Organik toplum

Organik toplum ve milliyetçilik

Milliyetçi teorilerde toplum organik bir yapıya sahiptir. Organik toplum anlayışı konusunda tartışmaya açık olan bir kesim var olsa da, organik toplumlar oldukları konusunda hemfikirdirler. Milliyetçilerin inancına göre, insanlar farklı etnik köken özellikleri ve kültürel kimliklere ayrılırlar. Milliyetçilere göre, yüksek sadakat ve etkili siyasi önemin kolektif bir şekilde algılanabilmesi gerekiyor. Milli değerlerin ve ortak amaç oluşturabilmenin yolu, millet kimliği üzerinden birlikte hareket edebilmektir. Milliyetçi kimlik anlayışında din, cinsiyet ve aile kimliği ikinci plandadır. Üst kimlik milli kimliktir. Milli kimlik içerisinde dini ve ailevi kimlik yaşatılabilir. Ancak üst kimlik milli kimliktir. Organik toplum anlayışı da bu düşünce üzerine kuruludur. O halde organik toplum nedir?

Milli kimlik açısından dil büyük bir rol oynar. Anadil, üst kimliği paylaşan millet olarak adlandırılan insan topluluğunun iletişim aracıdır. İletişim aracı olmasının dışında ortak değerler ve kültürel değerlerin de gelecek nesillere taşınmasının aracıdır. Ölen birinin arkasından ağıt yakılan dil aynı ise o toplumda aynı anadil kullanılıyordur. Organik toplum anlayışında ortak başarılar ve ortak geçmişten bahsedilir. Örneğin, Türk toplumunu birarada tutan geçmişte yaşanan askeri başarılar ve fetihlerdir. Ermeni toplumunu birarada tutmayı sağlayan ise ortak acılardır. Ulus devlet olabilmek için gerekli şartlar arasında en önemlisi de aynı dili konuşabilmek ve ortak bir geçmişe sahip olabilmektir. Anthony Smith ve Ernest Gellner çalışmaları, milliyetçilik hakkında önemli kaynaklardır. Bu iki ismin çalışmalarının araştırılması, milliyetçilik kavramı açısından önemli bir bilgi birikimini sağlar. Anthony Smith, modern millet kavramının geçmişteki etnik kavramın güncelleştirilmiş versiyonu olduğunu savunur. Etniklik ve ulusallık kavramlarının farkının çok fazla olmadığını iddia eder.

Tek millet muhafazakarlığı

Organik toplum

Milliyetçilik kavramına karşı durumsalcı bir perspektifi savunanlar ise milli kimlik değişen koşul ve tarihsel meydan okumalara uyum sağlatılmış bir olgudur. Bu nedenle, Ernst Gellner milliyetçiliğin sanayi devrimi ve değişen toplum yapısı ile alakası üzerinde durmuştur. Gellner’a göre, modern dönem öncesinde ulus kimliğinden ziyade feodal yönetimler ve mensubu köylüler arasındaki kimlik ayrılıklarından bahseder. Sanayileşme sonrasında feodal grupların yerini daha geniş topraklarda hüküm süren ulusallaştırılmış devletlerin aldığı savunulur. Değişen ekonomik model sonrasında toplumların yapısının ve kimyasının da değiştiği, durumsalcılar tarafından savunulmuştur.

Sosyal ve ekonomik model değişimi sonrasında endüstriyel toplumlarda sosyal hareketler, kişisel teşebbüsler ve rekabetler, kentleşme ve bireyselleşmenin önemli etkenler haline geldiği belirtilmiştir. Bu toplum yapısından aidiyet duygusu boşluğunu milliyetçilik kavramı doldurmuştur. Tüm bu argümanlara rağmen Gellner millet kavramında geçmişten gelen derin bağların ve etkenlerin varlığını da kabul etmiştir. Yaşanan toplumsal ve ekonomik değişim sonrası millet kavramının yeniden eski formuna dönemeyeceğini de savunmuştur.

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Ulusal yapı

Ulusal yapı, kendine özgü ve özel bir topluluktur. Sosyal ve siyasi bir ilkeye sahiptir. Dostluk, kardeşlik, bağlılık ve sorumluluk bağları ile toplum içindeki bireyler birbirine bağlıdır. Ulusal topluluk, birçok zaman bireysel kimlik ve özgürlüklerin önüne geçmektedir. Marksistlere göre, ulus kavramı içerisi boş bir kavramdır. Ezilen halkların üst kimliklerinin yoksullukları ve ekonomik sınıflarıdır. Bu nedenle enternasyonel bir kimlik söz konusudur. Marksist yaklaşımın bu argümanı liberaller tarafından da doğru olduğu anlaşılmış olmalı ki Tek millet muhafazakarlığı Batı Avrupa’da revaçta olmuştur. İşçi sınıfının ekonomik sınıflarını kimlik olarak kabul etmelerinin önüne geçebilmek için paternalist bir yaklaşım benimsenmiştir. Sonrasında ise sermaye sahiplerine ekonomik sorumluluklar yüklenmiştir. Dolayısı ile, minimal devlet anlayışı terk edilmiş ve piyasada devlet müdahalesi kabul edilmiştir.

Devletin tüm toplumun ortak çatısı olarak kalabilmesi için işçi sınıfının durumu iyileştirilerek milli duyguların zedelenmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Sosyal demokrasi ve tek millet muhafazakarlığı, İngiltere ve Fransa üzerinden tüm Batı Avrupa’da etkisini göstermiştir. Almanya’da kurulan ilk Marksist temelli sosyal demokrat parti, tüm Avrupa’nın siyasi geleceğini etkilemiştir.

Faşizmin doktrini ve faşist ideolojinin doğuşu

Hayali cemaatler

Benedict Anderson, 1983 yılında yayımladığı hayali cemaatler kitabında ulus kavramı açısından farklı bir yaklaşım geliştirmiştir. Ortak kimliğin elle tutulur somut bir yapı olmadığını savunmuştur. Millet kavramının zihinlerde var olduğunu savunmuştur. Yüz yüze gerçek ilişkiler ötesindeki tüm üst kimliklerin hayali olduğunu savunmuştur. Bu yaklaşım üzerinden gidildiğinde bir insanda ulus kimliği ya vardır ya da yoktur, çünkü millet kavramı soyut bir kavram olarak görülmüştür.

Anderson’a göre, eğer milletler mevcut ise ancak bize eğitim, kitlesel medya ve siyasi sosyalleşme süreçleri ile kurgulanarak empoze edilen, hayal edilen yapay aparatlardır. Bu yaklaşım ise millet kavramının organik olmadığını savunan bir argümandır. Organik toplum anlayışını reddeden Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, milletlerin icat edilmiş yapay gelenekler olduğunu savunmuştur. Milliyetçiliğin bir mit olduğunu savunur. Hobsbawm bakış açısına göre, milliyetçilik milleti yaratmıştır. Milli marş, milli bayrak ve milli eğitim sistemi ile millet kavramının oluştuğunu savumuştur.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

 

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam kimdir? Ömer Hayyam rubailer

Ömer Hayyam, doğum ve ölüm tarihi net olarak bilinmeyen bir alimdir. Hayyam, 11. yüzyılın ortalarında doğdu ve 12. yüzyılın ilk çeyreğinde vefat etti. Ömer Hayyam kimdir? Ömer Hayyam rubailer ile bilinir ama Ömer Hayyam hayatı bilim ve matematik ile geçmiş bir alimdir. Ömer Hayyam eserleri ile yeni bir devir açmıştır. Rubai türünde şiirin kurucusu olarak kabul edilir. Ömer Hayyam şarap üzerine pek çok rubai kaleme almıştır.

Ömer Hayyam rubailer ile günümüz insanları tarafından tanınıyor. Ancak Ömer Hayyam hayatı matematik ile geçmiş bir alimdir. Hayyam dönemin devlet adamlarının danışmanlığını yapmıştır. Ayrıca hükümdarın sağlık sorunları ile de ilgilenmiştir. Hayyam 11. yüzyılın ortalarında dünyaya gelmiştir ve 12. yüzyılın birinci çeyreğinde hayatını kaybetti. Ömer Hayyam kimdir sorunusu yanıtlar iken Hayyam’ın matematik ve bilim üzerine çalıştığını unutmamak gerekir. Ömer Hayyam eserleri arasında rubailer önemli bir yer tutar. Hayyam’ın rubaileri bugüne kadar gelmeyi başarmıştır. Ömer Hayyam sözleri, 21. yüzyılda dahi sorun yaratmıştır. Dünyaca ünlü Türk piyanist Fazıl Say, Hayyam rubaisini Twitter‘da yazdığı için mahkeme tarafından ceza almıştır. 11. yüzyılda yaşamasına rağmen 21. yüzyılın da ötesinde bir dünya görüşüne sahiptir. Ömer Hayyam şarap üzerine pek çok rubai yazmıştır.

George Orwell kitapları! George Orwell Hayvan Çiftliği

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam eserleri, Türkiye’de birçok defa Türkçe’ye çevrilmiştir. Abdulbaki Gölpınarlı, Yahya Kemal Beyatlı gibi pek çok sanatçı Hayyam’ın eserlerini çevirmiştir. Hayyam rubaileri çevirisinde Türkiye’de en çok rağbeti Sabahattin Eyüpoğlu çevirileri görmüştür. İş Bankası Yayınları tarafından yayınlanan Ömer Hayyam rubailer kitabı, Türkiye’de en çok ilgi gören Hayyam rubaisi oldu.

Hayyam aslen İranlıdır. İran’da yaşayan Türklerden olduğu da iddia ediliyor. Hayyam eserlerini Farsça yazmıştır. O dönemde sanatçılar eserlerini Türkçe veya Arapça değil, Farsça yazmayı tercih ediyordu. Farsça edebi açıdan kuvvetli bir dil olmasından dolayı Mevlana Celaleddin Rumi ve Hayyam gibi nicesi eserlerini Farsça yazmayı tercih etmiştir.

Machiavelli kimdir? Machiavelli Prens sözleri

Sabahattin Eyüpoğlu

Sabahattin Eyüpoğlu, Türk edebiyatı açısından önemli bir role sahiptir. Türkiye’de birçok çeviride imzası bulunur. Sabahattin Eyüpoğlu 1908 yılında dünyaya geldi. 1908’de dünyaya gelen Eyüpoğlu, Hasan Ali Yücel‘in kurucusu olduğu Tercüme Bürosu‘nda Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Cumhuriyet dönemi edebiyatında Eyüpoğlu çok önemli bir role sahiptir. Sanat ve edebiyat ile iç içe bir ailenin çocuğudur.

Türk edebiyatını zenginleştirebilmek adına birçok dilden çeviriler yapıldı. Farsça eserleri Türkçe’ye çevirme konusunda Sabahattin Eyüpoğlu önemli bir role sahiptir. O dönemde çeviride bireysel ve imece sistemi ile çeviriler yapılmıştır. Yalnızca Farsça eserler çevirmemiştir. Büyük çevirmen Sabahattin Eyüpoğlu, Montaigne, Platon ve William Shakespeare gibi dünyaca ünlü isimlerin eserlerini Türkçe’ye çevirdi.

İran şahı Nasreddin

Rubai nedir

Rubai, dörtlük yani rubaiyat anlamına gelmektedir. Günümüz edebiyatçıları arasından Orhan Veli Kanık da bir dörtlük yani rubai denemesi yapmıştır. Ancak rubai tarzında edebi eser veren çağdaş bir edebiyatçı yoktur. Türk edebiyatının gelenekselleşen bu türü, yok olmaya yüz tutmuştur. 20. yüzyıl edebiyatçılarından olan Nazım Hikmet Ran da bir rubai yazmıştır. Mevlana Celaleddin Rumi, Turgut UyarNazım Hikmet Ran ve Orhan Veli Kanık gibi birçok büyük edebiyatçı rubai yazdı. Ancak rubai yazanlar arasında Mevlana ve Hayyam en fazla beğeni toplayan rubaiciler oldu. Rubai türünün çıkış yeri İran’dır.

Dürdane Hanım roman tahlili

Rubai özellikleri

Rubai özellikleri irdelendiğinde günümüz edebiyatında kendisine yer bulamamasına sosyolojik ve edebi bir açıklama getirilebiliyor. Rubai türünün 6 temel özelliği vardır;

Birinci özellik, her mısra ayrı bir ölçü ile yazılabiliyor.

İkinci özellik, dört mısra içerisinde önemli olan fikir, kısa ve özlü bir biçimde anlatılır.

Üçüncüsü, rubai türünde konular felsefi, tasavvufi fikirler, bir dünya görüşü, bir hiciv ya da nükte olabiliyor.

Rubainin dördüncü özelliği, ilk üç mısra ana fikrin hazırlayıcısı rolündedir. Rubai türünde söylenmek istenen asıl fikir, dördüncü mısrada çarpıcı bir biçimde vurgulanır.

Beşinci temel özellik, rubailerde ahenk önemlidir. Rubailerde sedaya önem verilir.

Altıncı temel özellik ise rubai türündeki şiirlerde şair mahlas kullanmaz. Ancak Hayyam’ın bazı rubailerinde bu özelliğin istisnaları söz konusudur.

Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası – 2

Rubai örnekleri

Bir put demiş ki kendine tapana:

Bilir misin niçin taparsın bana?

Sen kendi güzelliğine vurgunsun:

Ben ayna tutar gibiyim sana.

Hayyam’ın bu rubaisinde Tanrı inancı ile toplumun yaklaşımı arasındaki çarpıklık vurgulanmıştır. İnsanın bir güce tapınma arzusunun kökeni sorgulanmıştır. Hiciv, tasavvufi ve felsefi bir içeriğe sahiptir.

Yeni yazılardan haberdar olabilmek için Facebook sayfamızı takip ediniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

kısa yazılar:

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Kısa yazılar ve romana dair

Faşizmin doktrini

Faşizmin doktrini ve faşist ideolojinin doğuşu

Faşist ideolojinin doğuşu, temelsiz bir iktidar hareketi olarak algılanmamalıdır. Faşizm, toplumsal ve siyasal altyapısı olan bir zehirdir. Toplumu bir organ olarak düşünürsek, faşizm ise bu organın ürettiği zehirli ve yok edici bir sıvı salgılanması olarak algılanabilir. İtalya’da faşist ideoloji fiilen iktidara gelmiş olabilir. Ancak faşizmin ideolojik temellerinin atıldığı yer İtalya değildir. Ne İtalya, ne de Almanya faşizmin doğduğu topraklar değildir. Peki faşizm nedir? Faşist ideoloji nerede doğdu? Faşist ideolojinin doğuşu nasıl oldu, faşizmin doğuşu ve faşizmin doktrini gibi konulara açıklık getireceğiz.

Faşist ideolojinin doğuşu, Batı Avrupa’nın siyasal atmosferinin ve düşünsel ortamının yarattığı bir sancı ile olmuştur. Faşizmin siyasal ve toplumsal bir altyapısı vardır. Faşizmin doktrini ele alındığında diğer ideolojilerden farklı yönlere sahiptir. Faşist ideoloji, 20. yüzyılda ortaya çıkan tek ideolojidir. Liberalizm ve Marksist sosyalizm arasında üçüncü bir tercih olarak ortaya çıkmıştır. Teknolojik ve entellektüel birikimin 20. yüzyılda ortaya çıkardığı ideolojidir. Faşizmin doktrini, faşizmin yerelleştirilmesini sağlamıştır. Faşizmin doğuşu, Fransa’da yaşanmıştır. Faşist ideoloji, zihinlerde yok olmamıştır. Faşizm, savaşı kaybettiği için sessizliğe bürünen ve bir sonraki uygun zamanı bekleyecek bir ideolojidir. Faşizm nedir sorusunu yanıtlarken insan doğası ve ideolojiler arası ilişkileri ele almak gerekiyor.

Giovanni Gentile ve Benito Mussolini‘nin ortak eseri Faşizmin Doktrini, faşizmin yalnızca İtalyan toplumuna uygun versiyonudur. Faşist ideoloji, iki dünya savaşında yaşanan bir parantez olarak ele alınamaz. Faşizm, korkunç bir ölüm kadar  gerçek ve devamlılığı olan bir zehirdir. 1. Dünya Savaşı sonrasında özgürlük bilincinin çöküşü olarak ele alınmalıdır. Tıpkı IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin toplumsal altyapısı olduğu gibi, faşist ideolojinin de toplumsal bir altyapısı vardır. Toplumu bir organ olarak ele alırsak, faşizm bu organın zehirli bir salgısıdır. İnsanın doğasında var olan kötülükleri dışa vurulmuş halidir. Thomas Hobbes‘in insan doğasına ilişkin yorumlarını haklı çıkartacak derecede kötü sonuçlar ortaya çıktı.

Sosyal demokrasi ve Türkiye

Faşizmin doktrini

Friedrich Meinecke ve Gerhard Ritter, faşist ideolojiyi iki dünya savaşına özgü Makyavelist bir hareket olarak anlatıyor. Ancak Faşizmin doktrini, Mussolini öncesine dayanır. Faşist ideoloji, Fransa’da temelleri atılan bir ideolojidir. Faşist ideoloji, Ernst Nolte‘un iddia ettiği gibi Marksist ideoloji içerisinden çıkan anti bir ideoloji değildir. Faşizmin tepkisel bir yanı vardır ama yalnızca salt bir tepki olarak ele almak, faşizmi ciddiye almamaktır. Faşizm konusunda, liberaller Marksist ideolojide kök arar. Marksistler ise kapitalizmin çökmesinin yarattığı toplumsal sancılar olarak algılamak ister.

Daima eksiksiz bir entelektüel otonomiye sahip politik ve kültürel bir olgu olan faşizmin gelişiminde ideolojinin gerçek önemini yeniden göstermeye yönelir. Politik ve kültürel bir olgu olmasını söylemek, faşizmi şirin göstermek değildir, bu bir hakikattir. Her ideoloji, kültür ile politikanın etkileşimidir.

Faşist ideolojinin doğuşu

Entegral milliyetçiliğin ve devrimci sağın Fransa’sı faşizmin kökenidir. Fransa, faşizmin köklerinden olan ilk adımın da doğuşuna zemin olmuştur. Sorelci devrimci revizyonizm de Fransa’da doğmuştur. Fransa’da entelektüel açıdan ortaya çıkan faşist ideoloji, İtalya’da toplumsal ve politik bir zemin bulmayı başarmıştır. Bu nedenle, Fransa’da doğan faşizm, İtalya’da bedene bürünmüştür.

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Faşizm ve ırkçılık

Irkçılık, faşizmin var olması için gereken koşullardan değildir. Ancak faşist eklentizme dahil olan unsurlardan birisidir. Faşizm ve Nazizm bir bütün olarak ele alınamayacak ideolojilerdir. Her iki rejim de totaliterizmi esas alır. Ancak her iki rejimin de ırk ayrımcılığı konusunda aynı değildir. Milano‘da karakola düşen bir Yahudi’nin can güvenliği, Vichy hükümetine ait bir karakoldaki Yahudi’nin yaşayacağı tehlikeden daha azdır. Fransa’da ve diğer ülkelerde baş gösteren ırkçılık ile İtalya faşizmi arasında farklar vardır. İtalya’daki rejimde her türlü farklılıklar hedef gözetiliyor. Fransa ve Almanya’daki faşist ideolojiler ise ırksal ayrılıkları daha fazla gözetiyorlar.

Faşizmin doktrini

Faşizmin doktrini

Irkçılık o dönemde tüm ideolojilerde kendisine bir şekilde yer alabiliyordu. Faşist ideolojiye özgü bir olgu değildir. Faşizmin doğuşu, liberalizm, Marksizm, pozitivizm ve demokrasiye karşı bir tepki olarak kendisine siyasal ve toplumsal bir zemin bulmuştur.

Faşist ideoloji için organik milliyetçilik ve Marksizmin anti-materyalist revizyonunun sentezi denilebilir. Faşizm sadece demokrasiyi reddetmekle yetinmez. Aynı zamanda demokrasinin tüm felsefi ilkelerini reddeder. Faşizm, 20. yüzyılda insanoğlunun öfke ve tepki reflekslerini yönlendirerek ortaya çıkartılmış bir ideolojidir. İdeolojik açıdan bakmazsak 21. yüzyılın başında ise El-Kaide ve IŞİD tarzı terör örgütleri de öfke ve nefret üzerine ideolojik bir altyapı yaratmıştır.

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi var mı?

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Sporun tarihi ve Türkiye’de spor kültürü

hiç bilmediğim

Hiç bilmediğim yerlerden geçiyorum

Hiç bilmediğim bir yerlerden geçiyorum. Tarifi olmayan hislerin rastlantılarından, yabancı ve hiçbir bakireye dokunmamış diyarlardan, günahların ortasından ansızın uzanan günahkârların sevabından, geç kalmışların ödediği bedellerden. Yıkılmamış ve örülmemiş duvarların arasında geziniyorum. hiçbir şey, benzemez mi bir şeye? Bulamadığım, tanıyamadığım, dokunamadığım saçların yok mu tarifi? Bu sonbaharın üşütmeyen, terletmeyen ılıklığının yok mu bir bildiği?

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Hiç bilmediğim

Dökülmemiş yaprakların titrekliğinin verdiği tedirginlik akıyor ruhumdan; göğüs kafesimden ayak bileklerime kadar. Aralık bırakılmış eski bir köy kapısının gıcırtısından geçiyorum. Neşemi kabul ettiremedim ellerime, ayaklarıma öğretemedim o bilmediğim yolların duvarını yıkacak cesareti. El bileklerimde belirgenleşip saklanan damarlarımın o morumsu yeşilliğinden, gecenin bir vakti baktığım aynamın yansımasından, şafağın; denizle, gökyüzü arasındaki o masum zinasından geçiyorum.

hiç bilmediğim

hiç bilmediğim

Kendimi daha ne kadar saklayabilirim kendimden? Küle benzeyen kumların içinde uyurken, bir ipeksi okşayan yastıklara koyuyorum başımı. Uzun cümleler kurmanın çaresizliğinden kopup gelen, hiç bilmediğim bir yerlerden geçiyorum. Sonu belli olmayan sevişmelerin arzusundan, köprücük kemiğime dayanmış kırık bir şarap şişesine kadar tutkulu hayallerin ortasından geçiyorum. tavandan, kafamın içine kadar olan bu sonsuz her yerden.

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Gözlerimi kapatıyorum

Kendimden geçiyorum. Kazanıp, kaybetmenin mümkünsüzlüğünden, eski bir kült filminin solan buğulu repliklerine kadar; hiç bilmediğim bir yerlerden geçiyorum. Gözlerimi kapatıyorum; bir kendime gelebilmek için. Tavanda kalıyorum, söylenmiş ve söylenmemiş ve de silinmiş her şey ile beraber. Parmaklarımda huzura dokunmanın tehlikesi, kasıklarımda zayıf şiirler. Annemin artık saçlarımı neden kaşımadığını düşünmeye başlarım diye ürküyorum. Ürpermelerin hepsi bir parça küstah. Unutmak istiyorum bu küstahlıkları, dinlenmek istiyorum. En sakin denizlerin kıyısında kopan fırtınaların sessizliğinde uyuyorum. Dokunamıyorum, göremiyorum da. Ruhumda soyutlaşmış tahrik edici müstehcenlikler var. Oralardan bir başka tene kadar, hiç bilmediğim bir yerlerden.

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

Masumiyet günahları

Bir karganın bir kırlangıç ile seviştiği,

Hayalimdeki o sonsuz yastıklarda oturuyoruz.

Etrafımızda isimleri seçilmeyen yalnızlıklar.

Bitmek bilmeyen galaksi karanlıkları.

Mavi satan mayhoş tüccarlar.

Ah apati öldürmüyor da bizi.

Tenimizin eksik kararlılığında,

Kutsal bir kaçış merasimi.

Kendimizi aldatmak mümkün.

Kurtulmak yahut pes etmek mümkün.

Ama kabullenmek mümkün değil mesela,

İnce bir battaniye dışında.

Kendimizi öperken süzülen terimiz,

Ruhumuzu kaplayan yumuşak bir zehir tabakası.

Efsunlu bir şeytan pazarlığı,

Uykunun boyunduruğuna buyur edebilir.

Yahut doğrusu bilinen bir yanlışa sığınır gibi,

Gerçekliğin koynuna bırakabilir.

Tanrının dini,

Yalnızlığın cinsiyeti yoktur yâ,

Ki kadın ki erkek.

Yalnızlık,

İçimizde her gün kesilen yağmur.

İçimizde her gün taşlanan soraya.

Kendimize bahşettiğimiz sevgi

Acının verdiği o müstehcen haz,

Ve insan teninin karşı koyulmaz tadında;

Ruhumuzdan çıkıp etimize kadar gelen

Sıcak bir kurtuluş,

Buruk bir zafer gibi damlıyor dünyaya.

Lâtif arzularda bir kötü şans tellâlı,

Bu dünya’ya hiddetliyiz biz.

Gözümüzün görmediği hayranlıklar,

Seçilemeyen gürültülerde kayboluyor.

Müstehcen hazlar birikti tenimizde,

Kasıklarımızda şiir birikti.

Kaliteli bir elektrikli sobanın önünde,

Ay ışığı sonatasını dinlenlerken sevişebileceğimiz,

Soğuk beyaz buğulu kışlar dururken gayemizde;

Bir buruk lütuf yahut kurumuş ıslak bir mendil gibi,

Hatrımızda olmayan bir vakitten bu yana,

Yırtılmış bir rüzgâr gibi sevişedurur yalnızlığımız.

Sönmüş bir tütsü külü gibi,

Parmak uçlarımızda yanık kokusu.

Bilinçaltımızda bekleyen sonsuz arzularla,

Kalbimiz kırılınca başka bir şeyden ağlıyoruz.

Aramızda sevişilmiş bir yorgunluk tadı eksik.

Nefes kapımızda durur masumiyet günahları.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kaybolmadan kaybedilen

Recep ile Nadan – Bölüm 5

Anlatılmaz yaşanır

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile – 1

Anlatılmaz yaşanır yıllar geçse bile, Herkes Dergisi’nde öykü dizisi olarak yayınlanacaktır.

Mahalle sessizdi. Adeta bir ölüm sessizliği vardı diyebilirim. Eve girdim, nedense kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu. Ben ağzımı açmaya kalkmadan Mehmet amcam durumu izah etti. İlk başta bunu şakaya vurdum, lakin evdekilerin halini görünce durumun ciddiyetini anladım. Karşı komşumuzun kızı trafik kazası geçirmişti. Ağır yaralıydı, doktorlar hastanede yoğun bakıma almışlardı. Hekimler yaşama şansının çok az olduğunu dile getiriyorlardı, ben de yaşamasını istemiyordum zaten. Çünkü onu hiç sevmezdim.

Biz onunla taban tabana zıt insanlardık.

Ben ak dersem o kara, ben olmaz dersem o olur derdi. Hiç anlaşamazdık. Aynı mahallede olduğumuz için ailelerimiz okula beraber gitmemizi isterlerdi. İkimizde beraber gitmeyi o kadar çok isterdik ki, yolun bir tarafından o, bir tarafından ben giderdim. Amaçsızca yapılan bu düşmanlık neyin sebebiydi ki… Gözlerindeki o hırçın bakışları çok çok uzaklardan bile görebilirdim. Bende aynı şekilde ona karşı en kötü duygularımı gösteriyordum. Onunla aynı sınıfta olmak, aynı sırayı paylaşmak bile azap veriyordu. Bende tabi ki az değildim onun kalemlerini kırar, defterlerini karalar, yaptığı resimleri yırtardım…

Kaybolmadan kaybedilen

O kadar akıllı bir kızdı ki aynı şeyleri bir başkası yapabilirdi belki de, ama o hiçbir şey yapmadan öğretmene gider durumu anlatırdı. Onun yüzünden birçok kez tahtanın önünde tek ayak üzerinde durduğumu hatırlarım. Aldığım cezaya o kadar çok sevinirdi ki sanki gözlerinin içi gülerdi. Gözlerinin böyle bir hal alması beni sinirlendirse de zaman zaman hoşuma da giderdi. Neyse gelelim asıl konuya kız hastanede yoğun bakımda yatıyordu. Ben her ne kadar ölsün desem de içimden sanki bir şeyler kopmuştu. Sonuçta o da bir insandı ve bende taş kalpli biri değildim. Keşke hiç böyle düşünmeseydim, çok pişmanım ah bu ben aptal ben…

Anlatılmaz yaşanır

Annemler Zeynep teyzelere sık sık gider gelirlerdi, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Onların biricik kızlarının bu durumu herkesi üzmüştü. Zeynep teyzenin kocası, Halis amca iki sene önce vefat etmişti, tıpkı o günkü gibi ağlıyor tıpkı o günkü gibi üzülüyordu, kızın annesi. Herkes her ne kadar destek, teselli verse bile kızının da kendisini bırakacağını düşünüyordu. Onun bu hali beni de derinden etkilemişti, ne kadar aptalca düşündüğümü daha şimdiden gördüm işte…

Öykü dizisinin 2. bölümü için aşağıdaki linki tıklayınız.

Öykü dizisinin 2. bölümü

Yeni yazılardan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Recep ile Nadan

Görsel: http://www.degisti.com/index.php/archives/16975

Thomas Edison

Thomas Edison hayatı? Edison ampül mucidi mi?

Thomas Edison icatları ve çalışmaları ile 20. Yüzyıldaki gelişmeleri etkileyen Amerikalı mucit ve iş adamıdır. Günlük yaşamı derinden etkileyen en önemli buluşu ampüldür. Günümüzde Edison ve Nikola Tesla aralarındaki rekabet ve çekişme ile de bilinen bir bilim adamlarıdır. Thomas Edison hayatı ve Thomas Edison kimdir? Edison ampül yatırımı ile zenginleşmeyi başarmıştır.

11 Şubat 1847 Amerika doğumlu Edison’un çocukluk çağı zorluklarla geçmiştir. Maddi zorlukların yaşandığı bir ailenin yedinci ve son çocuğudur. İlköğretime başladı 4. Ayda algılama yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırılmıştır. Fakat fizik ve kimyaya olan ilgisi okuldan atılmasıyla azalmamıştır ve evlerinin kilerinde kimya laboratuvarı kurmuştur. Özellikle kimya deneyleri ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik çalışmaları sırasında kendi başına telgraf aleti yapmıştır. Mors alfabesini öğrenmiştir. Çocukluk çağında geçirdiği ateşli bir hastalık nedeniyle kulakları ağır işitmeye başlamıştır. Thomas Edison ampül icadı sayesinde zengin olacağından habersiz yoksul bir çocukluk geçirmiştir. Edison ve Tesla rekabeti içerisinde Edison’un yoksul bir aileden gelmesi önemli bir etken oldu.

Thomas Edison hayatı

12 yaşına geldiğinde trende dergi ve meyve satarak ailesine maddi katkı sağlamaya başlamıştır. Aynı zamanda trenin yük vagonuna yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık gazete basıyordu. Bir gün trendeki kimyasal madde ile dolu olan bir kap kırılıp yangın çıkınca hem işinden olmuştur hem de ömür boyu işitmesini daha da kötü etkileyecek şekilde yaralanmıştır. Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison Amerika ve Kanada’da 1863-1868 yılları arasında birkaç telgrafhanede çalışmıştır. 21 yaşında Boston’da bir atölye kurarak elektrik kayıt aygıtının patentini almıştır fakat patenti satmayınca borçlu olarak New York’a gitmiştir.
24 Aralık 1871’de 2 ay önce tanışmış olduğu 16 yaşındaki Mary Stilwell ile evlenmiştir. Mary ile üç çocukları olmuştur. 9 ağutos 1884’te Mary Edison genç yaşta hayata veda etmiştir.

Tesla kimdir? Tesla otomobil kurucusu kim?

Edison Ford ilişkisi

Edison 1880’lerde Florida’da bir arsa satın alarak kışları oturacağı bir ev inşa ettirmiştir. Otomobil endüstrisinin büyük adamı Henry Ford yakın bir zaman sonra Edison’un evinin birkaç yüz metre ötesine taşındı. Bu nedenle Edison ve Ford ölene dek arkadaş kaldılar. 24 Şubat 1886 Edison ikinci evliliğini 19 yaşındaki Mina Miller ile gerçekleştirdi. Bu evliliğinden de üç çocuk sahibi oldu.

George Orwell kitapları! George Orwell Hayvan Çiftliği

Edison ampül icadı ile zengin oldu

1879’da Edison bir elektrik ampulü icat etmiştir. Kömürleştirilmiş iplikten flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kağıt flamanda karar kılmıştır.1880’de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başlamıştır. Ancak 1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseph Wilson Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Swan’ın icat ettiği ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunmaktaydı. Swan, ampulün içerisindeki havayı boşaltmıştır çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. Bu iki bilim adamı güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi’ni kurmuşlardır. 1883’de hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirmiştir; yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayılmasını bulmuştur. 1883’te bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturmaktaydı. Daha sonra Akkor lambanın üretimini geliştirmeyi başarmıştır; bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Tsubasa karakterleri ve Tsubasa oyna

Edison Menlo Park laboratuvarı kurdu

Edison’un en önemli kararları ise New Jersey’deki Menlo Park isimli endüstriyel araştırma laboratuvarını kurmasıdır. Bu kurum devamlı teknolojik keşifler, geliştirmeler ve iyileştirmeler yapmak amacıyla kurulmuş ilk kurumdur. Birçok icadını bu laboratuvarda üreten Edison, çalışanlarına verdiği görevler ile bu icatların araştırma ve geliştirilmesini sağlamıştır.

Edison’un en değerli çalışanlarından olan elektrik mühendisi William Joseph Hammer 1879 yılının aralık ayından Edison’un asistanı olarak Menlo Park’ta göreve başlamışlardır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer‘ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hummer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton‘ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür. Thomas Edison’un 1000’e yakın patenti bulunmaktadır.

Thomas Edison

Thomas Edison

Edison yaptığı çalışmalar ve icatlar sayesinde 10’u aşkın ödül almıştır. Aldığı ödüllerden en önemlisi ise 1912 yılında Nobel fizik ödülüdür. Bu ödül için Hırvat Nikola Tesla ile beraber önerilmiştir fakat Tesla adının Edison ile beraber anılmasını istemediğinden ödülü reddetmişti. 1927 yılında ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilmiştir. 1 yıl sonra Amerika Kongresi Madalyasına layık görülmüştür.

İlber Ortaylı kitapları ve İlber Ortaylı caps akımı

Edison’un ölümü

18 Ekim 1931’de Thomas Alva Edison New Jersey’deki evinde diyabet komasına girerek hayata veda etmiştir. Mezarı evinin arka bahçesindedir. Ölümünün ardından tüm Amerika’da ışıklar bir dakikalığına söndürülmüştür.

kısa yazılar:

İran şahı Nasreddin

Yaşar Nuri Öztürk kimdir? Yaşar Nuri Öztürk kitapları

Yeni yazılardan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz:

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

 

Siyaset bilimi ders notları

Siyaset bilimi ders notları

Siyaset bilimi ders notları açısından Yeditepe Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi öğrencilerinin notları tavsiye edilir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi notları ise Türkçe kaynak olarak öncelikli olarak incelenmelidir. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler öğrencileri için teori ve tarih dersleri özellikle farklı olarak ele alınmalıdır. Siyaset bilimi ders notları pdf olarak elde etmek, o konuyu kavramak için yeterli değildir. Ders notları sabır ve zevk ile çalışılmalıdır.

21. yüzyılda siyaset bilimi ders notları içerik olarak liberalizm içermek zorundadır. Mevcut sistem içerisinde bir öğrencinin pratikte faydalı bilgiler edinmesi için liberal yaklaşımları ayrıntıları ile öğrenmelidir. Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleriSosyal demokrasi ve TürkiyeTek millet muhafazakarlığı gibi pek çok liberal yaklaşımlar üzerine hazırlanmış yazılar okunmalıdır. Yeditepe Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi öğrencileri not bakımından zengindir. Yeditepe Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi, liberal kaynaklar açısından doyurucudur. Ankara Üniversitesi ise Marksist yaklaşımlar yönünden kuvvetlidir. Liberalizm, Marksizm, realizm ve son yıllarda feminizm, her yönü ile siyaset bilimi öğrencileri tarafından bilinmesi gerekenlerdir. Niccolo Machiavelli, Aristoteles, Socrates, Plato, Comte, Saint Agustine gibi nice filozof, irdelenmelidir. Thomas Hobbes ve Jean Jacques Rousseau gibi filozofların state of nature teorileri okunmalıdır.

Thomas Hobbes ve Jean Jacques Rousseau

Siyaset bilimi öğrencilerinin birinci sınıf bitmeden insana yaklaşımları ve devlet teorilerinin kesinlikle öğrenilmesi gereken bir takım isimler vardır. State of nature nedeni ile Thomas Hobbes, Jean Jacques Rousseau ve John Locke en önemli filozoflardır. Ancak bu üç filozofu bilmek kesinlikle yetersizdir.

Plato, Adam Smith, Thomas More, Machiavelli ve Karl Marx ayrıntılı bir şekilde öğrenilmelidir. Siyaset bilimi bölümü içerisinde üzerine koyarak ilerleyebilmek için temeli güçlü tutmak gerekiyor. Aksi halde, uluslararası ilişkilere giriş ve uluslararası ilişkiler teorileri derslerinde hiçbir başarı gösterilemez.

Siyaset bilimi ders notları

Siyaset bilimi ders notları

Siyaset bilimi ders notları

Teori dersleri öğrenilir iken aynı dönemde tarih dersleri de alınacak. Bu nedenle tarih okumaları ihmal edilmemelidir. Türk siyasal tarihi konusunda Prof. Dr. Ahmet Naki Yücekök ve Prof. Dr. Baskın Oran kitapları büyük önem arz ediyor. Ahmet Naki Yücekök’ün Siyaset Sosyolojisi kesinlikle her siyaset bilimi öğrencisinin kütüphanesinde yerini almalıdır.

Türk siyasi tarihi konusunu da geride bıraktıktan sonra 3. ve 4. sınıfta sıkıntı yaşamamak için Avrupa tarihi, Avrupa Birliği, Rusya tarihi ve Orta Doğu toplumlarının tarihsel geçmişi özenle çalışılmalıdır. Türk dış politikası ders notları için Deniz Tansi‘nin çalışmaları okunmalıdır. Baskın Oran’ın Türk Dış Politikası kitabı da önemli bir seçenektir. Ayrıca Rusya tarihi için Özyeğin Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın tercih edilmelidir.

Gerekli olabilecek yazılar:

Avrupa Birliği’nin askeri yapılanmaya dönüşmesi

Türkiye İran ilişkileri

Sosyal Liberalizm

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi var mı?

Türkiye – Rusya – İran Üçgeni

İran ve Suudi Arabistan İlişkisi

Türkiye ve Rusya İlişkileri

Yeni yazılardan haberdar olabilmek için Facebook sayfamızı takip ediniz: Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Yi ha

Yi ha! Bir Anadolu göbeği hikayesi – 1

Yi ha, Herkes Dergisi‘nde öykü dizisi olarak yayınlanacaktır. Bir Anadolu gencinin göbek bağlama sürecini anlatan ve toplumun geleneklerinin gözlemlenmesi ile hazırlanmıştır. 30 yaşındaki Oytun’un Anadolu göbeği ile yüzleşmesini konu alıyor.

Yi ha

30 senedir her gittiğim yerde ısrar ile karşılaşıyorum. Bugün Fethiye teyzeme ziyarete gittiğimde Antakya ağzı ile, yi ha oğlum, aç kalma diyerek zorla oruk ve tepsi kebabı yedirdi. Masadan kalkarken başım dönüyor ve terliyordum. Yine yemem gerekenden fazlasını yemiştim. Sağ olsun, Fethiye teyzem gül şerbeti ikram etti de midem biraz kendine geldi. Midemin ağzıma gelmesi ile cebelleşirken Fethiye teyzemin aldığım kilolardan bahsetmesi ile irkildim. Az evvel zorla yemek yediren Fethiye teyzem, şimdi çok kilo aldığımdan bahsediyordu. Bir anda neye uğradığımı şaşırdım, sanki yarım saat evvel yi ha diye ısrar eden kendisi değilmiş gibi aldığım kilolardan dem vurdu.

Yi ha

Yi ha

Fethiye teyzem aldığım kilolardan bahsederken, kendi gençliğinden ve rahmetli eşi İsmail amcanın tığ gibi olmasından bahsediyordu. Anadolu göbeği denilen ısrara dayalı göbeğin oluşmasında tek suçlu ben olmuştum. Halbuki bu göbek Anadolu kültürünün bana bir mirasıydı. Unicef’in kültürel miras olarak Anadolu göbeğimi koruma altına alması gerekiyordu. Ben bunları kafamdan geçirirken Fethiye teyze anlatmaya devam ediyordu. Daha bu yaşımda bu göbeğim varsa yaşlılığımda yerimden bile kalkamayacağımı anlatıyordu. Ancak Fethiye teyzem bunları söylerken kendisinin şeker hastalığı sonrasında 100 kilonun altına düştüğünü unutmuş olmalı. Yoksa tek gündemi benim göbeğim olamazdı.

Anadolu göbeği

30 yaşıma geldim ve mini göbeğim ile mutlu bir şekilde yaşıyordum. Birden Fethiye teyzemin rahatsız edici cümleleri yüzüme bir tokat gibi çarptı. Mini dediğim göbek nedeni ile slim fit gömlek giymediğimi her zaman görmezlikten geldim. Dar giyinmeyi sevmediğime kendimi inandırarak senelerce mutlu bir şekilde yaşadım. Yıllar süren bu kandırmaca, Fethiye teyzemin göbeğimin mini göbek değil, Anadolu göbeği olduğunu yüzüme vurmasıyla son buldu. Artık biliyorum ben göbekliyim, hem de Anadolu göbeği! Peki bu göbeğin mimarı sadece benim iştahım mı?

Yi ha

Yi ha

Ne çabuk unuttu Fethiye teyzem! Aç olmamama rağmen yi ha diyerek zorla oruk ve tepsi kebabı yedirdiğini… Fethiye teyzem, annemin çocukluk arkadaşı. Aslına bakarsan Fethiye teyzem annemin değil, anneannemin arkadaşıymış. Yıllar geçti, anneannem toprak oldu. Ancak Fethiye teyzem lezzetli yemekleri ile dimdik ayakta duruyor. Tüm bunlar zihnimden bir fragman gibi geçerken, Fethiye teyzem hala bu yaşta bu göbeğin olmayacağından bahsediyordu. Bir süre sonra algılarımı kapattım. Fethiye teyzemin göbek salvolarına karşı, zihnim kontrol mekanizması geliştirdi.

Israrcı teyze

30 senedir Fethiye teyzemde yediğim yemekleri hatırlamaya çalışıyordum. Yemek masasından kalkarak gittiğimizde dahi ısrarcı teyze vazifesini üstlenerek zorla yemek yedirirdi. Fethiye teyzemin Urfalı olan eşi İsmail amcanın yaptığı çiğ köfteleri, karnım tok olmasına rağmen nasıl zorla yedirdikleri aklıma geldi. Fethiye teyzemin gece yarısı yoğurduğu köfteleri tok karnıma nasıl yediğim ve gece uyuyamadığım geldi aklıma. Tüm bunlar göbeğimin sebebi değildi, sorun ben olmuştum.

Fethiye teyzem ömrüm boyunca yi ha diyerek yemem için ısrar etti. Peki bir tek Fethiye teyzem mi bunu yaptı! İşte bunu düşünüyorum…

2. bölüm

Yeni yazılardan haberdar olmak için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Öykü dizileri:

Recep ile Nadan

 

Galileo Galilei

Galileo Galilei hayatı kısaca

Galileo Galilei hayatı kısaca nasıl geçmiştir? Galileo Galilei kimdir? Galileo Galilei sözleri, Galileo Galilei eserleri ve Galileo Galilei neyi bulmuştur gibi sorulara yanıt vereceğiz. Galileo Galilei icatları…

Galileo Galilei hayatı kısaca anlatıldığında yalnızca bir keşifçi olmadığı anlaşılıyor. Peki Galileo Galilei kimdir ve neyi bulmuştur? Galileo Galilei sözleri ve eserleri hakkında bilmediklerimiz anlatılacak. Galilei modern fiziğin kurucuları arasında gösteriliyor. Döneminde büyük başarılara imza atmayı başarmıştır. Galileo Galilei icatları

İlber Ortaylı kitapları ve İlber Ortaylı caps akımı

Galileo Galilei

Galileo Galilei 1564 yılında dünyaya gelmiştir ve 1642 yılında yaşama veda etmiştir. Döneme göre uzun bir ömrü oldu. Galilei modern fiziğin ve teleskobik astronominin kurucuları arasında yer alıyor. İtalyan bilim adamı, 1564’te İtalya’nın Pisa kentinde dünyaya geldi.  Galilei, kendi dönemi­nin ünlü müzisyenlerinden Vincenzo Galile­i’nin oğludur. İlk tahsilini dönemin gelişmiş kentlerinden olan Floransa’da tamamladı. 1581 yılında Pisa Üniversitesi‘nde tıp eğitimine başladı. Lakin parasızlık nedeni ile okulu bırakmak zorunda kaldı. Pisa’lı bilim adamı, 1583 yılından itibaren matematik ile ilgilenmeye başladı. Ünlü fizikçinin bu konudaki çalışmaları dolayısı ile, 1589 yılında Pisa’da profesörlük ünvanı verildi.

George Orwell kitapları! George Orwell Hayvan Çiftliği

Aristo fiziği

Galilei, sarkacın yüzen cisimlerin ve hareketin Aristo fiziğinden daha farklı bir düşünce ile matematiksel olarak ele alınması gerektiğine inanıyordu. Galilei o dönemde Pisa Kulesi‘nden ağırlık atarak Aristo’nun düşüncesinin yanlış olduğunu açık açık ortaya koydu. Galilei‘nin bu yaklaşımı ve kanıtlama yoluna gitmesi, Galilei’nin dönemin yaşlı profe­sörleri ile derin bir fikir ayrılığı yaşamasına neden oldu. Dönemin yaşlı profesörleri kendisinin bilimde statüko ile mücadele etmesi nedeni ile huzursuz oldu. Bu nedenle, 1592’de Pisa kentini terk etme gereği duydu. Padova Üniversitesi matematik kürsüsüne geldi.

Yaşar Nuri Öztürk kimdir? Yaşar Nuri Öztürk kitapları

Galilei pusula

Galilei, 1597 yılında devrim niteliğinde bir buluş piyasaya sürdü. Galilei pratikte çok büyük bir fark yaratan pusulayı ticari olarak piyasaya sürdü. 1600 senesi sonrasında ilkel bir termometre, insan kalp atışının ölçümünde kullanılmak üzere bir sarkaç ve 1604’te serbest düşüşün matematik kanunlarını keşfetti. Galilei keşifleri ile dönemine damgasını vurdu. Ancak düzgün ivmeli hareket kavramı hatalı olduğu fark edildi. 1609’da Hollanda’da teleskopun bulunduğu havadisini aldı.

Galilei, Hollanda’da icat edilen teleskobun daha ileri türünü geliştirmeyi başardı. 1610’da aydaki dağlar, yıldız kümeleri ve Samanyolu galaksisi üzerine tespit ve gözlem yazılarını yayınladı. Ayrıca Jupiter’in dört uydusunun varlığından ilk haberdar olan Galilei oldu. Bu konu hakkında bir kitabı yayınlandı. Galilei’nin bu kitabı büyük ilgi çekti. Ünlü fizikçinin imkanlarının artması için bu keşfi önemli bir rol oynadı. Floransa’da saray matematikçisi olmayı başardı. Bu sayede bilimsel çalışmalarını finanse edebilme imkanı buldu. Bilimsel çalışmalarını finanse edebilecek bir yatırımcı bulur bulmaz, Venüs gezegeninin devreleri ve Satürn’ün şekli hakkında bilgi vermeyi başardı. Astronomide ise Ptolemy (Batlamyus) sistemini tartışmaya açtı.

Friedrich Nietzsche ve faşizm

Dünyanın döndüğü iddiası

Galilei, 1611 yılında Roma’ya gitti. Roma’daki Bilim Akademisi’ne üye seçildi. Floransa’ya dönüşünde hidrostatik üzerine çalışmaları nedeni ile dönemi profesörlerinin tepkisini çekti. Büyük itirazlar ile karşılaştı. 1613’te güneş lekeleri üzerine yazdığı eserini yayınladı. Bu çalışmasında Kopernik sistemini açık bir şekilde savundu. Bu çalışmasından dolayı papazların yoğun saldırısına uğradı. 1615’te Galilei Roma’ya giderek Kopernik sistemini açık bir şekilde savundu. Ancak 1616’da Papa Beşinci Paul tarafından kitaplarını kontrol etmek için bir tahkikat komisyonu kuruldu. Bu komisyon Galileo’nun kitaplarını yasaklamadı. Sadece dünyanın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istedi.

Galileo Galilei

Galileo Galilei

Galilei, bilimde pratik yöntem ve çalışmalara yöneldi. Mikroskobu geliştirmeyi başardı. Ancak 1618’de üç kuyruklu yıldızın görülmesi ile kiliseyle tartışmaları arttı. Galilei’nin yakın arkadaşı olan Sekizinci Urban olarak Papa seçilmesinin sonrasında cesaret alarak yazdığı İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar adlı eserini 1632’de yayınladı. Lakin Galileo Galilei kitabı daha önceki ikazlar ile çeliştiği söylentilerine rağmen Roma’da mahkemeye çağrılma sebebi oldu. 1633’te Galilei’nin kitabı yasaklandı. Galilei müebbet hapse mahkum edildi. Yetmiş yaşında olmasına rağmen hapsedilen Galilei’nin gözleri kör oldu. 1642 yılında ise cezaevinde tutsak bir şekilde vefat etti.

Kısa yazılar:

Fatma Aliye Topuz kimdir? 50 liranın arkasındaki kadın kimdir?

Tek millet muhafazakarlığı

Fatih-Harbiye romanında Doğu-Batı Meselesi

Tsubasa karakterleri ve Tsubasa oyna

Facebook hesabımızı takip ediniz: Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Modern liberalizm

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Modern liberalizm, klasik liberalizm ile önemli farklılıklara sahiptir. Liberalizm, farklı ekolleri içinde barındırır. Modern liberalizm nedir? Modern liberalizmin özellikleri nelerdir? 20. yüzyıl liberalizmi olarak biliniyor. 19. yüzyılda liberalizm çok daha farklı yaklaşıma sahiptir. Liberalizmin özgürlük anlayışı farklılıklar gösterir. Her düşünce gibi liberal ideoloji de zaman içerisinde kendisini yeniliyor. Liberalizm, kapitalizmin siyasal üstyapısıdır. Birçok düşünür kapitalizm mi liberalizmi doğurdu yoksa liberalizm mi kapitalizmi doğurdu sorusuna net bir yanıt veremiyor. Modern liberalizm ve klasik liberalizm farkları ile dikkat çekiyor.

Modern liberalizm ve klasik liberalizm farkları incelendiğinde 20. yüzyıl versiyonu olan yeni model liberalizmin özellikleri daha da dikkat çekiyor. Liberalizmin ekonomik altyapısı kapitalizmdir. 20. yüzyıl liberalizmi olarak bilinen ve sosyal hakları da içerek bir liberalizmdir. Modern liberalizmin özellikleri arasında en öne çıkan bireyin sosyal hakları olmuştur. 19. yüzyılda yaşanan sanayileşme sürecinde ekonomik özgürlükler önplana çıkarıldı. Ancak sanayileşmenin doğurduğu ekonomik adaletsizlik, toplumda yeni ihtiyaçlar doğurmuştur. Liberalizm ise toplumdaki yeni ihtiyaçlara karşılık bulabilmeyi amaçlamıştır.

Sosyal Liberalizm

Modern liberalizm

Klasik liberalizm ile farklılıkları üzerinden tanımlanabilir. 19. yüzyıl liberalizmi, bireyin sosyal hakları ve adaletsiz gelir dağılımı konusunda kayıtsız kalmıştır. 19. yüzyılda sermaye birikimi ve gelir uçurumu artmıştır. Marksist ideolojinin yükselişi, sanayileşen Avrupa toplumlarında sol görüşlerin karşılık bulmasına zemin hazırlamıştır. Sosyalizm tehlikesine karşı kapitalist altyapının önlem alması gerekmiştir. 19. yüzyılda yaşanan toplumsal taleplere yanıt ancak 20. yüzyılda verilebilmiştir. Özellikle 1917 Rus Devrimi, Avrupa’da sosyalizm korkusunu arttırmış ve liberal politikaları derinden etkilemiştir. 19. yüzyıl liberalizminin doğuşu ile Sanayi Devrimi ilgilidir. Tıpkı klasik liberalizm gibi 20. yüzyıl liberalizmi olan modern liberalizm de doğuş motivasyonunu Sanayi Devrimi’ne dayandırır.

19. yüzyıl liberalizmi ve sanayileşme, Avrupa ülkelerinde sefalet, cehalet, hastalık ve gecekondulaşmaya neden oldu. Sosyal eşitsizliğin Avrupa toplumunun siyasi taleplerine etkisi, liberalizmde yeni bir pencerenin açılmasını sağlamıştır. Avrupa ülkelerinde düşük ücretler, işsizlik, küçük düşürücü yaşam ve çalışma koşulları nedeniyle işçi sınıfıında kimlik bilinci oluşmaya başladı. Avrupa’da oluşmaya başlayan kimlik bilinci, Avrupa’da sanayicilerin ve tüccarların kaygılarını arttırdı.

Sosyal demokrasi ve Türkiye

Modern liberalizm ve sosyal demokrasi

20. yüzyılda liberalizm çehre değiştirmiştir. Marksist ideolojinin parlamenter rejim içerisine girerek, liberal ideolojileri de etkisi altına almıştır. Parlamento içerisinde Marksist altyapısı olan sosyal demokrat partilerin işçi sınıfına vaat ettikleri, liberal partilerin toplumu kendi yanına çekmesi için tavizler vermesine neden olmuştur. Liberalizm, sosyal demokrasinin etki alanına girmiştir. Avrupa’da işçi sınıfında oluşan sınıf bilinci, Avrupa sermayesini ve liberallerini işçi hakları konusunda çalışmalar yürütmeye mecbur bırakmıştır. Sosyal demokrasi rüzgarının da etkisiyle, modern liberalizm ortaya çıkmıştır.

Modern liberalizm

Modern liberalizm

20. yüzyılın ortasında devrimci sosyalizm ile sosyal demokrasinin yollarının ayrılması, 20. yüzyıl liberalizmini köşeye sıkıştırmıştır. Sosyal demokrat partilerin kapitalist ekonomik altyapıyı benimsemesi, parlamentodaki liberal partilerin sosyalizm tehdidi argümanını çürütmüştür. Bu nedenle, işçi hakları eşittir sosyalizm bahanesine sığınılamamıştır. Sosyal demokrasi gibi modern liberalizm de İngiltere’de doğmuştur.

Tek millet muhafazakarlığı

Modern liberalizm ve klasik liberalizm farkları

Klasik liberalizm minimal devlet anlayışını benimsemiştir. Minimal devlet yapısı içerisinde bireylerin sosyal hakları yeterli gelmemiştir. Sivil toplum örgütlerine bırakılan yoksulluğun ortadan kaldırılması, birey hakları gibi konular, devlet gücü olmadan yeterli olmamıştır. 19. yüzyılda doğan ve 20. yüzyıla damgasını vuran Marksist ideoloji tehlikesi ile yüzleşen liberalizm minimal devlet anlayışını terk etmek zorunda kalmıştır. 20. yüzyıl liberalizmi kolektivizmin benimsendiği bir ideoloji olmuştur.

Modern liberalizm

Modern liberalizm

19. yüzyıl liberalizmi sivil toplum ihtiyaçlarını ve adaletsizlikleri giderme hususunda yeterli gelmemiştir. Sebep sonuç ilişkisi içerisinde açıklandığında 20. yüzyıl liberalizminin doğuşu bu soruna bağlanabilir. Toplumların sosyalizmin vaat ettiği devletin adaletsizliklere müdahalesine olumlu yaklaşımı, klasik liberal ideolojiyi etkisiz hale getirmiştir. Devletin müdahaleci bir yapıya bürünmesi, Avrupa’da sosyalizm etkisi ve yoksul kesimin talepleri ile gelişti.

Devlet ve Güvenlik

Bireycik ilkesi

20. yüzyılda liberalizm, bireycilik ilkesini terk etmek ile suçlanmıştır. Toplumda ekonomik sınıfın kimliği oluşturmaya başlamasıyla kapitalizm tehlikeye girdi. Toplumun taleplerini karşılayarak sosyalizme ket vurma fırsatı yaratabilmek için liberaller kabuk değiştirdi. 20. yüzyıl liberalleri, klasik liberaller tarafından liberalizmin temeli olan bireycilikten vazgeçmek ile suçlandı. Bireycilik yerine sosyalistler gibi kolektivist bir yaklaşımın benimsenmesi, liberal fikirler içerisinde bir devrim olarak algılanmıştır.

Modern liberaller ise liberalizmi sağlam bir temele oturttuklarını iddia ettiler. Liberaller yaşadığı bu fikir ayrılığından en geç etkilenen modern devlet, Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. ABD uzun süre klasik liberalizm fikrini benimsemeye devam etmiştir. 20. yüzyılda yenilikçi liberaller, klasik liberallerin teorik açıklarını kapattıklarını savundular. 20. yüzyılda yeni ve eski fikirlerin evliliği olarak yeni liberal anlayışı tanıtmışlardır. Bireycilik ilkesinden kopuş olarak algılanmasının sebebi ise devletin minimal yapısından uzaklaşması gösterilmiştir. Devletin zengin ile yoksul arasında sosyal ve iktisadi denge oluşturabilme çabaları, devletin etki alanının genişlemesine neden oldu. Bu genişleme ise bireycilik ilkesi içerisinde daralmaya yol açtı.

Neo-90’lar Süreci

Pozitif özgürlük

Liberal düşünce geleneğinde derin bir ayrılık yaşanmıştır. T. H. Green’in 19. yüzyılın sonlarında yaptığı çalışmalar, liberal akımları etkilemiştir. 20. yüzyıl liberal teorisyenler L. T. Hobhouse ve J. A. Hobson gibi Yeni Liberal akımın öncüsü olan kuşağı etkilemiştir. Green’in kitapları, akımın temelleri olarak kabul edilebilir. Green, 19. yüzyılda hüküm süren klasik liberalizmin toplumdaki yoksulluk ve adaletsizliğin ana nedeni olduğunu savundu. Bu sorunları ortadan kaldırabilmek için liberal düşüncelerde güncellemeler yapma yoluna gitti.

Modern liberalizm

Modern liberalizm

Toplumdaki zengin azınlığın iktisadi özgürlüklerinin toplumun genelinin yaşam şanslarını ortadan kaldırdığını savundu. Negatif özgürlük anlayışını ve klasik liberalizmi hedef tahtasına oturttu. Green, insan doğası hakkında bir takım iddialarda bulundu. Green, insanların diğerkamlık kapasitelerinin olduğunu savundu ve insanın şefkatinden dem vurdu. Negatif özgürlük anlayışını reddetmesinde bireylerin salt bireyler olmadığı ve sosyal sorumluluklar taşıdığı fikri etkili oldu. Green, çalışmalarında insanların sosyallik ve işbirlikçi doğasını vurguladı. Bu nedenle, negatif özgürlük yerine pozitif özgürlüğü savundu.

Green ve diğer modern liberallerin fikirleri, klasik liberalizm ve bireycilik ilkesini savunanlar tarafından sosyalist liberalizm olarak tanımlandı.

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi var mı?

Sosyalist liberalizm nedir

Sosyalist liberalizm sorusu yanıtlanırken liberalizmin ilkeleri üzerinde durmak gerekiyor. Liberalizmin ilkeleri arasında yer alan bireycilik ilkesi yerine modern liberallerin kolektivizmi benimsemesi, modernlerin liberalizmin ana ilkelerinden birisinden vazgeçmesi olarak kabul edildi.

Sosyalist liberalizm, toplumdaki gelir adaletsizliğini ortadan kaldırma konusunda sosyal demokratlar ile aynı çizgidedir. Negatif özgürlükler kapsamında görülen bireysel özgürlükler yerine bireye toplumsal sorumlulukların yüklendiği pozitif özgürlüklerin benimsenmesi, sosyalist liberal akımı ortaya çıkarmıştır. Negatif özgürlük, birey üzerindeki dışsal sınırlamaları ortadan kaldırır ve bireyin tercih özgürlüğünü genişletir. Ancak sosyalist liberallerin savunduğu ise bireyin özgürlüklerinin sosyal sorumluluklar ile kısıtlanmasıdır.

Pozitif özgürlükler konusunda en önemli örneklerin başında istihdam konusunda şirketlerin ucuz çocuk işçi yerine yetişkin işçileri tercih etmek zorunda kalmasıdır. Negatif özgürlük kapsamında sermaye sahibi kazancını maksimize etmeyi arzuladığı için çocuk işçileri tercih eder. Bu konuda ise devlet kısıtlama yoluna gitmez. Ancak pozitif özgürlüklerde devlet miminal yapıda değildir ve çocuk işçi sorununa müdahil olur. Devlet çocuk işçi çalıştırmayı yasaklar.

Türkiye İran ilişkileri

Negatif özgürlük

Negatif özgürlük, bireye yoksulluk nedeni ile açlıktan ölme özgürlüğü de sunar. Devlet, bireyin kişisel sorunlarına herhangi bir şekilde müdahil olmaz. Devlet yalnızca güvenliği sağlamak ile yükümlüdür. Bir dönem devletin minimalize edildiği bu yapıya gece bekçisi devlet deniyordu. Örneğin, İngiltere’de pozitif özgürlükler ve modern liberalizmin güçlenmesinde etkili olan Beveridge Raporu negatif özgürlüklerin olumsuz sonuçlarına değinir. 1942’de yayınlanan Beveridge Raporu, negatif özgürlükler ve klasik liberalizmin doğurduğu 5 dev olarak tanımladığı sorunlardan bahseder. Klasik liberalimin beş temel sorunu ise mahrumiyet, hastalık, cehalet, sefalet ve aylaktır olarak rapor edilmiştir.

Yeni yazılardan haberdar olabilmek için Facebook sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

İlgi çekebilecek kısa yazılar:

Avrupa Birliği’nin askeri yapılanmaya dönüşmesi

Değişen Politik Güç Kavramını Anlamak

Değişen Dünya Düzeni: Post-modern Soğuk Savaşın Ayak Sesleri