki hikaye iç içe anlatılmıştır. Birinci hikayede Pavlus’un dümbeleğin sesinin nereden çıktığını merak etmesiyle başlayan hikaye anlatılmaktadır. İkinci kısım da ise Pavlus’un annesi, Pavlus’a bir nasihat olsun diye anlattığı “Altun Yumurtlayan Tavuk” hikayesi yer almaktadır. Bazı kelimelerin açıklması [] parantezi ile verilmiştir. Bazı kelimelerin yazılış şekli korunarak, dönemin yazım şekli hakkında fikir vermesi istenmiştir.

Altun yumurtlayan tavuk

Pavlos’un bir dümbeleği var idi. Pavlus her sabah mektep vaktine dek ve her ahşam yatacak vakte dek dümbeleğini çalarak eylenir idi. Bir gün dümbeleğin sesi nereden geldiğini anlamak için Pavlus validesine bir şey demeksizin mutfağa giderek bir büyücek bıçak alıp dümbeleğin beyaz derisini kesti, fakat içinde hiç bir şey bulamadı. Pavlus dümbeleğin içinde hiçbir şey göremediği için taaccüp eyledi[şaşırdı]. Sesin nereden geldiğini anlamak için, dümbeleği eline alıp, yırtılmamış yerinden vurmaya başladı ise de, ses çıkmadı. Dümbeleğin sesin çıkarmaya çok çalıştı, amma çıkaramadı. Ses kaçmış ve artık dümbelek işe yaramaz idi.

Küçük çocukların adeti üzre, Pavlus oturup ağlamaya başladı. Biraz sonra validesi oğlunun ziyadesi ile ağlamakta olduğunu işiterek, sebebini anlamak için Pavlus’un yanına geldi ve dümbeleğin yırtıldığını görerek ve hali keyfiyeti işiterek şöyle söyledi: “Pavlus, bir adem anlamadığı işe karışmamalı olduğunu şimdi artık öğrenmelisin ve bu yırtık dümbelek sana bu dersi öğretecek.” Sonra anası oğlunun kalbinin teskin etmek[sakinleştirme] için büyük bir kitap açarak ona tasvirler göstermeye başladı. O(l) kitaptaki tasvirlerden birisi bu nüshanın birinci sahifesinde gösterilmiştir ve Pavlus’un validesi o tasvir üzerine atideki[ilerideki] hikayeyi nakl eyledi.

Vah, Tavuğun karnında altun yok idi.

Vaktiyle bir ademin acayip bir tavuğu var idi. Bu tavuk her cihetle[şekliyle] başka tavuklara benzer idi ise de, her sabah safi altun bir yumurta yumurtladığı için acayip bir tavuk idi. Merkum zat[adı geçen kişi] tavuğu yumurtladığı altun ile rahat geçinebilir idi. Fakat uğursuz bir günde tavuğun karnında altun yığını olmalı, yohsa her sabah altundan bir yumurta nasıl hazırlanabilir deyü düşünmeye başladı ve tavuğun karnında altun var mı yok mu anlamaya niyet etti. Böylece tavuğun karnında altun yığını olduğu halde, her sabah bir yumurtayı bekleyecek yerde, hepisini birden almak daha iyi olup deyü düşündü. Bunun üzerine tavuğun karnını bıçak ile açtı, fakat anlamadığı bir işe karışmak divanelik olduğunu çabuk öğrendi. Tavuğun karnında altun yok idi, tavuk dahi ölmüş olduğundan artık yumurtalayamaz idi.

Altun yumurtlayan tavuk

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Kirli Melek – 2

Zamana yolculuk

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

herkes

Herkes yazarlarından seçme şarkıları

Herkes Dergisi yazarları, değerli okuyucularımız için bir şarkı listesi oluşturdu. Yazarlarımızın oluşturduğu liste, hafta boyunca okuyucular tarafından dinlenebilecek. Gelecek haftalarda yeni bir listeyle, yazarlarımız okuyucuları ile buluşacak.

Herkes Dergisi yazarları

1- Mehmet BAŞKAN / Ahmet Kaya – Acılara Tutunmak

2- Dilan GÜNGÖR / Bülent Ortaçgil – Pencere Önü Çiçeği

3- Bahaddin VURUR / Zeki Müren – Gitme Sana Muhtacım

4- Çağlar YILDIRIM / Hasret Gültekin – Harcanıp Gidiyor Ömür Dediğin

5- Suat İLHAN / Redd – Aşktı Bu

6- Mediha ÜNLÜ / Zeki Müren – Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

7- Mehtap BOZKURT / Ahmet Kaya – Arka Mahalle

8- Betül AKAY / Dario Moreno – Deniz ve Mehtap

9- Yasin ÇETİN / MFÖ – Ali Desidero

Herkes Dergisi okuyucuları, iletişim bölümünden yazarak kendi şarkılarının da listede yer alması için başvurabilirler.

Sosyal dergimizin yazar alımı devam etmektedir. Kalemine güvenen ve kendisine yeni medya düzeninde yer bulmamış insanlara kapımız açıktır. Dergimiz edebiyat, felsefe, sosyal bilimler ve teknoloji alanlarında kendisine güvenen insanların başvurularını değerlendirecek. Bu nedenle, yazar alımı yapan dergiler arasında sosyal dergimiz önemli bir yere sahiptir. Yazarlardan okunma sayısı değil, nitelikli eser talep ediyoruz.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Dergimizin Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Köy okulları yardım projesi

Aşk Nedir?

Melike Öğretmen’e…

ruhumun keşfi

Ruhumun keşfi

Mehtap Bozkurt, Ruhumun keşfi yazısı ile Herkes Dergisi’ne merhaba dedi. Bozkurt, bundan sonra yazılarıyla okuyucuları ile buluşacak.

Ruhumun keşfi

Bir yıkılış devri yaşayan ruhum bir şey keşfetti. Kolay değil bu karmaşanın, bu dünya telaşının arasında bir şey keşfetmek. Yalnızlığımı… Dünya her ne kadar büyük ve karmaşık olsa da bir insanın gidişi siler bütün kalabalıklarınızı. Bir bakmışsın ilkokula yeni başlayan minik bir çocuk kadar yabancısın etrafa. Bilmiyorsun nereye gideceğini, bilmiyorsun neresinden tutacağını hayatın çünkü artık yalnızsın. Bütün acımasızlığıyla yüzüne vuracak zaman bunu…

Birbirinden farklı insanlar; yaşam tarzları, zihniyetleri, hayata bakışları… Birilerine ayak uydurmak o kadar zor ki… Kırk yılda bir gelir kalbi kalbine fikri fikrine denk olanı. Onu bulursan senden şanslısı olmaz bu hayatta. Hatta senden çok seveni de olmaz yani sen böyle düşünürsün. Onsuz yaşayamaz ona bir şey olursa hastalanır hatta ölürsün değil mi? Peki, o zat-ı muhteremin bir gün senin dünyana yabancı olacağını biliyor musun? İşte o zaman birer birer yüzüne çarpacak o dünyanın kapıları. Hatırlıyor musun o kapılara giden yolda çiçekler vardı sen ona giderken. Peki ya şimdi sen ondan giderken çiçekleri görüyor musun? Ben göremiyorum. Çiçekler küsmüş boynunu bükmüş o yollar dikenlere bürünmüş, kanlı dikenlere…

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Kapıları sonuna kadar aç

Bu dünyada yalnızlıkla savaşmayı bileceksin güzel dostum kaya gibi sert, demir gibi sağlam olacaksın o rezil duygunun karşısında. Utanacak seni görünce, senin gücünü görünce. Kalabalıklar arasına karışacaksın yeniden. Olmaz yapamam yeniden sevemem deme, en güzel zamanlar artık olmaz dediğinde yaşanır unutma. Kilitlediğin kapılarını aralık bırak mutluluk ne zaman gelir bilinmez ama ne zaman gider iyi bilirim. Çaldığı kapılar açılmayınca. Şimdi kapıları aç sonuna kadar güzel dostum yalnızlığına iyi bak onu uğurlayana kadar. Sevgiyle…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Köy okulları yardım projesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 9

seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Bahaddin Vurur, şiirleri ile Herkes Dergisi’nde düzenli olarak yazıyor. Şiir dostları için güzel seçenekler yaratan yazarımızın tüm şiirlerini okumanızı tavsiye ederiz. Şairimiz, “Seni kaybetmeyi göze alamıyorum” şiiri ile okuyucuların karşısında.

Bahaddin Vurur’un tüm şiirleri için tıklayınız

Seni kaybetmeyi göze alamıyorum

Merhaba geceler ve yıldızlar
Sizleri gören bir çift göz ile
İniyorsunuz yeryüzüne.
O büyülü kocaman gözler
İndiriyor cihandaki tüm yıldızları
Seriyor eksik kalan masamıza
Bir kalbi var.
Her atışında
Hizmete geçiyor insanoğlu
Dört yapraklı bir gonca bulmuşcasını
Kaybetmeyi göze alamıyorum
Seni
Gözlerini
Kalbini…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası 

İlgi çeken kısa yazılar:

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden

Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan projesi

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Hitler Almanyası ile Türkiye’yi karşılaştırmak cahilliktir

sepya

Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız

Dilan Güngör, Sepya rengine dönen rengarenk anılarımız yazısı ile okuyucularla buluştu.

Sepya rengi

Bakkala ekmek almaya gittiğimde bana şaşkın şaşkın bakan bir çift gözle karşı karşıya geldim.

‘’Di-di-di-lan, n-n-ne kadar b-b-büyümüşsün. Ge-ge-genç k-k-kız olmuşşşsun.’’

Köyün bakkalcısı Hüsnü Amca’nın bu tepkiyi vermesini bekleyerek girmiştim içeri, onunla birbirimizi uzun süredir görmemiştik. Eskiden olduğu gibi yine küçük bakkalındaki küçük, antenli televizyonda haberler açıktı. O hala kekeliyordu, içerisi hala rutubet kokuyordu, ve kolundaki kalp dövmesi hala yerindeydi. Bunun için bile onu çok seviyordum. Köydeki tek dövmeli insanın 65 yaşında olması bana değişik bir his veriyordu. Biraz sohbet ettik, ardından ekmeği aldığım gibi çıktım.

Bakkaldan çıkar çıkmaz köy kahvesi ile karşı karşıya gelmeyi bile çok özlemiş olduğumun farkına vardım. Kahvenin yanına doğru yürüdüm, içeride hiç kimse yoktu. Uzun süredir kapalıydı. Camlarına gazete çekmişlerdi, radyoda Erdal Erzincan çalmıyordu, dedem ağaçların dibinde çay içmiyordu, yaşlı amcaların siyaset kavgası yaptığı sesler yoktu. Ama yine de o kimsesiz dükkan hala bana çok samimi ve dolu geliyordu. Oraletin gücünü bir kez daha hatırladım, yürümeye devam ettim.

“Keşke Kemal Abi’yi görsem.” diye düşündüm içimden. Kemal Abi hiç evlenmemişti, ablasının evinde kalıyordu, bir işi yoktu, çok içiyordu. Herkes ona boş gözüyle bakıyordu fakat o tam tersine çok dolu bir insandı. Hayatı boyunca kitap okumuştu, yazmıştı, bambaşka düşüncelere sahipti ve ben ona çok inanıyordum. Ablası kanser olup öldükten sonra İstanbul’a taşındı.

Pablo Escobar ve Kolombiya

Eski kalabalık

Kerpiç evlerin arasından geçerken eski kalabalığı düşünüyordum. Funda Abla’nın fön fırçalarını, Cem Abi’nin sevgilisiyle basılmasını, Semra Abla’nın dibine kadar yaşadığı aşkını, Kemal Abi’nin Oğuz Atay kitaplarını, Mehmet Amcamın ağaçlarını, nenemin çiçekli şalvarını, özenle örülmüş saçlarımı…

sepya

sepya

Kanser mahallesi

Terk edilmiş bir mahalleydi artık burası. Anneannemin çeyizinden kalma sandıkdan farksızdı. İçi yüzlerce anıyla doluydu fakat açanı yoktu. Hiç çocuk yoktu, genç yoktu, hatta yaşlı bile yok denilecek kadar azdı. Kader midir, şans mıdır yoksa başka bir şeyden ötürü mü bilinmez, bütün yaşlılar tek tek kanser olup ölmeye başlamıştı bizim mahallede. Bu yüzden buraya “Kanser mahallesi’” adını vermiştim kendi kendime ama annem buna hep çok kızmış, “Uğursuzluğu çekme.” demişti. Ama artık çok geçti. Bu mahalle için olan olmuştu.

Melike Öğretmen’e…

Sepya

Küçükken hep büyümek isterdim. Bir telefonumun olmasını, kapının üst çizgisine boyumun yetişmesini, tek başıma gezmeye gidebilmeyi arzu ederdim. Çok pişmanım. Büyümek o değilmiş. Yitirdikçe büyürmüş insan. Capcanlı, rengarenk bir fotoğrafın zaman içinde sepya rengine dönüşerek bir sandığın içinde terk edilmesiymiş büyümek.

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hintlilerin ve Parsilerin ölü gömme gelenekleri

Zamana yolculuk

Hey taksi 5. bölüm

Kirli Melek

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Aşk Nedir?

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Aşk en güzel kafa yapan uyuşturucudur

Recep ile Nadan – Bölüm 8

Recep ile Nadan

Recep ile Nadan – Bölüm 9

Recep ile Nadan öykü dizisini ilk defa okuyorsanız, daha iyi anlamanız açısından, aşağıdaki linkleri kullanarak 1, 2 ve 3.  4. ve 5. bölümleri okumanız faydalı olacaktır. Recep ile Nadan, gözlem yeteneği ile ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin yeni ekonomik elitlerinin gençlerini konu alıyor.

Hikayenin önceki bölümlerini linkte bulabilirsiniz

Recep ile Nadan

Yaren odadan çıktıktan sonra telefon çaldı. Arayan Nadan’dı ve bu 29. cevapsız arama olacaktı. Meraktan çıldırmış ve durmadan konuşuyordu. Onun yaşadığı tüm telaş, benim beynimden o 5 dakikada aktı. Ne söylediğini, niye öyle konuştuğunu hiç hatırlamıyorum bile. Mecbur uyuyakaldım.  Akşama doğru odaya bizim çocuklar geldi. “Alt tarafı heyecandan bayıldın, hadi kalk artık.” diyorlardı. Aslında hakları vardı. Yaren’in gösterdiği ilginin sarhoşluğunu hesaba katmazsak tabi.

Yemeğe inene kadar gözlerim hep Yaren’i aradı, ortalıkta görünmüyordu. Nedense tuhaf bir enerjim vardı. İştah yerinde, normalden daha diri ve gereksiz bir mutluluk hali… Muharrem’in anlattığı her şey komik geliyordu. Nadanmon’un telefon saldırısını bile atlatmıştım, daha ne olabilirdi ki? Yemekleri yedikten sonra çocuklar huysuzlanmaya başladı. Doğal olarak; planların tümü, dilini bilmedikleri dünya ülkelerinin vatandaşlarıyla bir takım müzakereler sonucunda anlaşarak ülkesini temsil edebilmiş olmanın dayanılmaz hafifliği ile alakalıydı. Ben de; “Belki Yaren’i görürüm.” düşüncesiyle onlarla çıktım.

Güney Amerika’da oligarşi ve diktatörlük

Kıbrıs kumarhane

Sanki 40 yıllık uslanmaz bir kumarbaz gibi kumarhane övdüm çocuklara. Yolda öyle bir hale geldiler ki; içeri girerken kumarhaneyi kimin satın alacağını tartışıyorduk. Discoya giden bir avcı sürüsünü sırf Yaren’i görebilmek uğruna aslanlara av etmiştim. Onlar, nasıl oynayacaklarını dahi bilmedikleri makinalara saldırırken, ben tam bir  ‘hanımcı esas oğlan’ gibi rulet masasına koşmuştum.

Recep ile Nadan

Recep ile Nadan

Oradaydı! Tüm ciddiyeti, mimiksizliği ve duru güzelliğiyle. İçimden “Malım mülküm senindir!” diye bağırmak geldi, malımın ve mülkümün olmadığını fark ettim. Tabi ki yine koşarak yanına gitme hatasını yapmayacaktım ama onun dışında başka planım da yoktu. Poker oynayarak bir saat kamufle olmaya çalıştım, fazla para kazanınca alkış-kıyamet göze battı. Bir saat aralıksız Yaren’e baktığım için, kimse gözüme bakarak elimi anlayamadı. Kim bilir hakkımda ne düşündüler? Daha sonra 21 oynar gibi yaptım bir süreliğine. Filmini izlediğim bütün oyunlara dokundum. Rulete geri geldiğimde o’nu göremedim. Kumar gerçek bir illetmiş.

Hey taksi 6. bölüm

Dombıra çalıyordu

Kumarhanenin içinde, koşmadan en hızlı ne kadar yürünebilirse, o kadar yürüyordum. Ara sıra çocuklara sordum ama onlar çoktan bu batağa saplanmışlardı. Muharrem bir ara; “Sizin üst sokaktaki dükkan ne kadardı?” diye sordu. Ellerimle canavarlar yaratmıştım, söylenemezdim. Kapıya doğru bakınca gördüm o’nu. Üstünü değiştirmiş, saçlarını salmış, kuğu gibi gidiyordu. Usain Bolt’a bir selam çakıp, yanına ışınlandım. Bu sefer gülümsüyordu. Artık George Michael değil, dombıralar çalınıyordu gönlümde. ..

– İyi geceler. Bu sefer ayık ve teşekkür etmek için geldim. Kabul edersen bir özür mahiyetinde bir de yemek…

Size yemin ederim; şu an, o durumda kurduğum kadar mantıklı bir cümle kuramazdım. Nabız 1500, akıl tatilde, panik bir halde tek bir nefeste söyledim bunu. Söyledikten sonra bir 10-15 saniye de; “Acaba bu da kafamda yaptığım provalardan biri mi?” diye sordum kendime. Bu defa şans benim yanımdaydı galiba.

– İyi geceler. İyi görünüyorsun. Daha iyi hissediyor musun?

– Sağol. Çok iyiyim. Şey, bir planın var mıydı? Ben öyle direkt sordum ama…

– Yooo. Otele dönecektim uyumaya ama bir şeyler atıştırabiliriz.

Bir an, hastalığımın geçtiğini görüp, benimle öyle ilgilenmeyecek sandım. “Olur.” cevabı alınca da Şampiyonlar ligi müziği hayatımın fonunda, gururumu okşuyordu.

DEVAM EDECEK…

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Köy okulları yardım projesi

Melike Öğretmen’e…

Aşk sözleri anlamlı kadınlar için!

Kirli Melek

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – (Final)

Babamın Hikayesi

Benim Öyküm

Kirli Melek

Kirli Melek – 2

Cem İraz‘ın kaleme aldığı Kirli Melek öykü dizisinin öncelikle ilk bölümünü okumanızı tavsiye ederiz. Öykünün akışı için ilk bölümden okumanız gerekli.

1. bölüm

Arkadaş çevresi Melek’i yavaş yavaş farklı ortamlara çekmeye başlamıştı.

Üniversitenin birinci yılının sonlarına doğru Melek giyiniş bakımından değişmeye başlamıştı. Yanındaki kız arkadaşlarının yaşadığı aşk olaylarını hayretle dinler kendi de heveslenirdi. Kendisini sevebilecek bir erkeğe ihtiyaç duyardı. O zamanlar oldukça saf ve temiz olan Melek, tüm insanlığın saf olduğunu veya öyle olacağını düşünmekteydi. Melek, erkeklere her güvendiğinde kendini üzerdi.

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Erkekler onu kullanırdı.

Kötü emellerine ulaştıktan sonra yüzüne bile bakmazlardı. Melek, okul yıllarında keyif verici maddeleri de kullanmaya başlamıştı. Bu maddelere alıştığı için bir yerlerden bulması gerekiyordu. Elinde parası olmadığı için alamıyordu. Kendisine bu maddeleri alıştıran üniversiteden arkadaşı Tarık’a her ne kadar yalvarsa da Tarık maddeyi vermezdi. Tarık için önemli olan para değil Melek’in bedenine sahip olmaktı. Melek maddeyi kullanmak için Tarık’ın istediği her şeyi yapmak zorunda kalmıştı. Melek’in hayatı bundan sonra değişmeye başladı. Şuan 25 yaşında ve 5 yıldır bu bataklığın içinde çırpınıyor. Okulu bıraktı, kimsesi olmadığı için bir yere de gidemedi, vücudunu satarak para kazanmaya çalışmaktadır.

Kirli Melek

Kirli Melek

Evimizdeki Konsomatris

Melek, artık eskisi gibi masum değildi.

O saf, o temiz, o güzel kalp artık yoktu. Tüm insanlıktan nefret ediyordu. Özellikle erkeklerin o iğrenç davranışlarından. Melek, kendi cinsel doyumlarını gerçekleştirmek isteyen erkeklerin, hayat kadınlarını bir mal satın almış gibi kullanmalarını doğru bulmuyordu. Erkekler kendi zevkine göre Melek’i şekilden şekile sokardı. Melek erkeğin dediği şeyleri bazen yapmak istemeyince dayak yerdi. O an mecburiyetten yapmak zorunda kalabilirdi. Her kucakta farklı bir kimliğe bürünen Melek o sahte gülüşleriyle, o sahte öpücükleriyle erkeğin mutlu olmasını sağlardı. Her vücutta biraz daha eskirdi. Her vücutta biraz daha batardı…

Hey taksi 6. bölüm

Her vücutta aynı şeyi görürdü.

Melek için bedenlerden akan şeyler iğrençti. Eve gelir gelmez banyoya girer baştan aşağıya yıkanırdı. Bu kir bedenden çıksa bile ruhundan, aklından çıkmıyordu. Yaşamak için buna mecburdu, ayakta kalabilmek için bunu yapmak zorundaydı. Kendini şöyle savunurdu: “Çalmıyorum, sadece bedenimi satıyorum. Bedenim üzerinden para kazanıyorum.” Evet, Melek bedenini satarak parasını kazanıyordu. Bu kazanç onu mutlu ettirmiyordu. Çünkü kendini mutsuz hissediyordu. Bu hayattan bir beklentisi yoktu.

3. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Köy okulları yardım projesi

Zamana yolculuk

Biraz daha yaşıyorsun

Avrupa futbolunda rekabet ve Arap sermayesi

Lewis Carroll yaşamı ve eserleri üzerindeki etkisi

Kadıköy’de nargile kafeler neden popüler?

Hükümet-i alem: Yunan harfli Türkçe metin

Alice harikalar diyarında ve aynanın içinden