Pablo Escobar

Pablo Escobar ve Kolombiya

Kolombiya, siyasi ve toplumsal öyküsü diğer Güney Amerika ülkeleri ile farklılık gösteren bir ülkedir. Pablo Escobar da dünya harikası Kolombiya tarihinde hatırlanacak önemli bir faktör olarak yerini alacak. Kolombiya, 1990’larda Brezilya ve Meksika‘dan sonra Güney Amerika’nın en kalabalık ülkesi oldu. Kolombiya siyasi serüvene diğer Güney Amerika ülkeleri gibi liberaller ile başlamadı. Güney Amerika’da ters akıntıya yüzdü ve muhafazakarlar tarafından yönetildi. Soğuk Savaş yılları, Güney Amerika’da her ülkeyi etkilediği gibi Kolombiya’yı da etkiledi. Bu sürecin en önemli aktörü ise illegal bir isim Pablo Escobar oldu. Medellin halkının kahramanı olarak görülen Escobar, Kolombiya ekonomisinde önemli bir yer edindi. Elbette kayıt dışı ekonomi olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Narcos dizisi ile Pablo Escobar yeniden gündeme geldi. Peki Pablo Escobar kimdir? Pablo Escobar hayatı ve faaliyetleri ile Kolombiya ve Medellin‘i nasıl etkiledi?

Brezilya ve Meksika‘dan sonra Güney Amerika’nın en kalabalık ülkesi olan Kolombiya, farklı bir öykü ve doğal güzelliğe sahiptir. Yeşilin hakimiyeti, Kolombiya’nın doğal gerçeğidir. Kolombiya’da asayiş sorunları ve uyuşturucu ticareti de Kolombiya’nın sosyolojik bir gerçeğidir. Özellikle Soğuk Savaş yıllarına denk gelen Pablo Escobar ve Medellin vakası, Kolombiya’nın siyasetine dahi yön verdi. 1940’larda Kolombiya’nın efsanevi lideri Jorge Eliecer Gaitan’ın öldürülmesi sonrasında kırsalda çatışmalarla geçen 20 yıllık bir süreç vardır. Bu sürece La Violencia adı veriliyor. Pablo Escobar ve nice uyuşturucu tacirinin türemesinde ise La Violencia önemli bir rol oynadı.

Brezilya’da sömürgecilik ile savaşa hazırlık süreci

Pablo Escobar ve La Violencia

La Violencia nedeni ile Kolombiya’da kırsalda yaşayan kesim, topraklarını satarak kent ve kasabalara göç etme eğilimi gösterdi. Kırsalda can ve mal güvenliği kaygısı ile milyonlarca Kolombiyalı kırsalları terk etti. Kontrolsüz ve hazırlıksız bir kentleşme süreci, Kolombiya’da altyapı sorunlarını ve sosyolojik sıkıntıları beraberinde getirdi. Elbette bu sorunlar Kolombiya’da suç oranının yükselmesinde ve uyuşturucu ağının yayılabilmesinde önemli bir etken oldu. İşte Pablo Escobar bu gerçeklerin üzerine bir imparatorluk inşa etti. Uyuşturucu ticareti ile kolay para kazanmanın tadı, Kolombiya’da şiddetin tırmanmasında etken oldu. Daha kanlı ama daha kazançlı bir iş olması, yoksulluk ve sahipsizlikten yorulan gençler için büyük bir fırsat oldu.

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Pablo Escobar

Pablo Escobar

La Violencia ve Miami

1940 ve 1950’lerde Kolombiya’da kırsalda yaşanan çatışmalar, Miami gece kulüplerinde yüzlerce ABD uyruklunun yüksek dozda kokain nedeniyle ölmesine neden oldu. Miami’de bu ölümler, Amerika kıtasındaki kelebek etkisidir. Belki bir kelebeğin kanat çırpması ile Miami sahillerinde kasırga yaşanmıyor. Ancak Kolombiya kırsalında köylülerin eline silah alması, Miami sahilinde yüzlerce gencin yüksek dozda kokain ile hayatını kaybetmesine neden oldu. 1940’larda Medellin kırsalında sıkılan bir kurşun, 1980’lerde Miami’de ölüm saçabiliyordu.

Bireyci anarşizm ve John Locke

La Violencia ve FARC’ın yeni kimliği

1950’lerde La Violencia ile filizlenen FARC, Soğuk Savaş ile birlikte yeni bir kimliğe büründü. FARC, Marksist bir örgüt halini aldı. FARC gibi gerilla grubu olan M-19, Güney Amerika’nın bağımsızlığının simgesi Simon Bolivar’ın kılıcını müzeden çaldılar. Hatta 1985’te M-19 hareketi, Kolombiya Anayasa Mahkemesi’ni işgal ettiler. İşgal etti demek de yetersiz kalıyor, adeta yerle bir ettiler. Bu olay, Narcos dizisinde de konu olmuş ve izleyicinin ilgisini çekmişti.

Pablo Escobar

Pablo Escobar

FARC yeni kimliği ile yalnız da değildir. ELN ve FARC benzer faaliyetler ve hedefler için mücadele verdiler. Marksist kimliğe bürünen FARC gibi ELN de kırsalda faaliyet gösterdi. Kolombiya kırsalında toprak sahiplerinden “savaş vergisi” talep ettiler. Toprak sahipleri ise örgütlerin haraç taleplerine karşı silahlanma yoluna gittiler. İki grup arasında yaşanan silahlı çatışma, Kolombiya’da huzuru kaçırmakla kalmadı. Ayrıca Kolombiya’da uyuşturucu ticareti ve üretimi için uygun otoritesiz alanı da oluşturdu.

Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki

Pablo Escobar bir Kolombiya gerçeğidir

1940’larda efsanevi Kolombiya Başkanı Jorge Eliecer Gaitan‘ın öldürülmesi ile başlayan süreç, 1993’te Pablo Escobar’ın öldürülmesi ile son bulmadı. Kolombiya’da uyuşturucu ticareti hala devam ediyor ama eski ihtişamını kaybetti. Kolombiya’nın kentleşme sürecini doğru yönetebilecek imkanlara sahip olmaması, komşu ülkelerde dahi sorunlara neden oldu. Pablo Escobar yoktan var olan bir kahraman veya bir suçlu değildi. Pablo Escobar, Kolombiya’nın toplumsal gerçeğinin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Escobar olmasaydı bir başkası olacaktı. Ancak bu süreç mutlaka yaşanacaktı, çünkü uygun şartlar oluşmuştu.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek alternatif yazılar:

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Kürdistan mı tehlike yoksa Kürdistan hayali mi

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Hegemonya ve sömürgecilik üzerine

Pes et

Pes et

Sağda solda aşkın hata olduğunu kerelerce tekrarlayan, günlük huzurların fırsatını kollayan, bir erkek ve bir kadın olmanın gerçekten ne anlama geldiğini bilmeyen, iç seslerinde kendisini değer verenlere acımaktan ve bildikleri halde şatafatlı günlük zevklerinden vazgeçemeyen herkese hiddetleniyorum. Aşk bir hata değildir! İyi geçmeyen günlere de varım demeye korkan, bir hissin tüm vücuda yayılmasını ve bu sorumluluğu üstlenemeyen insanların binlerce bahanesinden biridir bu hata denilen. aşk bir hata değildir! Pes et!

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Pes et!

Tüm kabartılarıyla bizi hasta eden bu kötülüklerden kurtuluyoruz. Bizi hasta eden ve ağlatan bahanelerden yalanlardan kurtuluyoruz. Kurtulun. Size gelmek istemeyecek kadar yabancı olan herşeyden kurtulun. Değiştirmeye çalışsanız bile değişmeyen, fedakarlık yaptığınız her saniyenin önemini umursamayan herşeyden kurtulun.

Pes et

Pes et

Zaman geçiyordu. Zaman durmazdı. Zamanı durdurabilecek hiçbir acı, hiçbir hüzün ve hiçbir neşe yoktu. Hayat bir başkasının bizden alıp götürebildiği ile değil bizde var olanı paylaşarak, sevgi ile dokunarak gerçekti. Sıcaktı. Biz sıcak olan şeyleri soğukta sevenler, harikulade müstehcenliklerde gözümüzü yumup beklesek bile; gerçekleri, gerçeklerin ötesinde arayıp durmaktan sindiremedik belki, olsun.

Yalnızlığınızı satacak, sevgili satın alacaksınız!

Pes etmeyi ve vazgeçmeyi öğreten hiçbir vakitten pişman değiliz

İnanın bana bu dünya da halen bir zeytin tanesi, bir papatya yaprağı kadar bile olsa iyilik var. O iyiliği bulup o iyiliğin hiçbir şeye karışmamış saflığıyla yeniden başlamalıyız. Pes etmeyi ve vazgeçmeyi öğreten hiçbir vakitten pişman değiliz. Bizi sevmeyenleri bile vakti mümkünken bir iyilik abidesi gibi sevmekten pişman değiliz. Çünkü bizim hislerimiz, bizim özgürlüğümüzdür. Özgürlük sevmekle başladığı gibi anladım ki bazen pes etmekle de başlar. Pes edin. Bahaneler bulanlar için merhamet dilemekten, bahaneler ile olmayan bedenlere sevgi beslemekten pes edin.

Dış dünyayı içimizde yaşamak bizi hasta ediyorsa ki hastayız. Birlikte bir deli olduğunuz insanların sizi aptal sanmasından sıyrılın. Özgürlük affetmekle başlar. Affedin kendinizi.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Hey taksi!

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı

Kürdistan

Kürdistan mı tehlike yoksa Kürdistan hayali mi

Türkiye’nin iç ve dış politikası içerisinde Kürt Sorunu önemli bir unsur olarak göze çarpıyor. Türkiye’nin Kıbrıs Sorunu‘nda dahi göstermediği hassasiyeti Kürdistan konusunda görebiliyoruz. Türkiye’nin Kürdistan kaygısı, Osmanlı Devleti‘nin yok oluşunun ilanı ile başladı. Osmanlı’nın yok olacağı 1914’ten belliydi. Elbette İngiltere de, Kürt halkları da bunu fark etmişti. İttihat ve Terakki Partisi de bunun farkındaydı. Nitekim partinin ve öncesinde cemiyetin de tüm gayesi Osmanlı Devleti‘ni yaşatacak politikalar üretmekti. Türkiye için felaket Kürdistan mı yoksa Kürdistan hayali veya korkusu ile yaşamak mı olacaktır?

Türkiye iç politika üretirken en önemli etkeni Kürt Sorunu oluyor. Hatta Türkiye’nin dış politikası ve diplomatik sorunları da Türkiye’nin Kürdistan korkusu kaynaklı yaşanıyor. Özellikle Türkiye’nin Almanya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini Kürt Sorunu büyük ölçüde etkiliyor. Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecinden bu yana Türk siyasetinde Kürt Sorunu önemli bir yer tutuyor. Kimi tarihçiler ise Kürt Sorunu’nda İttihat ve Terakki Partisi politikalarının önemli bir yer tuttuğunu iddia ediyor. Peki Türkiye için en büyük felaket Orta Doğu’da kurulacak bir Kürdistan mı yoksa Kürdistan hayali ile yaşayan vatandaşlar mı?

Brezilya’da sömürgecilik ile savaşa hazırlık süreci

Kürdistan mı yoksa hayali mi felaket

Türkiye zaman zaman Kürt devleti tehlikesine karşı demokratik yollardan vazgeçme eşiğine dahi yaklaşıyor. Toprak bütünlüğü açısından bakıldığı zaman devlet refleksi olarak görülebilir. Akılcı hamlelerden ziyade, duygusal önlem çabaları öne çıkıyor. Örneğin, bağımsız bir Kürt devleti tehlikesinden sıyrılabilmenin yolu, demokratikleşmek ve devlet yapısında değişiklikten geçiyor. Devlet ve vatandaşlar arasındaki ilişkiyi ve bağı tanımlarken dikkat etmek gerekiyor. Milliyetçilik veya etnik siyaset devlet varlığında önemli bir etken. Ancak milliyetçilik, Türk kimliği etrafında birleşilmesinin yanı sıra azınık sorununu da beraberinde getirecek. Neredeyse her devlet benzer sıkıntılar yaşıyor. Kimlik sorunu, modern devletlerin olağan sıkıntıları arasında yer alıyor. Milliyetçilik, Kürt milliyetçiliğini ve Kürt birlikteliğini de doğuracaktır. Türkiye özellikle Güney Doğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde Kürt halkına karşı kaygılar yaşadı ve yaşıyor.

Bireyci anarşizm ve John Locke

Kürdistan

Kürdistan

Orta Doğu’da Kürt Devleti

Türkiye, Kürt devletine karşı Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve Fransa’ya karşı mücadele veriyor. Suriye ve Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına Türkiye karşı çıkıyor. Bakıldığı zaman Türkiye’nin Güney sınır komşusunun değişmesinden öte bir durum yok. Ancak Türkiye, Güney sınırında kurulan Kürt devletinin Türkiye’deki Kürtler için de çekim merkezi olabileceğini düşünüyor. İşte bu Kürdistan korkusu, Türkiye’nin Kürt vatandaşlarına şüphe ile bakmasına neden oluyor. Türkiye’de vatandaşların kökenlerini sorun haline getiriyor. Türkiye’de devlet ve Kürt vatandaşlar arasında karşılıklı güvenin oluşması gerekiyor. Karşılıklı güvensizlik, Kürdistan’ın kurulmasından daha tehlikeli.

Anarşizm ve liberalizm farkları

Devlet ve vatandaşın karşılıklı güvensizliği

Irak’ın kuzey bölümünde kurulacak olan Kürt devleti, Türkiye’yi kaygılandırıyor. Suriye’nin kuzey bölümünde kurulmasından kaygılanılan Kürt devleti, Türkiye ve vatandaşları arasında güven sorununa neden oluyor. Türkiye, tüm vatandaşlarına ve sadakatine güvenmek zorunda. Türkiye en çok da kendisine ve tüm vatandaşlarına yettiğine güvenmek zorunda. Suriye ve Irak‘ta kurulacak yeni iki devlete karşı, Türkiye’nin yeniden kendisini şekillendirmesi gerekiyor. Güney sınırındaki değişim kaçınılmaz olur ise Türkiye bu süreci en az hasar ile atlatmak için mücadele vermek zorunda. Aksi halde, Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlar ile gönül bağı kopabilir.

Sosyal demokrasinin yükselişi

Olası Kürt devleti sonrası için senaryolar geliştirilmeli

Türkiye’nin Kürt devletinin kurulma ihtimaline karşı farklı senaryolar üzerine politikalar üretmesi gerekiyor. Türkiye’de Türk vatandaşlar ve Kürt vatandaşlar tüm senaryolara düşünce olarak hazırlanmalı. Türkiye’de devletin entellektüel camiada da iktidar olması gerekiyor. Türkiye’nin liberal bir ülke olmadığı gerçeğini de ortaya koymak gerekiyor. Türkiye liberal bir ülke değil ve devlet müdahalesi vatandaş için de olağan görülüyor. Sermaye ve medya Türkiye’de devlet kontrolünde faaliyetlerine devam ediyor. Türkiye’nin bu gücü Kürt sorunu içerisinde doğru bir şekilde kullanması gerekiyor. Kürt sorununun çözümü için gözü kara İçişleri Bakanı’ndan ziyade, Türkiye’nin en iyi sosyologları ile yola devam etmek gerekiyor. Kürt sorununu çözebilmek adına akademik bir yönetim gerekiyor.

Klasik muhafazakarlık ve özellikleri

Kürdistan

Kürdistan

Sosyolog ve İçişleri Bakanı

İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü ve güvenlik amiri olarak görülmemeli. Türkiye’nin toplumsal tüm faaliyetlerinin izin ve yönlendirilmesi ile sorumludur. Örneğin, olası bir halk ayaklanmasında sosyolojik bir derinliğe sahip bir İçişleri Bakanı, olayları büyümeden yatıştırabilir. Türkiye’nin olumsuz senaryolara karşı yeterli önlemleri almaması, vatandaşın travma yaşamasına neden oluyor. Elbette vatandaşın yaşadığı travmalar, politika üretim sürecini de derinden etkiliyor.

Suriye ve Katar üzerinde İran etkisi

Kürt devleti komşumuz mu bağrımızdan kopan bir devlet mi

Türkiye gelecekte güney sınırında kurulacak olan iki veya birleşik büyük bir Kürdistan için politik, ekonomik ve ideolojik hazırlıklarını yapmalı. Bu hazırlıkları yapmaması halinde Türkiye için Kürdistan korkusu yersiz olacaktır. Ancak Türkiye’nin güney sınırında kurulacak olan Kürdistan’a hazırlık yapmaması halinde, bağrımızdan kopan Kürt devleti, tüm Türkiye için büyük bir travma ve bir acı olarak hafızalarda yer edecektir. Türkiye bu felaket senaryosunun yaşanmaması için toplumsal barışı ve devlet-vatandaş güvenini sağlaması gerekiyor. Üzerinden 100 sene geçmesine rağmen hala Balkan türküleri ile Selanik’i kaybedişimizi andığımız gibi, Diyarbakır’a da türküler yakmak zorunda kalmamalıyız.

Türk Yahudiliği ve Kemalizm

Kürdistan

Kürdistan

Ayrılık mı ayrılmak isteyen vatandaş mı

Türkiye sorunu doğru tahlil etmek zorundadır. Güney sınırında kurulacak olan yeni devletlerin çekim merkezi haline gelmesine engel olmak için ideolojik olarak tazelenmeye ihtiyaç duyuyor. Türkiye toprak ve gönül bütünlüğünü sağlayabilmek ve koruyabilmek için yeniliklere ihtiyaç duyacak. Ayrılık yeni bir başlangıç getirebilir ve belki de büyük bir felaket olur. Ayrılıkta bilirsin ki yeni bir Türkiye olacak. Ancak ayrılık korkusu ile Türkiye’nin yaşaması, her gün gerilim ve belirsizlik doğurur. Türkiye’nin kimliğini tazeleyerek Kürt sorununu ortadan kaldırması gerekiyor. Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da istikrar, Türkiye’nin genelinde istikrar demektir. Türkiye’nin PKK ile mücadele kadar, ayrılmayı isteyen pasif vatandaşlar ile gönül bağı için girişimlerde bulunması gerekiyor.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek kısa yazılar:

Hey taksi!

Sosyal liberalizm ve Sosyal Darwinizm mücadelesi

Evimizdeki Konsomatris

Canan

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 6

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile öykü dizisinin 6. bölümünü okumadan evvel ilk 5 bölümünü okumanızı tavsiye ederiz. Cem İraz‘ın sürükleyici öyküsü, her hafta Herkes Dergisi‘nde yayınlanıyor. Canan’ı ve Canan’a karşı duyulan karmaşık duyguları daha iyi anlayabilmek için ilk bölümden itibaren okuyunuz.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 2

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 3

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 4

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 5

Aradan iki hafta geçmişti. Hiç kimse ile konuşmak istemiyordum.

Doğru düzgün yemek bile yemiyordum, okuldan gelip direk yatağa giriyordum. Sessiz sessiz ağlıyordum, kimse duymasın diye yorganı başıma doğru çekiyordum. Onu düşünüyordum, acaba ne yapıyor diye. Ona karşı yaptığım bu hareket hemen affedilecek gibi bir şey değildi. Beni affedeceği günü merakla, ama bir o kadar da acı ile bekliyordum. Çünkü onun yüzüne bakamaz olmuştum, utanıyordum. Canan’ım, birtanem benim…

Evimizdeki Konsomatris

Okulda da yanına yaklaşamıyordum.

Benim çok pişman olduğumu görünce yanıma geldi. Utancımdan yere bakarak konuşuyordum. O öylesine iyi bir kızdı ki benim bir çok hatamı görmezden geldi ve affetti. Melek gibi bir kızdı diyebilirim. Onunla konuşmam beni biraz rahatlattı en azından vicdanım rahatladı, biraz olsun nefes alabildim. Rahatlamıştım, ancak mesele burada bitmemişti. Daha Canan’a hislerimi açamadım ki… Birkaç gün geçtikten sonra aklıma basit, klasik ama benim için güzel bir yöntem geldi. Canan, çiçek hastasıydı. Her renk çiçeği severdi, onlarla konuşur mutlu olurdu. Onun çiçeklerle konuşmasını görünce kızın kafayı yediğini düşünürdüm bazen. Aklımdaki fikir şuydu bir demet çiçek yaptırıp Canan’ın karşısına çıkıp onu sevdiğimi, onsuz yapamadığımı söyleyebilirdim ama cesaret edemedim.

Minnoş güçlüler

Bazen düşünüyorum da ne kadar cesaretsiz biriymişim.

Düşündüğüm olayı aslında uyguladım ancak Canan’ı görünce dilim damağım kururdu. Canan çiçekleri gördüğü zaman çok beğenmiş olsa gerek ki gözlerini alamadı bir an olsun. “Ne kadar tatlı bunlar, çok güzel renkleri var, kim bu şanslı kız?” dediği vakit hiçbir şey diyemedim. Ah benim odun kafam söylesene orada sensin diye… Artık boğazıma kadar gelmişti tüm yaşananlar. Bir değil iki değil artık yetmişti. Okulun son günleriydi, mezun olacaktık. Canan’a okul bitmeden hislerimi açmalıydım. Okul çıkışı beklemesini ve biraz konuşmamız gerektiğini söyledim. Beni kırmadı ve çıkışta buluştuk. Oturmuştuk. Meraklı gözleriyle bana bakıyordu. Sanki konuşuyordu o gözler, bir şey mi oldu der gibi bakıyordu masum masum.

Canan

Canan

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Konuya nereden gireceğimi bilemediğim için lafı gevelemekten başka bir şey yapamadım.

Bir ileri iki geri gide gele sözü döndürdüm dolaştırdım ve en sonunda tam söylemek istediğim konuya getirdim. O da sıkılmış olsa gerek ki elindeki kitapların sayfalarını çeviriyordu. Başlamıştım Canan’a karşı konuşmaya ona aynen şu sözleri dedim. “Biz ufaklıktan beri arkadaşız Canan biliyorsun, küçüklükten beri arkadaşız, ufakken birbirimizi yesek bile şimdi aklımız her şeye eriyor. Konuşuyoruz, sohbet ediyoruz, yardımlaşıyoruz. Bilmiyorum, sen diğer kızlardan farklısın sana karşı daha yakınım, daha sıcak kanlısın, konuşkansın, iyisin, güzelsin, safsın…. Uzun lafın kısası ben senden hoşlanıyorum Canan, uzun zamandan beri ve bunu bir türlü sana aktaramadım hep çekindim. Seni kaybetmekten korktum. Seni çok seviyorum Canan bunu bilmeni istedim. Kararın ne yönde olur bilmiyorum ama, seni hep seveceğim kesindir. Bunu unutma asla.

Türk Edebiyatı için hangi romanlar okunmalıdır?

Bu sözler ağzımdan o vakit nasıl döküldü şimdi bile bilemiyorum, benim güzel Canan’ım.

O konuşmadan sonra çok rahatlamıştım bir kuş tüyü kadar hafif hissediyordum kendimi. Bunları dedikten sonra Canan’dan bir açıklama beklemek en doğal hakkımdı, ancak öyle olmadı. Canan işim var gitmem lazım diyerek yanımdan uzaklaştı. Konuşmak yerine gitmeyi tercih etmişti…

Öykü dizisinin 7. bölümü yayınlandı.

7. bölüm

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Kalp atışının ucundaki hayat

Bireyci anarşizm ve John Locke

Bu şehir

Bu şehir beni fırlatırken içim sendeliyor

Yarın İstanbul’dan gidiyorum. Bu çocukken aldığım ve hiç kullanmadığım, üzerinde uyumak 11 yaşımdan sonra nasip olan Barbie’li yatağımdaki son gecem. Yatağım. İyelik eki kullandım, çünkü o yatak sanırım hâlâ benim. Yanlış ek kullandıysam da, gece benimmiş gibi hissediyorum. Burada bir hata yok. Bu şehir için gece bitti…

Eskisi gibi ağlamıyorum. Daha doğrusu ağlayamıyorum. Ben bu sene biraz büyüdüm. Hüznüm de, hüznümün sonuçları da değişti. Bunu hiç bilmezdim. İnsan büyürken okuduğu kitaplar, en sevdiği renk, en sevdiği arkadaşı değişir de, hüzün farklı sanardım. Büyümek kalıp haline gelmekmiş, biliyor musunuz? Ben kalıbım. Yıllarla birlikte şekillenen bir kalıp…

Başı ve sonu aynı

Milyonlarca insan hayatından bir tanesi benim hayatım. Geçen gün doktor odasından çıktığımda daha iyi anladım. Basit, başı ve sonu aynı. Doğum, ölüm.
Saat 4.36. Martı sesleri geliyor kulağıma. Burada sabaha karşı martılar ses vermeye başlıyor, bizim orada kırlangıçlar. Bu fark bile beni üzüyor; yatak diken gibi batıyor, uykum kaçıyor. Bu gece arkadaşımın sendeleyen bacağı gibi sendeliyor içim. Seslerden kaçmak için müzik dinliyorum. Cep telefonumdan, kulaklıkla.

Kelimeleri süslüyorum, sonra karınlarını doyuruyorum. Saat 4.42. Bir çocuk sevmiş, uzaklarda, öyle diyor Sezen Abla. Sevmek de zor, uzaklarda sevmek daha zor. Ne büyük şansmış Sezen’deki…

Bu şehir

Bu şehir

İsterdim ki Beyoğlu’nda bir evde, plaktan çıkan müziğin sesini dinleyerek uyuyayım. Birisine gönül verip onunla mektuplaşayım, günlerce bir postacının yolunu gözleyeyim. Böylece her şey daha anlamlı olsun. Kaldırım taşları bile.

Ama öyle sevmek, yani Sezen Aksu gibi,  bizim gibi zamane çocukları için çok büyük hayal. Biliyorum. Korna sesleri. Soğuk duvarlar. Kaslı kollar. Televizyonun kırmızı ışığı. Notalar. Karşı komşunun sesi. Harfler. Tüm bunların içinde sevmek benim kafamı karıştırıyor.

Düşünüyorum da, İstanbul’da sevmek çok farklı olurdu. Zor olurdu, acı olurdu ama hepsinden farklı olurdu. İçmeden sarhoş ederdi, sarsardı tüm bünyeyi. Baştan aşağı sarardı. Ruhu titretir, yerinden oynatırdı.

Bu şehir

Bu şehir böyle. Seversen farklı olur, neye uğradığını şaşırtır. Ama en ufak bir hatanda da sana resti çekmekten hiç çekinmez. Vazgeçilmeyen, bencil bir dost İstanbul. Seni severken bir bakıyorsun seni yutuyor, sorunca da “seni sevdiğim için yaptım” diyor.

Benimle de arkadaş oldu ben çok küçükken; sonra bana küstü, bambaşka bir şehre fırlattı. Ama hâlâ dostuz. Ve bu gece beni yine fırlatıyor, ben yine ondan vazgeçemiyorum; içim sendeliyor.

Hoş kalsın İstanbul, ben fırlatıldığım yere dönüyorum.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Hey taksi!

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Kalp atışının ucundaki hayat

Brezilya'da sömürgecilik

Brezilya’da sömürgecilik ile savaşa hazırlık süreci

Brezilya tarihinde en kritik dönemeçlerden birisi Brezilya bağımsızlık mücadelesi oldu. Sömürgecilik sistemine karşı Brezilya’da yaşayanların kandan daha fazlasına ihtiyacı vardı. Ortak bir gaye yaratılması ve ortak bir kimlik oluşturulması gerekiyordu. 1807 ve 1808 yıllarında Napolyon İberya’yı işgal ediyor. İberya’nın Fransız işgaline girmesi, Güney Amerika tarihini kökten değiştirecek siyasal ve sosyal değişimin fitilini ateşliyor. Brezilya tarihi bakımından İspanyol Amerikası ile ne gibi farklılıklar gösteriyor? Peki Brezilya ile İspanyol Amerikası arasında ne gibi farklar vardı? Brezilya Simon Bolivar gibi bir öndere ihtiyaç duydu mu?

Brezilya, sömürgeciliğin kimliği yok eden hegemonyası ile yüzlerce sene yaşadı. Farklı ten renginde milyonlarca insan sosyal statülerine ve sömürü düzenine isyan etti. Birçok kahraman ortaya çıktı. Güney Amerika‘nın tamamında bağımsızlık mücadelesini kazanabilmek için kandan daha fazlası gerekiyordu. Brezilya’da sömürgecilik ile mücadelede kimlik kavramı çok geç oluştu. Manevi ve kültürel bir ezilmişliği ruhunun derinliklerinde yaşayan milyonlarca insanı zafere inandırmak büyük bir başarı olacaktı. Tıpkı Mustafa Kemal‘in İsmet Paşa‘ya ilk zafer sonrası gönderdiği telgrafta olduğu gibi; “Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz”. Güney Amerika’da ezilen çoğunluk kesim, ortak bir amaç ve aidiyet yaratmak zorundaydı. İspanyol Amerikası’nda bunu Simon Bolivar başardı. Bolivya, Ekvador, Venezuela, Peru ve Kolombiya‘nın bağımsızlığı, Bolivar’ın ortak amaç ve aidiyet yaratabilmesi sayesinde yaşandı.Brezilya tarihi, Güney Amerika’da hanedanlık sistemine en sahipliği yapan ilginç bir gidişata sahiptir.

Hegemonya ve sömürgecilik üzerine

Brezilya’da sömürgecilik

Afrikalı köle, Portekiz kökenli toprak sahibi, mestizo ve yerlinin ortak bir noktada birleşerek Portekiz yönetimine karşı koyabilmesi çok zor. Birbirinden bu kadar farklı grupları aynı çatı altında toplamak büyük bir çaba gerektiriyor. Halka yeni bir ulus hayal ettirmek ve bu amaç uğruna toplamak çok zor bir ihtimaldi. Bu hayali canlı tutabilmek ve bu uğurda krala ihanet etmeyi, öldürmeyi ve ölmeyi kabul ettirmek gerekiyordu. Brezilya’da sömürgecilik karşısında durabilmek, İspanyol Amerikası‘nda olduğu gibi toplumsal bir altyapı sorunu yaşıyordu. Bağımsızlık savaşında yurtsever bir perspektif geliştirildi. Bu yurtseverlik vizyon Güney Amerika politikasında liberalizm ve milliyetçilik akımlarının toplumsal altyapı bulabilmesini sağladı.

Brezilya'da sömürgecilik

Brezilya’da sömürgecilik

1808’de Portekiz’in içinde bulunduğu kargaşa ve Napolyon’un Portekiz’in özgüvenini zedelemesi, Brezilya bağımsızlığı için bir fırsat yarattı. 1808 ve 1825 yılları arasındaki Portekiz’deki istikrarsızlık, Brezilya’daki sömürge yönetimini de etkiledi. Brezilya, diğer sömürgelerden daha farklı bir bağımsızlık istikameti izledi. Napolyon komutanlığında Fransız Devrimleri raydan çıktı ve saldırgan bir hal aldı. Napolyon, monarşi ile yönetilen ülkelerle savaşıyor ve halkın egemenliği fikrini yaymaya çalışıyordu.

Portekiz kraliyet ailesi kaçıyor

1807’de Napolyon’un orduları Lizbon’a girmeden önce Portekiz kraliyet ailesi, on binlerce aristokrat, hükümet yetkilileri ve hizmetkarlar yelkenlilere binerek Brezilya’ya kaçtı. Elbette kaçarken kraliyet ailesinin yanında Portekiz’in saray hazinesi de vardı. Portekiz’den kaçan kraliyet ailesinin gemisini İngiliz donanması yol boyunca korudu. Rio de Janeiro‘ya ulaşan gemilerdeki kraliyet ailesi, Napolyon korkusundan uzakta, can güvenliklerini sağlayarak hüküm sürmeyi planladılar.

Portekiz kraliyet ailesi, Portekiz’den Rio de Janeiro’ya kaçınca, kraliyetin merkezi bir süre için Brezilya oldu. Brezilya’da kısa süreli monarşi denemesinin kökeni de Napolyon’un Lizbon’u işgali oldu. Sömürgecilik dönemi boyunca İspanya sömürgelerine daha yakındı. Ancak 1808 ve sonrasında sistem tersine döndü. İspanya, İberya’nın iş meseleleri ile boğuşuyordu ve İspanyol Amerikası ile arasındaki mesafe artmıştı. Portekiz ise Napolyon’un işgali sonrasında Brezilya’ya yerleşerek, yeni kıtadaki siyasal meseleler ile daha fazla içli dışlı olmaya başladı.

1815 Waterloo Savaşı

Fransız komutan ve devlet adamı Napolyon’un orduları 1815 Waterloo Savaşı‘nda yenildi. Bu yenilgi ile birlikte, Napolyon lehine esen rüzgar tersine döndü. İberya’da ve tüm Avrupa’da siyasi dengeler değişti. Napolyon tehlikesinin geçmesine rağmen Portekiz kraliyet ailesi Portekiz’e dönme konusunda temkinli davrandı. Portekiz ile Brezilya arasındaki bağ, işgal döneminde Portekiz kraliyet ailesinin başı sıkıştığı için mecburen gelişti. Ancak ilişkilerin en kuvvetli olduğu dönem, aynı zamanda bağımsızlık ateşinin de yanmaya başladığı dönem oldu.

Brezilya'da sömürgecilik

Brezilya’da sömürgecilik

1815’te Portekiz için Brezilya’yı elde tutmak daha da zor bir hal aldı. Portekiz’de alınan karar ile, Brezilya artık ayrı bir kraliyet olacaktı. Portekiz halkı ve yönetimi için gurur kırıcı ve hayal kırıklığı yaratan bir gelişme oldu. Brezilya halkı için bağımsızlığa giden yolda son tutsaklık adımları oldu. Nativizm akımı ile yeni bir kimlik yaratıldığında, Brezilya ve diğer Güney Amerika ülkeleri için siyasal sistem büyük bir değişim yaşayacaktı.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çeken kısa yazılar:

Anarşizm ve liberalizm farkları

John Stuart Mill ve liberalizm

Hey taksi

Hey taksi!

Yeni yazarımız Erdal Fahlioğulları’nın öykü dizisidir. Hey taksi, Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanacak öykü dizileri arasındadır.

Hey taksi!

Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Direksiyon sallamaktan yorulan ellerime kolonya döktüm belki bir faydası olur diye. Sonra bir sigara yaktım ve boş sokağa doğru gereksiz bir bakış attım. Mesaimin sonlarına doğru geliyordum ki sessizlik yerini belirsiz konuşmalara bıraktı. Sokağın sonunda gözüken çift tam da bana doğru gelmeye başladı. Yaklaştıkça daha da iyi görüyordum onları. Kadın erkekten biraz daha kısaydı ama bunu topuklu ayakkabıyla eşitlemişti. Erkek ise bu durumdan memnun değil gibiydi çünkü saçlarını olması gerekenden fazla bir şekilde yukarı
kaldırmıştı. Birbirlerine çok az bakmaları ya kavga ettiklerini ya da çok uzun aşkı sönmüş bir ilişkiyi gösteriyordu. Suratları düşük olduğundan ilk tercihimi kullandım. Tabi ben bunları düşünürken çoktan yanıma gelmişlerdi. “Hayırlı işler biraber, boş mu?
“Tabi ağabey buyrun.” (Ağabey mi? Bu da nerden çıktı şimdi ben bunu demek istememiştim
şimdi ondan aşağı olduğumu düşünecek.)

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Zor geçiniyorlardı

Verilen adrese doğru yol almaya başladık. Ben de tabi bu arada tahminlerimi
kuvvetlendirecek deliller arıyordum. Sonra birden adam:
“İki dakika daha dayansaydın bunlar olmazdı.” Dedi.
Neydi şimdi bu? Misafirlikte, ki olası bir şekilde bu anne ziyaretiydi, fazladan oturmaları mı gerekiyordu da erken mi kalktılar, ya da adam sex yaparken kadın onu yarı yolda mı bırakmıştı. Tek bir cümleden çıkarılabilecek bütün olasıkları düşünürken kadın cevap verdi:
“Adam olsaydın da o iki dakikaya ihtiyacımız kalmasaydı.”
Evet şimdi ihtimalleri ayıklamaya başlayabilirdim. Demek zor geçiniyorlardı, o zaman bu parayla ilgili olabilirdi. Kadının konuşma tonu rahattı adamın onu terk etmesinden ya da büyük bir kavga etmelerinden korkmuyordu. Muhtemelen onu evde kabul etmeye hazır bir baba bekliyordu. Adam buna cevap vermedi. Onun yerine derin bir iç çekti ve dışarıya baktı. Sigara vermek geldi içimden ona ama vermedim. Son tekimi kendime sakladım. Çünkü dönüş yolu yalnız oluyordu. Gece yarısı müşteri bulmak oldukça zor tabi.

Recep ile Nadan

Tek suçları kadın ve erkek olmalarıydı

“Belki bize bir daha şans verirler?” dedi adam.
Kim şans verecek size? Çalıştığınız yer mi? Evet bu işle alakalı olabilirdi, belki kirli bir iş. Hatta onların çift olduğu kanısına nerden vardım ki? Ele ele tutuşmak ya da öpüşmek gibi bir hareketleri olmadı. Ya da birbirlerine yakınlık göstermediler. Tek suçları kadın ve erkek olmalarıydı. Kendimi biraz suçlamadım ama sonra şunu düşündüm.

Hey taksi

Hey taksi

“Kavga eden bir çiftin diğer insanlardan ne farkı kalır ki?”
“Efendim, bir şey mi dediniz?” dedi adam ve arkama döndüm sorgulayarak. Bunu sesli mi
söyledim ben? Çok düşününce oluryor bazen, arada bazı düşüncelerim firar etmeye çalışıyor ama bu hiç birisinin yanında olmamıştı. Çok utandım ve” telsizden geldi ağabey “ dedim.(Aaaahhhh!! tanrım benim sorunum ne gene ağabey dedim!)

Benim Öyküm

Büyük ödül

Hal böyleyken verilen adrese vardım. Kısa bir duraklamadan sonra parayı verip üstünü
aldıktan sonra taksiden indirler. Para üstünü almaları durumu iyi olmadıkları düşüncemi haklı
çıkardı. Taksi durağına geri döndüm. Kalan tek sigaramı içecektim ki arka koltukta adamın cüzdanını
düşürdüğünü gördüm. Birden içimi bir sevinç kapladı , sonunda tahmin ettiğim
şeylerin doğruluğunu ispatlayabilecektim. Bu daha az düşünmeme sebep oluyor be daha az
yoruluyorum. Cüzdanda az bir parayla beraber bir kaç kart buldum. Bu kartlardan biri ulusal bir televizyon
kanalında yayında olan bir programın kartıydı. Program, çiftlerin yarışmalarını ve sonunda
sadece bir çiftin büyük ödül almalarını sağlayan bir yapıya sahipti.(Çift olduklarını
biliyordum!)
Cüzdanı geri götürdüm ve teşekkür olarak koca bir hiç aldıktan sonra geri yola koyuldum. Tek kalan sigaramı yolda yaktım. Biraz da güldüm giderken. Bu yozlaşmış yerde, insanların eşlerine bir kaç ödül yüzünden hiç tanımadığı bir adam gibi davrandırmasını sağlayan bu düzene güldüm.

2. bölüm

Hey taksi yeni bölümleri ile Herkes Dergisi bünyesinde yayınlanmaya devam edecek. Hey taksi yeni bölümü gelecek hafta yayınlanacak.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kısa yazılar:

Kalp atışının ucundaki hayat

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı

Recep 15 Temmuz özel koleksiyonu

Recep ile Nadan – 15 Temmuz Özel

Recep ile Nadan öykü dizisinin 15 Temmuz özel bölümüdür. Olağan öykü akışının dışında 1 sene önceye geri dönüş yaparak, 15 Temmuz’da Recep’in yaşadıklarını konu almaktadır.

Recep ile Nadan‘ın önceki bölümlerini okumanızı tavsiye ederiz.

1. Bölüm

2. Bölüm

3. Bölüm

4. Bölüm

5. Bölüm

6. Bölüm / Kumarhane

Recep ile Nadan

Her zamanki gibi çocuklarla nargile kafede oturup, tavla-nargile muhabbeti çevirip, bir yandan da hatun kesiyorduk. Bir gün de olsa şu tarz bir mekandan yanımızda kızlarla çıktığımız görülmemiştir ama bizimkisi de umut işte. En fazla mekanda check-in yapıp, listeden seçtiğimiz kızlara arkadaşlık isteği göndermek sureti ile onlarla iletişim kurmaya çalışıyorduk. Zaten saat 10’dan sonra oralarda dolaşan kızlar neden bize pas vermezler anlamadım. Gayet şekil, bakımlı, Müslüman ve eli ayağı düzgün çocuklarız. Bizi beğenmeme ihtimalleri yok. Bence onlar da bizimle tanışmak istiyorlar ama utanıyorlar. Gece kız kıza kafeye çıkmaya utanmıyorlar ama bizlerle tanışmaya utanıyorlar. Çok ilginç gerçekten…

Biraz zaman geçtikten sonra hepimizin telefonları çalmaya başladı. Herkes aynı anda; “Hadi lan!”, “Ne diyorsun ya?” tepkileri verince ben de biraz ürperdim. İlk başta ortak bir tanıdığımızın başına kötü bir şey geldi sandım. Tam bunları düşünürken benim de telefonum çaldı. Arayan Nadan’dı. (“Telefonum çaldı, arayan babamdı” – İsmail YK – Şapur Şupur’a sevgiler.)

– Selam’ın Aleyküm Recep. Nerdesin?

– Aleyküm Selam. Kafedeyiz çocuklarla. Neden? Ne oldu?

– Recep darbe oluyor! Çabuk eve git.

– Ne darbesi Nadan? Ne diyorsun? Bu saatte niye eve gidiyorum hem?

– Recep! Tartışmanın sırası değil. Asker köprüyü kapatmış. Kışlalardan çıkıyorlar.

– Tamam. Dur arayacağım seni.

6 kişi 6 araba ile

Telefonu kapatan herkes birbirine donuk donuk bakıyor ve olan bitene anlam vermeye çalışıyordu. İlk önce aramızda durumu istişare edip, sonra hemen evlere gitmeye karar verdik; fakat kafedeki insanlar o kadar hızlı bir şekilde kalkıyordu ki, valeye değil 20, 50 lira da ateşlesek, hepimizin arabasının en az 15 dakikası vardı. Zaten en başından beri 6 kişi, 6 araba ile dışarı çıkma olayını ve vale muhabbetini hiç anlamıyordum. Bir şekilde arabaları alıp, evlere doğru yola koyulduk.

O’nu kirletmeye çalışıyordu

Son 15 senedir ülkemiz tam bir demokrasi şölenine sahne oluyor ve bizim gibi dini bütün insanlar için gerçekten cenneti andırıyordu. İstediğimiz işi yapıp ticaretimizi geliştiriyor, türbanlı bacılarımız resmen sınıf atlıyor, daha iyi eğitim alabiliyor ve hepimizin altında neredeyse kalburüstü bir araba olabiliyordu. Ülkenin nasıl yönetildiğini bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Çünkü “O” vardı. “O” ülkeyi harika şekilde yönetiyordu ve sürekli birileri “Çocuk tacizi, tecavüz, kadına şiddet, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet vb.” iftiralar atarak O’nu kirletmeye çalışıyordu. Bizler ise; böyle şeylerin  olabileceğine ihtimal dahi vermedik. Çünkü “O” asla böyle şeylerin olmasına izin vermezdi. Yoksa bu darbe de, bu iftirayı atanların bir oyunu muydu? Yolda askeri araçlar, alelacele kaçmaya çalışan otomobiller ve insanlar gördüm. Hayatımda ilk defa yaşadığım bir durum olduğu için her şey çok tuhaf geliyordu.

Bittik

Eve girdiğimde annem korkmuş, babam ise adeta yıkılmıştı. Onları öyle görünce içimdeki korku daha da arttı. Babam; “Bittik evladım biz!” diyordu. Gerçekten bu kadar kötü olabilir miydi? Daha önce de darbeler oldu bu ülkede. Bu kadar mı etkileyecekti insanları? Ne iş-güç, ne ödeme, ne gezmek, ne eğlenmek…Bunlar bizler gibi demokrat ve özgür insanların kabul edeceği şey değildi. Babamla konuşurken; “Artık bitti! Bütün iş, güç her şey yalan oldu.” bağırınıyordu. Derken televizyonda yayınlanan bildiriyi gördük. Spiker;

“Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.

Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.”

şeklinde bir metin okudu. Neresinden bakarsak bakalım saçmalıktı. Ne kanun ihlali? Ne gafleti? Hukuk düzeni ortadan kaldırılmış da, laik düzen bitmiş vs… Bu resmen çekememezlik. Ben 15 senedir ülkemde ne bir haksızlık, ne bir hukuksuzluk gördüm. Benim bir kere dahi olsa hakkım gasp edilmedi. Her istediğimi özgürce yaptım. Tek sıkıntım Suriyelilerin gelmesiydi ama o kadar da olacaktı. Din kardeşiyiz sonuçta… Darbe metni tamamlandığında babam iyiden iyiye köpürdü. Telefon bankacılığı ile bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama o keşmekeşte tabi ki yapamıyordu. Demin “Ülke elden gidiyor! Bittik biz!” diye ağlayan adam şimdi banka ile ne yapıyordu ki? Darbeci şerefsizler babamın da dengesini bozmuştu.

Reisimiz canlı yayına bağlandı

Bir süre sonra hükümet yetkilileri açıklamalar yaptı ve ardından reisimiz canlı yayına bağlandı. Rahatlamıştım. Onu ele geçirememişlerdi ve bize kanlı canlı “Sokağa çıkın! Halkımı sokağa davet ediyorum!” diyordu. Eve gelirken gördüğüm manzara karşısında tekrar sokağa çıkmak istemiyordum. Tank var sokakta yahu! Ben tanka ne yapacağım? Elimde bir tek babamın 14’lü var, onu da şarjör şarjör tanka boşaltsam vız gelir tırıs giderdi. Babam heyecanlandı. “Tabi ya! Biz bu günleri görmek için çok bekledik! Öyle bırakamayız! Hadi oğlum! Giyin aslanım!” dedi. Emir büyük yerdendi. Giyinip çıktım…

Memleket meselesi, aile meselesi, ekmek meselesi

Köprüye kadar geldik. Büyük bir kalabalık vardı; fakat ilk yaylım ateşinde herkes kaçışmaya başladı. Söylentilere göre vurulanlar, hatta ölenler olmuştu. Bir an hayatın, siyasetin çok değersiz olduğunu hissettim. Babam tıkanmıştı ve koşamıyordu. Ona sarıldım, koluna girdim. “Hadi baba!” dedim. Resmen kamu spotundaki çocuklar gibiydim. Babam; “Oğlum, mesele memleket meselesi, aile meselesi, ekmek meselesi… Mesele hayatımız. Ama bize bir şey olursa bunların hiçbir anlamı kalmaz.” dedi. Eve döndük. Evine dönmeyen kahramanlar vardı. Onlar ne hissediyorlardı, ne düşünüyorlardı Allah bilir. Nadan’dan 18 adet cevapsız arama vardı. Benim için endişelenmişti. Ya da henüz evlenmeden dul kalacağından korkmuştu bilemiyorum. Televizyonu açtığımızda bunların hepsinin FETÖ’nün başının altından çıktığı ve ülkemizi bölmeye çalıştığını öğrendik. Bütün gece boş yere laiklere saydırmıştık

O korkuyu ve anlamsızlığı içimde taşıyorum

Sabaha karşı ortalık durulmuş ve halkımızın desteğiyle demokrasimiz büyük bir zafer kazanmıştı. Allah, ülkemize tekrar böyle bir acıyı yaşatmasın. Aradan bir sene geçti ve biraz araştırdığımda kafamda bir sürü soru işareti vardı. Çıkan haberler, bağlantılar, sızmalar vs. bu laik kanallar sanki darbe olsa kendi işlerine gelmeyecekmiş gibi darbenin kurmaca olduğunu söylüyorlardı. Benim hala Reis’ime güvenim tam! Her şeyin en iyisini yapar o. Zaten artık memleketimiz kimin dost, kimin düşman olduğunu daha iyi anladı ve daha da güçlü olarak yoluna devam ediyor. Bense hala köprüdeki o korkuyu ve anlamsızlığı içimde taşıyorum. Varsın olsun, memleketimiz var olsun, Reis’imiz başımızdan eksik olmasın.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek yazılar:

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 5

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevlerine ilk yazarını çıkarttı

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes Dergisi yayınevi

Herkes, 2011 yılında bir hayal olarak ortaya çıktı. Bu hayal, o dönemde ihtiyaç duyduğumuz, bütünleştirici bir kavramdı. Bu bütünleştirici kavramın içerisinde yazmak isteyen herkese kapımız sonuna kadar açıktı.
İnsanı büyük yapan kendi azmi ve sabrıdır. Elbette bu süreçte aramıza katılan, aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Herkes, medya sektöründe kendine yer bulamamış yazarlar ve genç yazarları sahiplenmeyi ve daha büyük kurumlara taşımayı misyon olarak belirledi. Böylelikle Herkes, genç yazarlar için yeni bir yer oldu. Hedeflerimizden birisi de genç yazarların sesini duyurmak ve onları daha güzel yerlere ulaştırmaktır.

Dilan Güngör’ü tebrik ediyoruz

Yazarlarımızdan Dilan Güngör, bir yayınevi tarafından fark edildi. Amacımıza ulaşmanın mutluluğu içerisindeyiz. Yazarımız Dilan Güngör‘ü tebrik eder, hayatı boyunca başarılarının devamını dileriz.
Bu çıktığımız yolda emek ve çile bizlerin, okumak ise değerli takipçilerimizin olsun. Olumlu veya olumsuz her geri dönüşü dikkatle dinleyeceğiz ve hiçbir zaman yazmak için bize başvuranlara kapıları kapatmayacağız.

Herkes yazarı olabilmek için iletişim formunu doldurunuz.

İletişim formu

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Resmi Facebook Sayfasımız

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Çeşme ve Alaçatı son senelerde uçuk fiyatları ve mafyatik mekan sahipleri ile öne çıkıyor. Geçmişte Bodrum benzer sorunlar ile mücadele ediyordu. Ancak İstanbullu ve parası olan bazı insanlar kültür seviyelerinin de düşük olması nedeni ile Alaçatı’yı yaşanmaz hale getiriyor. 40 bin kişinin yaşadığı Alaçatı’da milyona varan insanın beslenmesi ve su içmesi dahi önemli bir sorun haline geldi. Alaçatı sene içinde 2 ayda ağırladığı milyona varan nüfusun taleplerini karşılayacak bir altyapıya sahip değil. Güvenlik sorunu da öne çıkıyor. Alaçatı birçok sorun yaşıyor. Peki Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

1990’lı yıllarda Çeşme’de oldukça nezih ve kültürlü bir popülasyon tatil yapardı. Hatta bir kısmı emekliliklerini burada geçirirlerdi. 1980 ve 1990’lı yıllarda yazılan birçok kitabın önsözünde Çeşme’yi adres olarak görebilirsiniz. Ancak özellikle 2000’li yılların ortasından itibaren Çeşme ve Alaçatı orantısız ve kontrolsüz bir şekilde büyüdü. Bir dönem Bodrum’da terör estiren mafyatik mekan sahipleri, Çeşme ve Alaçatı’yı hedef aldı. 10 metrekare dahi olmayan dükkanlar 200 bin TL kadar kira ödüyor. Peki Çeşme ve Alaçatı neden pahalı?

Yalnız takılan Komiser Şekspir sancısı

Çeşme ve Alaçatı neden pahalı

İstanbul’dan gelen ve ekonomik imkanlarını henüz hazmedememiş zenginlerin para saçma yarışıyla fiyatlar yükseliyor. Alaçatı’da kumru mafyaları, otopark mafyaları, plaj mafyaları ve su mafyaları türedi. Yakın zamanda Alaçatı’da plaj otoparkını paylaşamayan mafyalar arasında çatışma çıktı ve 2 kişi öldü. Çatışmada silah değil, kaleşnikof kullanıldı. Tüfekler ile çatışmalar yapılıyor. 100 bin TL değerinde ortalama bir araba ile gidildiğinde otoparkçılar yüzüne bile bakmıyor. Daha lüks araçlar ve daha fazla bahşiş istiyorlar.

Çeşme ve Alaçatı

Çeşme ve Alaçatı

 

Son yıllarda illegal yollarla elde edilmiş serveti yönetmeyi bilmeyen ve otoparkçıya 100 TL bahşiş bırakan müşteri profili, Alaçatı’nın mafyatik esnaflarla dolmasına yol açtı. Çeşme ve Alaçatı neden pahalı sorusu bu şekilde basit bir yolla yanıtlanabiliyor. 100 TL’lik masaya 400 TL hesap ödeniyor. 4 bira içen bir çift, hesabı istediğinde 5 bira ile karşılaşıyor.

Evimizdeki Konsomatris 

Alaçatı’daki mafyatik esnaflardan rüşvet alan köşe yazarları

Alaçatı’da bir anda ortaya çıkan ve sezon sonuna doğru kaçan kiracıları irdelemek gerekiyor. Köşe yazarlarına 50 bin TL ile 100 bin TL arasında rüşvet vererek mekanlarını tanıtan ve gözde hale getiren mafyatik mekan sahipleri, ertesi sene ortadan kayboluyorlar. Gazete sahipleri ve Genel Yayın Yönetmenleri, gazetelerindeki rüşvet yiyen köşe yazarlarının ipini çekmek zorunda. Türkiye’nin en büyük gazetelerinin isminin Alaçatı’da rüşvet ve dolandırıcılık olaylarına karışması gazeteleri itibarsızlaştırıyor.

Çeşme ve Alaçatı

Çeşme ve Alaçatı

 

Mekanlarda bedava yemek ve alkol uğruna gazetelerinin adını kirleten isimler, medyadan temizlenmeli. Alaçatı’daki mafya esnaflar ile rüşvet alan köşe yazarları arasındaki ilişki artık dedikodudan ziyade savcılığa intikal etmeye hazır bir hale geldi.

Kusurlarımızın kısa ama kalın döngüsü 

Çeşme ve Alaçatı

Çeşme ve Alaçatı artık görgüsüzlük, mafya ve pahalılığın merkezi haline geldi. Birçok entellektüel geçmişte Çeşme’yi mesken edinmişti. Ancak artık işgal edilmiş durumda. Haftasonu Çeşme’de olmamasına rağmen şezlong parası ödeyerek yeri kapatanlar var. Şezlongu boş tutan görgüsüzlerin ve klişeleşmiş bir viski markasından masaya getirterek elit olduğunu zanneden cahiller ile doldu.

Çeşme ve Alaçatı

Çeşme ve Alaçatı

Çeşme ve Alaçatı’da İzmir dışından gelen yüzü yağlı müteahhitler büyük sorun teşkil ediyor. Kente ve kent mimarisina saygısı olmayan bu insanlar, Çeşme ve Alaçatı’yı her geçen gün ucubelerle dolduruyor. 40 bin kişilik yerleşim alanında yaz aylarında nüfus 1 milyona yükseliyor. Ancak ne kanalizasyon sistemi, ne yiyecek, ne de polis yeterli olmuyor. 40 bin kişinin yaşadığı yerde 1 milyon kişi olur ise polis de güvenliği sağlayamaz. Nitekim sağlayamıyor da. Kara para aklamak isteyen mafyaların mekan adı altında para aklama yarışları ve çatışmaları artık Çeşme ve Alaçatı için olağanlaştı. Asayiş sorunu ile ilgili bir örnek vereyim. Kıymetli bir dostumun kuzeninin otomobili çalındı ve evi soyuldu. Tüm bunların temelinde Alaçatı’nın güvenlik güçlerinin yetersizliğinden dolayı asayiş sorunu olması yatıyor.

Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilen kısa yazılar:

Recep ile Nadan – Bölüm 6 / Kumarhane

İlk gece etkisi! Farklı bir yatakta uyumak neden zor?