Referandumda neden hayır diyeceğim

Referandumda Neden Hayır Diyeceğim

Öncelikle bu sene yapılacak olan referandum hakkında birkaç kaygımı açıklamak istiyorum. Referandum, Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklemek veyahut desteklememek üzerinden değerlendirilmemeli. Referandumda oyu belirlerken desteklenen partinin referandumdaki tavrı dikkate alınmamalıdır. Türkiye’nin gelecekteki yönetim şeklini belirleyecek bir referandumun arefesindeyiz. Referandumda neden hayır diyeceğim sorusunun yanıtlarını sizlere madde madde açıklayarak anlatacağım. Herhangi bir siyasi partinin gücünü değil, Türkiye’nin onlarca sene sonrasını oylayacağız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak sizlerden ricam, Anayasa maddelerinin tamamını okumanız ve son cümleye dek beklemenizdir.

Referandumda Neden Hayır Diyeceğim

Anayasa’nın 9. Maddesi’nde bir değişiklik yapılacak. “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” yerine “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” getirilecek. Bu maddede herhangi bir sıkıntı görmüyorum ve bu maddeden dolayı herhangi bir kaygım yok.

Anayasa’nın 75. Maddesi‘nde 550 olarak belirtilen Milletvekili sayısı referandum ile 600’e çıkartılacak. 600’e çıkartılması veya 550’de kalması arasında önemli bir fark öngöremiyorum. Bu madde hakkında herhangi bir kaygım yok.

Anayasa’nın 76. Maddesi‘nde “Yirmibeş yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.(1) En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar” bölümünde değişikliğe gidiliyor. ”

18 yaş

Onsekiz yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.(1) En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, askerlikle ilişiği olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, (Değişik ibare: 27/12/2002-4777/1 md.) terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler. olarak değiştirilecek referandumdan “EVET” çıkar ise. Milletvekili seçilebilmek için alt limit 25’ten 18’e düşürülüyor. 18 yaşında deneyimsiz bir genç, devlet yönetiminde yeterli seviyede olamaz. Geçmişte bunun örneklerini de tarihimizde yaşadık. Gençler için güç zehirlenmesi büyük tehlikeler içerir. Osmanlı Devleti‘nin son yıllarında iktidarı ele geçiren Enver Paşa‘nın genç olmasından dolayı büyük hatalar yaptığını unutmamak gerekir. Devlet yönetimi, deneyim ve sakin kalabilmeyi gerektirir. 18 yaşında bir gencin zihinsel açıdan bu yeterlilikte olamayacağını bir kenara bıraksak dahi, 18 yaşında bir insan bilgi birikimi açısından olgunluk döneminde değildir. Kısaca 18 yaşında bir genç bilgi yatırımı yapma aşamasındadır. Lakin devlet yönetimi yatırımı faaliyete geçirme yeridir. Henüz çiğ bir meyveyi tabağa koymaktan farksızdır 18 yaşında bir milletvekiline mecliste yer vermek. Gelecekte devlete önemli katkılar sağlayabilecek yetenekli ve donanımlı bir devlet adamını henüz 18’inde getirmek, bu değerin de kaybedilmesine neden olur. Amerikan Dış Politikası’nda büyük bir önem arz eden Henry Kissinger 18 yaşındayken ABD tarafından aktif olarak kullanılsaydı, büyük bir hüsran yaşatırdı ve Kissinger’ı ABD kaybederdi.

77. madde ve neden hayır diyeceğim?

Anayasa’nın 77. Maddesi de değişiklik öngörülen maddeler arasında. ” Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri dört yılda bir yapılır.  Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebileceği gibi, Anayasada belirtilen şartlar altında Cumhurbaşkanınca verilecek karara göre de seçimler yenilenir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir. Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer.” Bu madde tamamen değiştiriliyor. “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.” olarak değiştiriliyor. Geçmişte TBMM 5 senede bir yenileniyordu ve AK Parti döneminde 4 seneye indirilmişti. Şimdi ise yeniden 5 seneye çıkartılıyor ve Cumhurbaşkanı(Devlet Başkanı) Seçimi ile aynı gün yapılıyor. Parlemento ve Hükümet olacak olan Devlet Başkanı‘nın aynı gün seçilmesi büyük bir muamma oluşturuyor. Meclis seçimlerinin veya Devlet Başkanı seçiminin arka planda kalması gibi bir durum söz konusu olabilir ki yetki gereği Başkanlık daha cazip olduğu için Meclis seçimleri arka plana itilecektir. Meclis’te liyakat sorunu daha fazla karşımıza gelebilir değişiklik sonrasında. Ek olarak, siyasi atmosfer gereği her iki devlet organı da aynı kesimden olacağı için tek sesli bir yönetim biçimi olur. Toplumda yalnızca tek bir siyasi elitin devleti yönetmesi, toplumun geriye kalanının uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne aidiyet sorunu yaşamasına neden olur. Devlet ile toplumu birbirinden uzaklaşmasına neden olacak.

87. Madde ve neden hayır diyeceğim?

Anayasa’nın 87. Maddesi‘nde de önemli değişiklikler öngörülüyor. “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak” maddesinde “Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” yetkisi kaldırılıyor. Kısa ve net bir şekilde “Meclis’in Hükümet’i denetleme yetkisi alınıyor.” Denetlenemeyen bir Hükümet’in olması, ileride tehlikeli insanların ellerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yerle bir edilmesine neden olabilir.

Anayasa’nın 89. Maddesi‘nde “Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayımlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir.” deniyor. Ancak yeni anayasa taslağına göre Cumhurbaşkanı bir maddeyi reddettiğinde tekrardan Cumhurbaşkanı’na gelebilmesi için Salt çoğunluğun yarısından fazlasının kabul etmiş olması gerekiyor. Kısacası, Cumhurbaşkanı istemiyorsa Meclis’in bir maddeyi geçirebilmesi için 301 Milletvekili’nin kabul etmesi gerekiyor. Meclis iradesinin zincirle bağlanmasından hiçbir farkı yoktur bu maddenin. Cumhurbaşkanı kabul etmediği sürece Meclis’ten maddenin geçemeyeceği anlamına gelir. Daha evvel İsrail’de Cumhurbaşkanı ile Meclis farkı partilerden olmuştu ve bu madde sebebiyle İsrail’de de büyük sıkıntılar yaşandı. Cumhurbaşkanı, Meclis’i iş yapamaz hale getirebilir bu madde nedeniyle.

93. Madde

Anayasa’nın 93. Maddesi‘nde yapılan değişiklik Meclis’i ve Halkın Egemenliği’ni küçük gören bir takım değişiklikler içeriyor. Mevcut Anayasa’da “Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir; ara verme veya tatil sırasında, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, Cumhurbaşkanınca toplantıya çağrılır.” Bu maddeye göre Meclis ve Meclis’in bünyesinden çıkan Bakanlar tarafından Meclis’in toplanması talep edilebilir ve gerçekleştirilebilir veya Meclis’in ara vermesi kararı alınabilir. Ancak yapılan değişiklik ile “doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine” bölümü kaldırılıyor ve sadece Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine Meclis’in toplanabileceği ve Meclis’in ara verebileceğini belirtiyor. Bu maddede öngörülen değişikliğe göre, Cumhurbaşkanı’nın talebiyle Meclis ara verebiliyor, bu durum ise Meclis’in üzerinde bir Cumhurbaşkanı tehdidi yaratıyor. Meclis’in çıkaracağı maddeleri kendi siyasi görüşüne yakın hissetmeyen kötü niyetli bir Cumhurbaşkanı bu maddeyi kötüye kullanabilir ve Meclis’in ara vermesine karar verebilir. Bir gün Diktatör olma yoluna giren bir Cumhurbaşkanı, Türkiye’de milletin iradesini ortadan kaldırabilir bu yetkiyi kötüye kullanarak. Herhangi bir insana bu yetkiyi vermek, bugün bir sorun yaratmasa dahi bir gün elbet kötüye kullanan olacağı için Türkiye veya herhangi devlette halka zulmün yolunu açar.

98. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 98. Maddesi‘nde Türkiye Cumhuriyeti’nde Meclis’in Hükümet’i denetleme yolları belirtiliyor. “Türkiye Büyük Millet Meclisi; meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır.Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.” Ancak değişiklik ile birlikte maddenin başlığındaki “TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yolları” kaldırılmak isteniyor. Meclis’in Hükümet’i denetleyecek herhangi bir başlığın olmaması, TBMM’nin Hükümet’i denetleyebileceği herhangi bir Anayasa başlığının olmamasına neden oluyor, bu durum ise Hükümet’in denetimden uzaklaşmasına neden olacak. 

101. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 101. Maddesi Cumhurbaşkanı hakkında belirlemeleri içeriyor. “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir. Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.” Maddenin başlığındaki Cumhurbaşkanı’nın Niteliği ve Tarafsızlığı kaldırılmak isteniyor. Bu maddenin kaldırılmasıyla birlikte Cumhurbaşkanı, Siyasi Parti Lideri ve Cumhurbaşkanı sıfatını aynı anda taşıyabilecek ve Cumhurbaşkanı nitelikleri ve tarafsızlığı belirginlikten uzaklaşacak. 20 Milletvekili imzası ile Cumhurbaşkanı Adayı çıkartılabilir cümlesinin yerine Siyasi Parti Grupları ibaresinin yerine getirilmek istenmesi Milletvekilleri’ni siyasi partilerin el kaldırıp, indiren işlevsiz kuklaları haline getirir. Partilerin Cumhurbaşkanı Adayı belirleyeceği ve Cumhurbaşkanı’nın Partili olması durumunda Cumhurbaşkanı’nın bütünleştirici rolü ortadan kalkıyor. Bir siyasi partinin lideri olan ve partisini iktidara getirmeye veya iktidarda tutmaya çalışan bir Cumhurbaşkanı, halkın tamamını temsil edemez ve orta vadede Türkiye’nin bölünmesine neden olabilir.

104. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 104. Maddesi‘nde Cumhurbaşkanı’nın Görev Tanımı yapılıyor. Bu maddede ise baştan sona bir değişim söz konusu. Mevcut Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın görevi, “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Anayasa taslağında “Cumhurbaşkanı Meclis’e İç ve Dış Politika hakkında mesaj verir” deniyor. Ek olarak, geçmişte Bakanlar Kurulu’nun yetkileri dahilinde olan Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanı’na veriliyor. KHK’lar tarafından yönetilen ülkelerde demokrasiden söz etmek zordur. KHK yetkisinin tek bir insana verilmesi kötü niyetli insanların devleti ele geçirilmesi için tehlikeli bir silahtır. Örneğin, görevini kötüye kullanan bir Cumhurbaşkanı, KHK’lar aracılığı ile Meclis’i işlevsiz hale getirebilir veya insanların ibadetlerini dahi kısıtlama hakkını elde edebilir. Mevcut koşulda böyle bir durum söz konusu olmasa dahi, gelecekte bu yetkinin varlığı toplumun özgürlüğünü ve haklarını tehdit ediyor.

105. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 105. Maddesi‘nde de değişiklik talep ediliyor. Cumhurbaşkanı’nın Sorumluluk ve Sorumsuzluk Hali başlığı yerini Cumhurbaşkanı’nın Cezai Sorumluluğu başlığına bırakıyor. Talep edilen değişiklikler gerçekleşirse mevcut Anayasa’daki “Kişisel Suçlar” ve “Görev Suçları” ayrımı ortadan kalkıyor. Bu ayrımın ortadan kalkması ise Cumhurbaşkanı’nın denetlenebilmesi ve ortaya çıkan bir suçta yargılanabilmesinin önünde büyük bir engel teşkil ediyor. İleride bir Cumhurbaşkanı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve servetini bir başka ülkeye pazarlaması durumunda yargılanması gibi, bir cinayet veya trafik kazasına karışması durumunda da 400 Milletvekili‘nin onayı ile yargılanabilecek. Meclis’te 3’te 2 çoğunluk olmadan Cumhurbaşkanı’na yargının önünün dahi açılamamasının taşıdığı riskleri açıklayacağım. Cumhurbaşkanlığı makamının gelecekte kötü emellere sahip insanların eline geçmesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu olabilir. Görev süresi tamamlandığında dahi Cumhurbaşkanı’nın yargılanma korkusundan uzak olması, Cumhurbaşkanlığı makamının kötüye kullanılmasını önünü açar ve Türkiye’yi yolsuzluk, ihanet, savaş ve iç savaş bataklığına sürükler. Herhangi bir insanın bu denetimsizliğe ve hukuki sorumsuzluğa sahip olması, insan doğasına aykırıdır. Geçmişte Osmanlı Devleti‘nde Enver Paşa‘nın yaşattıklarından çok daha travmatik acılara gebe bırakılırız.

106. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 106. MAddesi‘nde Cumhurbaşkanı’nın yurtdışında olduğu dönemde vekaleten yerine kimin görev yapacağı ve çeşitli nedenlerle Cumhurbaşkanı’nın olmayışı durumunda neler olacağı düzenlenmiştir. Referanduma gidecek olan Anayasa taslağına göre, Cumhurbaşkanı’na vekaleten görevi Meclis Başkanı üstlenmeyecektir. Mevcut Anayasa’daki “Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.” hükmünün kaldırılması isteniyor. Milli İrade’nin seçtiği Cumhurbaşkanı yerine vekaleten Milli İrade‘nin seçtiği Meclis’in başı olan Meclis Başkanı yerine “atanmış” Cumhurbaşkanı Yardımcısı görev yapacaktır. Uzun bir süre demokrasi mücadelesi veren Türkiye’de milletin iradesinde yetki alınarak “Atanmış” bir bürokrata yetkinin verilmesi, milletin yok sayılmasıdır. Türkiye uzun bir süre atanmışlar ile seçilmişler arasında mücadeleye sahne oldu. Bu madde ile birlikte Atanmışlar büyük bir zafer elde edecektir ve Milli İrade yok sayılacaktır.

116. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 116. Maddesi‘nde hangi durumlarda seçime gidileceği belirtilmiştir. Yapılması öngörülen değişiklik ile birlikte seçime gidilmesinin kararı alınmasında Meclis’in vasfı azaltılıyor. 400 Milletvekili’nin talebi halinde yeniden seçim kararı alınabilir ama mevcut Anayasa’da Bakanlar Kurulu veya Başbakan güvenoyu alamaması durumunda hükümet kurulamazsa erken seçime Meclis’in iradesi ile gidilebilir. Ancak yeni taslağa göre, Meclis’te 400 Milletvekili’nin yeniden seçim kararı alması ile tek bir kişi olan Cumhurbaşkanı’nın keyfi bir seçim kararı alabilmesi eşdeğer tutulmuştur. Büyük tehlikelere gebe bu talep Türkiye’nin geleceğine dinamit koyan maddeler arasındadır. Örneğin, 2002 yılında AK Parti Meclis’te çoğunluğu elde ettiğinde Cumhurbaşkanı AK Parti karşıtı kesimden olması durumunda seçimleri yenileme kararı alabilirdi ve AK Parti’nin elde ettiği zaferi tersine çevirebilirlerdi. Böyle genişleri sınır yetkiler, toplumda yetki ve görevlerin denk dağılmasının önünde büyük bir engel oluşturur. Anti-demokratik zihniyetteki bir siyasetçi ülkeyi siyasi ve ekonomik kaosa sürükleyebilir.

119. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 119. Maddesi‘nde Olağanüstü Hal, Sıkıyönetim ve Seferberlik ilan edilmesinin yöntemi belirlenmiştir. “Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.” Yeni Anayasa taslağına göre OHAL ilan etme yetkisi tek bir kişiye verilmesi talep ediliyor. Meclis’i tatil etme yetkisine sahip bir Cumhurbaşkanı’nın OHAL ilanını onaylamayacak bir Meclis büyük bir tehlike altındadır. Cumhurbaşkanı’nın talepleri karşısında Meclis’e ara verme tehdidi yapılabilir. Meclis’in varlığından rahatsız ve despot bir Cumhurbaşkanı göreve gelirse Meclis’e ara verme yöntemi ile ülkedeki siyasi tek erk olma kuvvetini elinde bulundurabilir ve kurumları tek bir yerden ele geçirebilir. Böyle bir yetkiyi ele geçirmek adına uluslararası ajanların Türk siyasetinde cirit atmak için daha fazla sebebi olabilir. Destekledikleri bir adayı Cumhurbaşkanı edebilmek adına verecekleri mücadelenin bir gün başarılı olması durumunda bir gecede tek kurşun sıkmadan Türkiye’yi ele geçirebilirler bu yetkilerle.

YARGI HAKKINDA MADDELER

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 142. Maddesi ile Mahkeme kuruluşu ile ilgili düzenleme vardır. Mevcut maddeye ek olarak, “Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamaz. Ancak, savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilir.” ilave edilmiştir. Bu değişikliğe olumlu yaklaşıyorum. Savaş halleri dışında yargılamaların askeri olmamasının adalet ve sivil kuvvetlerin varlığı açıdan önemli olduğu düşüncesindeyim.

146. madde

Anayasa’nın 146. Maddesi‘nde Anayasa Mahkemesi Üyeleri ile ilgili düzenlemeler yapar. Mevcut üye atamalarında herhangi bir değişiklik olmayacaktır. Yalnızca 17 olan Anayasa Mahkemesi’nin üyesi sayısı, 15’e düşürülüyor. Cumhurbaşkanı yetkilerindeki değişim ve parti görevine devam ediyor olması Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’nin hakimi olmasına neden oluyor. Cumhurbaşkanı, yeni Anayasa paketine göre Meclis denetiminden ve kontrolünden uzak. Buna ek olarak, Anayasa Mahkemesi’nin de Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor olması, Cumhurbaşkanı’nı denetimden tamamen uzaklaştırıyor. Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen YÖK’ün belirleyeceği adaylar da Cumhurbaşkanı nüfuzunda olacaktır, Cumhurbaşkanı olarak belirlediği üyeler dışında Meclis’te de Cumhurbaşkanı’nın siyasi partisi hakim kuvvet ise o sıfatı ile de üyeleri belirleyeceği için Anayasa Mahkemesi‘ni işlevsiz hale getiren bir madde. Gelecekte rakip devletler tarafından Türk siyasetinde kontrol altında tutulan bir siyasetçi Cumhurbaşkanlığı makamına ulaşırsa bir daha kendisinden ve destekleyen ülkelerden Türkiye’yi kurtaramayız. İç savaş ve kan dışında hiçbir yol bizleri kötü niyetli ajanlardan ve diktatörlerden kurtaramaz.

Yargı hakkında maddeler! Referandumda neden hayır diyeceğim?

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 159. Maddesi‘nde Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu hakkında düzenlemeler vardır. Anayasa Taslağı’nda Yüksek kelimesi kurulun adından kaldırılmıştır. Bu madde teorik olarak herhangi bir değişiklik içermemektedir.  Yargı’nın felsefesi gereği Meclis ve Hükümet’i denetleme ve kararı bozma yetkisi vardır ve Yüksek kelimesi ile bu siyasetüstü görev vurgulanır ama bu vurgunun kaldırılması felsefi açıdan Yargı tarafsızlığı anlayışını gölgeler. Anayasa’nın 9. maddesinde vurgulanan yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı bu madde ile yok ediliyor. 13 üyesinin 5 tanesi doğrudan Cumhurbaşkanı, 1 tanesi Cumhurbaşkanı’nın atadığı Adalet Bakanı ve onun atadığı Adalet Bakanı Müsteşarı olduğuna bakılınca 13 üyeli HSYK’nın 7’si Cumhurbaşkanı tarafından atandığı için Hükümet’in yargılanamaz ve denetlenemez bir kimliğe bürünmesine neden olur.

Yargı ve Cumhurbaşkanı

Referandumda “EVET” çıkması durumunda Yargı’nın Cumhurbaşkanı’nın bürokratları olmaktan öteye gidemeyeceği bir sistem gelecektir. Bir defa iktidara gelen siyasetçinin iktidarı bırakmama ve Anayasa’yı ihlal ederek yönetimi terk etmeyerek devam etmesi gibi bir durum ile karşılaşırsak buna engel olabilecek bir Yargı ve Meclis olmayacak. İslam karşıtı bir siyasetçinin bir gece seçimden zaferle ayrılması sonrası Türkiye’de ölene dek hüküm sürebileceği bir düzeni hiçbir Müslüman’ın isteyeceğini düşünmüyorum. Bir başka açıdan bakarsak, Türk düşmanı bir siyasetçinin iktidarı zapt ederek Türk milli kimliğini ve kültürünü yok edecek sistematik politikalarla ölene dek iktidarda kalmasını hiçbir Türk yurttaş istemeyecektir.

161. madde

Referandumda neden hayır diyeceğim? Anayasa’nın 161. Maddesi‘nde Yıllık Bütçe ile ilgili düzenlemeler ve sınırlar vardır. Yeni Anayasa Taslağı’na göre, Cumhurbaşkanı Bütçe teklifini Meclis’e sunar ve kabul edilmemesi durumunda yeniden düzenlemeye gidilir, yine sonuç alınamaz ise bir önceki senenin bütçesine enflasyon farkı eklenir ve o uygulanır. Cumhurbaşkanı’nın Meclis üzerindeki gölgesinin yeni Anayasa taslağına göre ne kadar güçlü olacağı düşünüldüğünde görevini kötüye kullanabilecek bir Cumhurbaşkanı’nın bir defa arzu ettiği bütçeyi almış olması görev süresinin sonuna kadar enflasyon farkı ile aynı bütçeyi alabilmesinin önünü açıyor.

SONUÇ OLARAK HAYIR

Referandumda neden hayır diyeceğim sorusunun yanıtını Anayasa madde değişiklik önerilerini madde madde değerlendirerek açıkladım. Anayasa değişikliğinde oyumun HAYIR olmasının nedeni herhangi bir şahıs veya siyasi görüş ile ilgili değildir. Türkiye mevcut siyasi gücün otoritesini oylamayacak, Türkiye’nin gelecekteki iktidarlarını ve yetkilerini oylayacak. Mevcut iktidar partisine oy veren yurttaşlarımızdan oy kullanırken destekledikleri partinin tutumunu değil, gelecekte görevini kötüye kullanabilecek bir iktidar ile ne kadar büyük bir zarar görülebileceği ihtimaliyle oy kullanmaları gerekir. Yapılacak olan referandumun AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi veyahut diğer partiler ile alakası yoktur. İktidara gelmesini istediğimiz siyasi partiyi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceğini oylayacağız. Referandumda kullanacağımız oy, Türkiye’yi nerelere sürükleme ihtimaline sahip olabilir, bunları değerlendirerek oy kullanalım. Onlarca sene sonra evladımın zulüm görmesi ihtimalinin ortaya çıkmaması için HAYIR oyu kullanacağım.

Bayram, Yalnızlığa Baş Kaldırıdır

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Donald Trump Dönemi

Donald Trump Dönemi

Uluslararası Politika odaklı Amerika Birleşik Devletleri, özünden uzaklaşmıştı. 1. Dünya Savaşı da, 2. Dünya Savaşı da Amerika Birleşik Devletleri açısından Eski Dünya‘nın meseleleri olarak görülüyordu. Nitekim, her iki savaşa da Amerika Birleşik Devletleri sonradan müdahil olarak liberal düzeni koruma gereği duyduğu için mecburen girmek zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaysa Sovyet Rusya tehlikesi, Amerika Birleşik Devletleri’ni özünden kopmak zorunda kalmıştı. ABD’de bu politikaların içerideki tepkilerine kulak veren bir siyasetçi ortaya çıktı. O isim Donald Trump oldu. Trump Dönemi hem ABD hem dünya için revizyonlarla dolu bir dönem olacak.

Trump Dönemi ve Amerikan Politikası

Donald Trump, Başkanlık süreci boyunca Amerika Birleşik Devletleri’ni bürokrasiyle mücadele ederek de olsa şekillendirecek, son nefesine dek bu böyle olacak. Amerika Birleşik Devletleri yeniden iç pazarına ve iç politikalarına yönelecek. Orta Doğu’da sınırları belirlemek ve emperyalizmin fedaisi olmaktan öte, vatandaşın kaygılarına odaklanan bir devlet haline gelmeyi hedefliyor. Donald Trump, bir kumar oynamadı. Aksine Donald Trump halkın taleplerini doğru okumayı başardı ve cesurca bunu dillendirdi. Donald Trump, “unutulan insanlar” olarak bahsettiği yerlileri yok eden, Amerikalılar kimliğini alan ve gerçek toprak sahibi haline gelenlerin kaygıları dikkate alacak. Amerika Birleşik Devletleri’nde Beyaz Amerikalılar dışında Latin Amerika kökenliler, Arap kökenliler, Afrika kökenliler sınır dışı edilecek algısı yaratılıyor ama öyle bir şey gerçekleşmeyecek. Yalnızca, Amerika Birleşik Devletleri’nde kaçak olarak çalışanların sınır dışı edileceğinden bahsediyor. Tüm devletlerin üzerine düşen görevlerden birisini yerine getireceğini vaat ediyor yalnızca. Geçmişte Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’de kaçak çalışan Ermenilerin sınır dışı edilmesinden bahsetmişti.

Donald Trump, kimlik inşaası ve kalkınma odaklı politikalarla Başkanlık sürecini tamamlayacaktır. İç yatırımlara ABD’nin yönelmesi, uluslararası piyasada “Dolar Krizi” habercisi olarak yorumlanabilir. Çin’in iç piyasaya yönelik yatırımlarının ve üretimlerinin artması, Çin‘in büyük bir sarsıntı yaşamadan yoluna devam edebilmesini sağlayacaktır. Ancak Türkiye gibi sıcak para girişine muhtaç olan ülkeler için Donald Trump Dönemi hayırlara vesile olmayacaktır. Gelişmekte olan ülkelere Amerikan dolarının yatırılmasından ziyade paranın Amerikan pazarında kalmasının gündeme gelmesi dahi Türkiye ve benzeri ülkelerde korku yarattı.

Trump Dönemi ve NATO

Donald Trump, Başkan seçilmeden evvel NATO hakkında oldukça sert açıklamalar yaptı. NATO’nun işlevsizliği ve gereksizliği gündeme getirildi. Ancak bu açıklamalardan NATO’nun lağvedileceği anlamı çıkarılamaz çünkü bu konuşmadan anlaşılması gereken nokta Avrupa için güzel günlerin geride kaldığıdır. Amerika Birleşik Devletleri, NATO’nun maddi ve manevi yükünü 2. Dünya Savaşı‘ndan bu yana tek başına sırtlıyor ve Amerikan halkı için de devlet için de büyük bir yük oluyor. Avrupa ülkeleri askeri harcamaları minimum tutarak sağlık ve eğitim alanında büyük bir yol kat etti. Amerika Birleşik Devletleri, artık eski kıtanın daimi koruyucusu olarak var olma gibi bir niyete sahip değil.

Kalkınmacı bir politika izleyecek olan Amerika Birleşik Devletleri, kaba bir söylemle Avrupa’ya ne halin varsa gör tehdidini savuruyor. NATO’da artık ABD tek başına yükü sırtlama niyetinde değil, eski kıtanın da elini taşın altına koymasını bekliyor. Adolf Hitler ve Mussolini tehditleri ortadan kaldırıldığından bu yana, Amerika Birleşik Devletleri zorunlu olarak Kapitalist ekonomik yapının ve liberal siyasal yapının bekçisi görevini üstlendi. Ancak ilk andan itibaren ABD bu durumdan hoşnut olmadı, aksine bu düzen Avrupa kıtasını askeri açıdan tembelleştirdi ve kolaya kaçmaya alıştırdı. Askeri harcamaları ABD’nin yapacağına inanarak refah odaklı bir anlayışa büründü. Amerikan halkının bu durumun sonucundan dolayı yaşadığı sıkıntıları doğru teşhis eden Trump, ABD halkının oylarını almayı başardı.

Trump’ın Başkanlık konuşması sonrasında attığı tweet ise gelecek hakkında ufak bir ipucu niteliğinde.

 

 

 

Trump Dönemi ve Suriye

Obama’nın Orta Doğu politikasında önemli bir farklılık vardı. Obama, Orta Doğu politikasında işbirliği için devletleri değil, örgütleri işbirliği için tercih etti. Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkisinin zayıflamasının altında yatan en önemli sebeplerin başında da Obama’nın bu anlayışı geliyor. Obama, Suriye’de PYD ile işbirliği yapma yoluna gitti ve bu işbirliği Türkiye’nin ABD’ye karşı güvenini zedeledi. Türkiye’nin Rusya ile son dönemlerdeki yakınlaşmasının en önemli sebeplerinden birisi ABD’nin bu tutumudur. ABD’nin doğrudan bir örgütü destekleyerek meşru devleti yok sayması, Amerika’nın itibarını zedeledi. Bunun yanında, muhalifleri Orta Doğu’da Amerika’nın piyonu durumuna düşürdü imaj açısından. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad‘ın stratejisine ek olarak, Rusya – İran – Çin üçlüsünün pratikte işbirliklerinin tatbikatını sağladı.

Obama’nın bu yanlış politikasının sonucunda ABD açısından tehdit olabilecek üç önemli devletin birbirlerine karşı yaşadıkları güvensizlikler azaldı ve gelecekte ABD açısından sorun yaratabilir. Donald Trump ise Orta Doğu’da yeniden devletleri muhattap olarak alacaktır ve bu hamle, ABD’ye yeniden Türkiye ile yakın ilişkiler imkanı sağlayacaktır. Suriye’nin kuzey bölgelerinde PYD yerine Türkiye üzerinden silahlı mücadele yürütülme yoluna gidilebilir. Beşar Esad’sız bir Suriye planını bir kenara bırakmak, ABD açısından uluslararası bir başarısızlık olarak algılanmamalı. Aksine “MAKE AMERICA GREAT AGAIN!” politikası gereği ABD’nin içe dönüşünün sembolü olacaktır ve ABD’nin güvenilirliğini arttıracaktır. George Bush ve Obama döneminde ABD’nin kötü imajının ve güvenilmez bir devlet olduğu algısının güçlenmesi sonrası böyle bir reaksiyonun ortaya çıkması, ABD açısından bir kazanım olacaktır.

Trump Dönemi ve Rusya

Radikal İslam ve İslami terör ile mücadele konu başlığına Trump’ın yönelmiş olması, Rusya ile ortak bir noktada buluşabilme açısından önemli bir fırsat olacaktır. Dünya yeni bir Soğuk Savaş evresine mi girdi sorusunun sorulduğu ve tartışıldığı bir dönemde İslami Terör ile mücadele için Rusya ve ABD’nin birlikte hareket edebilmesi, hem ABD ekonomisi hem de küresel ekonomi açısından büyük bir önem arz ediyor. İran ile yapılan nükleer anlaşmaya Trump döneminde sadık kalınacaktır ve İran ile ilişkiler en kötü ihtimal ile stabil tutulacaktır. Astana Zirvesi, Trump Dönemi’nin nasıl olacağı ile ilgili önemli bir ipucu verecek. Astana Zirvesi sonrasında ABD – Rusya – İran üçlüsünün ortak bir noktada buluşamasa dahi kazanımlar olması, Yeni Soğuk Savaş korkusunu bir nebze olsun zayıflatacaktır ve piyasalara olumlu yönde etkisi olacaktır.

Trump Dönemi ve Recep Tayyip Erdoğan

Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump’ın anlaşabileceği bir insan, çünkü Donald Trump kalıcı sistemler ve düzenli ilişkiler talep eden bir Başkan olacak. Recep Tayyip Erdoğan gibi, diğer ülkelerde de uzun süre aynı isimlerin yönetmesinin Trump’ın tercihi olduğu söylenebilir. Trump’ın Özgürlük yerine Medeni kavramını kullanarak ABD’nin ilişkileri için ufak bir ipucu veriyor. Kırılgan yönetimleri olan ülkelerden ziyade devamlılığı olan siyasi liderler ile daha iyi ilişkiler kuracak. Amerika Birleşik Devletleri Başkanları özgürlük kavramına ve iyi ilişkiler kurduğu devletlerdeki özgürlüklere önem veren bir anlayışa sahipti ama Donald Trump için önemli olan devamlılık ve istikrardır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de uzun yıllardır iktidarda olması ve toplumsal bir tabanının olmasının uzun süreli bir ilişki vaat ettiği için Trump için önemli bir yer edecektir. Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda Donald Trump’ın olası bir hamlesi Türkiye tarafını çok şaşırtmamalı. Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi için işkence yapılmaması ve cezaevi şartlarının iyileştirilmesi gibi şartlar ortaya konabilir özellikle son zamanlarda şiddet görüntülerinin basına yansımasından dolayı. Gülen’in iadesi ihtimali, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasını durdurması için önemli bir adım olabilir. Fethullah Gülen meselesi, Türkiye için imkansız olarak görünmüyor fakat bu konuda Türkiye’nin üzerine düşecek iyileştirmeleri gerçekleştirmesi gerekir.

Trump Dönemi, Türkiye ve İsrail’de istikrarlı yönetimlerin devamını sağlayacaktır. Orta Doğu’da terör örgütleri veya muhalif örgütler yerine devletlerin aktör olarak görülecek olmasından dolayı, Obama dönemindeki gibi her iki devlet de ABD ilişkilerinde sorun yaşamayacaktır. Hem İsrail’de Netenyahu, hem Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump Dönemi’nde yerlerini sağlamlaştıracaklardır.

İlgi çekebilecek yazılar:

Modern liberalizm ve modern liberalizmin özellikleri

Tek millet muhafazakarlığı

İran dış politikası üzerinde Rusya etkisi var mı?