dirilen iskelet Herkes Dergisi

Dirilen İskelet Romanında Din ve Bilim Çatışması

Dirilen İskelet romanında din ve bilim çatışması!

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Dirilen İskelet adlı eserinde, yazar çeşitli konular üzerinde durur. Bunlardan en göze çarpanları din ve bilim çatışması, batıl inançlar, kadın ve erkek ilişkileridir. Daha geri planda kalan ama okuyucuda yine de his bırakan doğu ve batı medeniyetlerinin durumu, aşk anlayışları, evlilik hakkında düşünceler, cariyelik meseleleri de okuyucuya alttan alta hissettirilmeye çalışılmıştır. Dirilen İskelet, belirli karakterler ve bu karakterlerin birbirleriyle olan çatışmaları, ilişkileri ele alınır. Aklı ve bilimi esas alan karakterler romanın başkişilerinden olan Tayfur’dur, bununla birlikte yakın arkadaşı Doktor Ferhat’ta bu yöne eğilimlidir. Onların karşısında daha çok dini düşünen ve savunan, yeniliklere de açık olan Feyzi, Sadi ve Nihat’ta ayrı bir gruptur. Bununla birlikte Dirilen İskelet romanının en üst karakterlerinden biri olan Tayfur’un evinde yaşayan cariye konumunda ki Nasıra’nın varlığı Dirilen İskelet romanındada ayrıca önem teşkil eder. Kötü karakterler olarak ise Banu Hanım ve Cevri romandaki yerini alır.

Dirilen İskelet

Dirilen İskelet romanında birçok konuya değinildiği için hepsine teker teker değinme fırsatı bulamayacağım, dolayısıyla en dikkat çekici noktalardan birisi “din ve bilim” çatışması üzerinde durmayı tercih ettim. Romandaki karakterlerden olan Tayfur, Avrupa’da gördüğü bir evde nöbetçi kulübesi içine yerleştirilen kefenli bir iskeletten etkilenir ve bunun gibi bir şeyi kendisi de yapmak ister. Geceleri arkadaşı Doktor Ferhat’la mezar kovuklarından iskeleti tamamlamak için kemikler toplamaya başlarlar. Bilime önem vermektedir, insanın aklını kullanması gerektiğini düşünmektedir. Tüm bu olanlar göz önünde bulundurulduğunda Tayfur’un yeniliklere karşı açık olduğu anlaşılmaktadır. Ancak romanda anlatılan mekanın atmosferi Tayfur için olumsuzdur. Çünkü Tayfur’a karşı cephe alan insanlar vardır. Özellikle dini inançlarına bağlı olan insanlar Tayfur’un tüm bu yaptıklarını ayıplarlar, kınarlar. Romandaki karakterlerden olan Feyzi, Sadi ve Nihat’ın yanına Tayfur’un yaptığı işleri anlatmak için Camii Meyzini gelir.

Camii Meyzinin sözleri…

Camii Meyzinin dedikleri şöyledir. “Komşumuz olacak o Tayfur Bey midir, Menfur Bey midir? Bu çocuk Firavun gibi Tanrı’ya ortaklığa kalkışıyor. Konağın damı üzerinde türlü araçlar… Güya onlarla dünya yüzüne ne kadar yağmur düştüğünü ölçermiş. Hava yarın iyi mi olacak, fena mı anlarmış, Tanrı korusun, olmaya ki, hiç Tanrı işine karışılır mı? … Tayfur damın üzerine araç koymuş, gökyüzü ile konuşuyormuş. Konakta bir odası varmış. İçeriye kimseyi koymazmış. Sonra bir masanın üzerinde yine teller, borular, semaver gibi araçlar, gramafon borusu, iri şekerci külahı gibi ağızları geniş bir takım nesneler… Bunları ortasına otururmuş. Kulaklarına ufak birer tekerlek yapıştırırmış. Etrafı dinlermiş. Bu alemin dört köşesinde ne oluyor, ne bitiyor, hepsini işitirmiş. Bu hal keramet sahibi kimselere mahsustur. Evliya işidir…”

Meyzin’e göre bu aletler kabahattir, günahtır. Tanrıya ortak koşmaktır. Sadi ve arkadaşları bu düşünceleri doğru bulmaz ve iyi, güzel olan şeylerden faydanılması gerektiğini düşünürler. Bu aşamada Meyzin’in tamamen dışa kapalı, üretime, teknolojiye ve yeniliklere açık olmayan biri olarak romanda yer aldığı görülür. Müsbet bilimlere, telsif, telgraf, telefon, uçak, teleskop, mikroskop, tiyatroi sinema vb. şeylerin şeytan işi buluşların olduğunu ve uzak durulması gerektiğini söyleyen din adamlarına cami meyzini aracılığıyla göndermeler yapılır.

Din ve bilim çatışmasında, dini ön plana çıkartıp, bilimi geri planda bırakmıştır!

Ülke batıyı örnek görüyorsa oradaki işe yarar icatları elbete getirecektir, bu açıdan Hüseyin Rahmi Gürpınar, hocaların kendilerini yenilemeleri, geliştirmelerini yüksek fikirlere açık olamaları gerektiğini hissettirmeye çalışır. Romanın ilerleyen bölümlerinde ise yazar din ve bilim çatışmasında, dini ön plana çıkartıp, bilimi geri planda bırakmıştır. İnançlar, hisler bilimin önüne geçmiştir. Romanın ana karakterlerinden sayılan Tayfur ve Nasıra arasında geçen konuşmalardan hareketle böyle bir düşünceye varılmaktadır.

Daha öncede belirttiğimiz gibi Tayfur bilimi ve aklı esas aldığı için, aklına yatmayan şeyleri boş ve gereksiz şeyler olarak görmektedir. Nasıra ise bilimin açıklayamadığı bazı noktaları inançlar, hisler açıklamaktadır. Özellikle Nasıra karakteri Dirilen İskelet boyunca hep üstün yetenekleri olan, bazı şeyleri önceden görebilen biri olarak ele alınmıştır. Nasıra’nın el falı ile insanların kaderlerinin görülebileceğini iddia eder. Ancak Tayfur’a göre bunlar boş inanç türünden gülünç şeylerdir.

Dirilen İskelet

Ona göre bir insanın kaç yıl yaşayacağı, kaç çocuğu olacağı, mutlu veya mutsuz olacağı elle, avuçla görülecek bir şey değildir. Göklerdeki yıldızların insan hayatına etki ettiği düşüncesini de doğru bulmaz. Bunu şöyle açıklar. “Göklerin elmasları burçların, bizim dünyamızdan ölçülemeyecek derecede büyük yıldızların, zavallı insanların evrende asla önemi olmayan küçük talih işleriyle hiçbir ilişkileri yoktur.” (s.181). Bu söylenenlere karşın Nasıra’nın dedikleri de önem arz eder. Bunların uydurma bir şey olmadığını, tabiatın çizdiği hükümlerin okunduğunu belirtir.

Dirilen İskelet ve Nasıra’nın konuşması!

Nasıra’nın şu konuşması önemlidir. “Tayfur, anlamadığın, etüdünü yapmadığın, incelemediğin bir şeyde bu kadar inat ve ısrarla söz söyleme. Sinir hastalıkları uzmanı bir doktor, nevropot bir hastanın yüzüne bakınca hastalığın türünü, derecesini nasıl anlayabilirse bu elleri, alınları okuyanlarında böyle ustalıkları, denemeleri var.” (s.181).

Daha önce hocaların eleştirisini yapan yazar, burada ise akıl ve bilime körü körüne bağlananların eleştirisini yapmaktadır. Akıl ve bilimin açıklığa kavuşturamadığı bazı noksan tarafları din alimleri, inançlı kimseler aracılığı ile kavuşturulabileceğinin vurgusunu yapar. Böylelikle romanda iki zıt kesim irdelenmiş ve okuyucuya sunulmuştur. Oldukça akıcı bir üslupla yazılmış bu romanın herkesçe okunması gerektiğini düşünenlerdenim

Bayram, yalnızlığa baş kaldırıdır!

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası