Osman Berk Herkes

Sonsuz olmayan gece

Osman Berk, “gece” başlıklı çalışması ile Herkes Dergisi’nde yazmaya başlamıştır. Osman Berk, her hafta düzenli olarak Herkes Dergisi’nde yazacaktır. Herkes Dergisi, kendisinin yazılarını yayınlayacak.

Tehlikeli saatlere giriş yapmıştı, gece yarısına dokununca vakit. Yatağa uzandı ve eskimeye yüz tutmuş ellerini seyretti. Her dokusunu, her çizgisini incelercesine süzdü. Bunu yaparken akrepten ve yelkovandan yana tüm eylemler bir solucan deliğinde sıkışırcasına tıkanırdı. Bu sırada patlayan bombaların, politikanın ve ardı arkası kesilmeyen umutların pek bir önemi yoktu. Başlı başına kendisiyle çatışacağını hissetmeye başladığı sırada, balkona çıkıp sigara içmek için iç sesinden izin ister gibi bakınırdı duvarlara.

Sigarasını içerken, kendisiyle çatışacağı konuları hızlı hızlı geçirirdi aklının odalarından. Yeryüzüne uzanmış geceye bir şeyler mırıldanmak, ritüellerin doğası gereği istemsiz de olsa yansırdı dudaklarına. Kimsenin kendini duymayacağından emin olsa bile, sıkı bir yönetim gibi mühürlerdi dudaklarını. Her gece yarısından sonra elektrik direğinin tepesinde hareketsiz duran baykuş ile bakışmak için çok çabalardı. Ara sıra vücudunu kıpırdatmadan gözlerini üzerine diktiğini fark ederdi ama tek sefer dahi bu anı yakalayamazdı.

Tekrar yatağına geçtiğinde ise nereye baktığı konusunda pek bir şey fark edemezdi. Ara sıra sigara paketinin yerini kontrol ederdi sadece. Diyarlarında dolaştığı düşüncelerin; onu içten içe ele geçirmesine göz yumup, bundan haz alırdı. bu aldığı haz; acının verdiği müstehcen his ve insanın teninin karşı konulmaz tadına benzerdi. Gecenin, Paris komünü’nün hüküm sürdüğü sabahlara yaklaştığını hissederdi. mücadele ne kadar kısa sürerse sürsün verilen hasarın ciddiyetine odaklanırdı. O his geçtiğinde ise Afrika’da ki ölmemiş çocukların umutsuzluğuna damlardı gözyaşları.

Osman Berk ve Gece

İnsanların yüzleri bilindiğinden daha büyük, hissedebilecekleri duygular ise daha dardı zihninde. Bunu okuduğu kitaplara borçlu olduğunu düşünmek istemiyordu çünkü kitap o idi ve hepsi kendi tarafından alıntılanmış bir kopya. Önüne geçemediği hislerde arkada kalmayı göze almış bir fil ruhuna sahipti. Yerinde duramayan zarif ceylan yavruları gibi hissedemiyordu. Bir gün daha forvet biri olması gerektiği fikrinin altında kerelerce ezildikten sonra, kapatıp kısacık saniyeler içinde tavana kaldırdı gözlerini. Bakıyordu ama görmek istedikleri, bu yoksul badanalı duvardan daha fazlasıydı. Az sonra bir sigara molası daha verecekti. Uzun sürmeyen her şey gibi, gecenin de sonsuz olmayacağını hissetmeye başlıyordu.

Osman Berk Gece Herkes Dergisi

Bazen her şey o kadar karışık beliriyordu ki gözlerinde, ne düşündüğünü seçemez bir hal alıyordu. bu kadar anlamsız hissedebilmeyi yeterince yalnız kalmaya borçluydu belki. Yarına dair hayaller kurmak için hep eksik hissettiğinde bir kez daha güceniyordu hayata. Kerelerce güceniyordu ama nasıl oluyordu da bu umutsuzluğun verdiği “belkiler” küçücük bile olsa umuda dokunabiliyordu. İç sesinin bu merhametli kıyağını, dünya düzenin sadist realitelerine karşı savunmaya çalışıyordu. Bir kez daha baktı ellerine. Aşık olmayı diledi. Böylece acı çekmek için duyduğu muhteşem isteği kabul etti kendi kendine. Tüm bu durgunluğun içinde; mutlu ve mutsuz olmadan olağan dışı düz bir sıradanlığın ortasında kalmaya alışmıştı. Öyle alışkındı ki bu düşünceler ile kendine ihanet ettiği şüphesi onu dar koridorlara fırlatıyordu. Kendisinin bile anlam veremediği bu saçma düşünceleri, bir başkası ile paylaşmak ve alacağı karşılığa ne tür bir tepki vereceğini çoğu kez yatırmıştı masaya ama yoktu. Kimse gereği kadar, gereğinden az ve gereğinden fazla yoktu yanında.

Bu tutarsızlığın içinde kaybolmanın, hiçbir koşul da önüne geçilemez olma hissine kapıldığını fark etmeye başlardı. Sona doğru yaklaşmaktı bu. Sonsuz olmayan gecenin, sonsuz bitişine direnir gibi kapattı gözlerini. Uyumaya başlayıp, ertesi geceye bilet almayı umardı. Gündüzlerden kaçmak, yaşanması mümkünken yaşanamayan güneşlerden mahrum etse de; seviyordu geceleri. sevmekten ziyade alışmıştı. Kendisinden bir parça gibi sahipleniyordu geceye.

Herkes Dergisi Edebiyat

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Hüseyin Rahmi Gürpınar Gulyabani romanı

Hüseyin Rahmi Gürpınar Gulyabani

Gulyabani Romanı

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani adlı romanında, batıl inançlar konusu ele alınmaktadır. Bu eser Gürpınar’ın on ikinci romanıdır. Yazar romanın ana karakterlerinden olan Muhsine ve onun etrafında gelişen olaylar üzerine kurgusunu tasarlar. Ruşen, Şefika, Çeşmifelek, Bekir, Hasan, Şevki romanın diğer karakterlerindendir. Muhsine, Şefika Hanım, Ruşen ve Çeşmifelek roman kurgusu içerisinde batıl inançları olan kişileri temsil etmektedir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar Gulyabani

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ölümsüz eseri Gulyabani hakkında bir karikatür.

Anne ve babasını kaybeden Muhsine, Ayşe Hanım adlı karakterin aracılığıyla Üsküdar’da hizmetçilik yapmaya götürülür. Hizmetçilik yapmak için yola çıkan Muhsine’yi, Ayşe Hanım kandırır. Onu hiç beklemediği bir eve götürür. Bu evde cin, peri, gulyabani gibi olayları gören insanların arasında yaşamaya mecbur olan Muhsine zor günler geçirir. Muhsine evde yaşadığı kötü günlerin sebebi olarak Ayşe Hanım’ı görür ve ona sürekli beddua eder. Cin, peri, gulyabani gibi unsurlar evdekilerin peşini bırakmazlar belirli zamanlar içerisinde eve gelirler. “Gulyabani” olayının sonuçlanmasındaki karakterden birisi olarak Hasan adında genç bir köylü gösterilebilir. Hasan adlı karakter Muhsine’yi sevmektedir. Gulyabani kılığına girerek kadınları korkutan kişinin evin kâhyası olan Bekir adlı karakterin olduğunu, cin kılığındaki adamın ise Şefika Hanım’ın yeğeni olan Şevki’nin olduğu anlaşılır. Romanın sonunda Muhsine ve Hasan evlenirler.

Gulyabani ve batıl inançlar

Gürpınar eserinde batıl inançları olan insanların eleştirisini, eğitimin önemini, aklın kullanılması gerektiğini karakterler üzerinden vermeye çalışır. Bu aşamada romanın karakterlerinden olan Muhsine, Şefika Hanım, Ruşen ve Çeşmifelek batıl inançları olan kişileri temsil edip, cahillikleri ile ön planda olmaktadırlar. Diğer tarafta ise olaylara karşı bakış açısı farklı olan, düşünen, karar verirken sorgulayan, aklını kullanmayı bilen karakter Hasan’dır. Dolayısıyla eğitimli veya akıllı, aklını kullanarak hareket eden insanların çözümlemeleri, diğer tarafta ise eğitimsiz, düşünmeden hareket eden, batıl inançlara körü körüne bağlanıp çözüm üretmeyen insanların durumuna yazar romanında yer vermektedir.

Bilindiği gibi Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın birçok eserinde batıl inançlar başta olmak üzere, din-bilim çatışması, evlilik meseleleri, alafranga yaşamlar, cahillik, ruhi hastalıklar gibi konuları ele almaktadır. Devrin tüm sosyal, ekonomik, siyasi değerlerini göz önüne alarak eserlerini şekillendiren Gürpınar birçok yapıtında toplumu eğitmeyi amaçlamaktadır.

Fotoğraf: Eser hakkında ilgili görseller

Herkes Dergisi Edebiyat

Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir

Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir? Gürpınar’ın eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir?

Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir? 1864-1944 yılları arasında yaşayan edebiyatımızın temel taşlarından olan Hüseyin Rahmi Gürpınar birçok edebi türde eser yaratmıştır. İstanbul’da doğan yazar, küçük yaşta annesini kaybedince anneanne ve teyzesinin yanında yaşamaya başlar. Bir döneminde hastalığı sebebiyle okulu bırakmak zorunda kalır. Gazetelerde, tercüme ve telif yazılar yazar.

Ahmet Mithat Efendi’ye yakınlığı ile bilinen Gürpınar, ustasının tarzını devam ettirir. Herhangi bir döneme bağlı kalmayan Hüseyin Rahmi natüralizmin gözlemci ve deneyci tarzını benimsemiştir. Ancak romanlarındaki sosyal eleştiriler onu natüralistlerden ayırmaktadır.

Eserlerinde mekan olarak İstanbul dışına çıkmayan yazar, İstanbul’un birçok semtine eserlerinde yer vermiştir. Konu bakımından din-bilim çatışması, batıl inançlar, yasak aşklar, aile geçimsizlikleri, mirasyedilik, sosyal meseleler, yanlış batılılaşma gibi konuları işleyen yazar sokak ağzına da eserlerinde zaman zaman yer vermiştir. Günlük konuşma dilinin edebi esere girmesinde önemli bir rolü olan yazarın sade bir üslupla eser verdiği görülür. Eserlerinin bir kısmının teknik bakımdan kusurlu olmasının sebebi olaylar içerisinde kendi varlığını hissettirmesi veya olaya müdahale etmesi olarak gösterilebilir.

Romanlarındaki Unsurlar Nelerdir?Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir

Küçük yaşlarda annesini kaybetmesinden dolayı anneannesi ve teyzesinin yanında kalan Gürpınar, onların gözetiminde büyümüştür. Ele aldığı yapıtlarında batıl inançlar, din-bilim çatışması, argo sözcüklerin kullanılması, yasak aşklar vb. konular evlerinde dinlediği hikayelerin etkisiyle de ortaya çıkmış olabilir. Evlerinde dinlediği cin, peri, gulyabani gibi şeylerin etkisinde kalan yazarın bunu romanlarında da sürdürdüğü görülmektedir. “Hüseyin Rahmi; daha henüz 4-5 yaşında iken, evlerine gelen komşu kadınlardan ve bilhassa bunlar arasındaki Penbe Hanım adındaki birisinden dinlediği masal ve hikayelerle, çocuk yaşından itibaren dolaylı yoldan edebiyata karşı bir ilgi duymaya başladı.”[1]

Hayatı Boyunca Bekar Yaşadı

Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdirGürpınar, yaşamı boyunca hiç evlenmemiştir. Hayatı boyunca hiç evlenmeyip yalnız yaşayan Hüseyin Rahmi kendini yazmaya adamıştır. “Yattığım odada başka nefes istemem, sinirlenirim; bunun içindir ki misafirlikte de kalmam. Efendim, muharrirlerden kim evlendiyse artık yazamaz olmuştur.”[2] Kadınlar arasında geçirdiği çocukluk yıllarını iyi değerlendiren Hüseyin Rahmi Gürpınar belki de birçok erkeğin yapamayacağı işleri öğrenmiş ve yapmıştır. “Gayet iyi tentene örer, yastık işler, beyaz işi yapar. Heybeliada’da ki köşkünü ziyaret edenler üstadın bu kabil eserlerini de görerek zevk duyarlar.”[3]

Romancı kişiliği ile ön plana çıkan yazarın ayrıca hikaye, eleştiri, makale, tiyatro gibi türlerde de eserleri vardır. Memurluktan ayrıldıktan sonra bir dönem milletvekilliği yapan Gürpınar 1944 yılında vefat eder.

Dipnotlar:

[1] Önder Göçgün, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, s. 11.

[2] Refik Ahmet Sevengil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, İstanbul, Hilmi Kitabevi, 1944, s. 12.

[3] Refik Ahmet Sevengil, a.g.e., s. 12.

Cem İraz’ın diğer yazıları

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

 

Mehmet Başkan

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Devleti’nin kurumlarının ve Osmanlı Devleti’nin Padişahı ve hanedanın işgale karşı sessiz kalmasını kabul etmedi. Osmanlı Padişahı Vahdettin ise Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kalmasını kendisine karşı bir tehdit olarak gördüğü için Anadolu’ya gönderme gereği duydu. 19 Mayıs 1919‘da Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’a müfettiş olarak sürgün edilişini Anadolu’nun Avrupa işgalinden kurtulması için fırsata çevirmeyi başardı. 19 Mayıs şiirleri, 19 Mayıs gösterileri ve Mustafa Kemal Atatürk’e övgüler bu sebebe dayanıyor. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, Türk milletinin şeref ve onurunu temsil ediyor. 19 Mayıs önemi nedir? 19 Mayıs ne anlama geliyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin iradesi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a Mustafa Kemal Paşa’nın vatan uğruna yola çıkması ile yükseliyor. Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’da müfettiş olarak görevlendirildiğinde iki önemli adımı gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Birincisi, Mustafa Kemal Paşa, Avrupa ülkelerinin işgallerinin Karadeniz ve Doğu Anadolu’ya sıçramasını engelleyerek bağımsızlık mücadelesi ile bir güvenli bölge yaratabilmek. İkincisi ise Mustafa Kemal Paşa, resmi görevi olabildiğince milli mücadele çıkarları için kullanarak Türk milletinin bağımsızlığı için Osmanlı imkanlarını kullanabilmek.

Mehmet Başkan

19 Mayıs 1919 ve İsmet Paşa

Mustafa Kemal Atatürk bu gayeler ile Samsun’a vardığında kendisinin başaracağına dair inançlar zayıftı. Hatta İsmet Paşa, yeni evlendiğini söyleyerek Mustafa Kemal Paşa ile milli mücadeleye başlamakta acele etmemiştir. İsmet Paşa, Fatih‘teki evinde otururken Mustafa Kemal Paşa’nın kararlılığını ve kahramanlığını fark etti.

19 Mayıs

İsmet Paşa ve 19 Mayıs 1919

İzmir’de Hasan Tahsin ilk kurşunu işgalci Yunan askerlerine sıkarak ölüme koştu. Mustafa Kemal de, Hasan Tahsin de bağımsız bir ülke için canlarını ortaya koymaktan zerre şüphe duymayan milli mücadele kahramanlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk,  Samsun’a geldiğinde devlet imkanlarını kişisel çıkarları için kullanmadı. Samsun’a çıktığında Türk milletinin iradesine güvendi.

Mustafa Kemal, Samsun’a çıkarak Türkiye’de sine-i millet nedir tüm millete ve Türk aydınlarına öğretti. Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Padişahı’nın çaresizliğine ortak olmadı. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, Türk milletinin iradesine ve kahramanlığına güvendi. Osmanlı Devleti’nin yapısal olarak bittiğini ve ekonomik altyapısının artık çağa uygun olmadığını teşhis etmesi, milli iradeye güvenmek gibi özellikleri Mustafa Kemal Paşa’yı çağının birçok siyasetçisinden ve askerinden ayıran özelliğiydi.

Mustafa Kemal Paşa, İttihat ve Terakki Partisi ve Cemiyeti’nin geçmişteki hatalarını doğru teşhis etmeyi başardığı için Atatürk’ün Samsun’a çıkması, Türk milletinin tarihini ve yönetim şeklini değiştirmeyi başardı. Asker ve siyaset arasındaki çizgiyi çekmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayan Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da başlayan siyasi hayatı boyunca asker ve siyasetçiler arasında kesin bir çizgi çekmeyi prensip edindi.

Aziz Türk milletinin ve henüz doğmamış nesillerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarım. Nice milli şuuru ile yetişecek nesiller diliyorum.

Donald Trump Dönemi

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası