Hakimiyet milletindir

Hakimiyet Milletindir

Hakimiyet milletindir! Ülkemizin birlik ve bütünlüğü son zamanlarda görüldüğü üzere önemli bir yükseliş göstermektedir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi ise geçen haftalarda yaşanan, akıllardan silinmeyecek kötü hadisedir. O gece yaşanan olaylar belki yıllar geçtikçe unutulmaya yüz tutsa bile kesinlikle tamamen akıllardan silinmeyecek bir parçacık bile olsa kalacaktır.

Hakimiyet milletindir

Ülkemizin kolay kurulmadığını hemen herkes bilmektedir. Yıkılan bir devletin küllerinden yeniden doğma başarısını gösteren bir millettir bizim milletimiz. Çok değil bundan 100 yıl öncesine gidelim. Kurtuluş savaşı sırasında yaşanan hadiseleri düşülenim. Hatta bununla ilgili Talip Apaydın’ın “Vatan Dediler” romanından alıntılar vererek destekleyelim…

Atılan her  merminin değeri bizim için çok önemliydi. Atılan boş bir mermi kabul edilemezdi. Mermi hedefe gitmeliydi. Çünkü maddi imkansızlıklar buna sebep oluyordu. Düşman askeri için bu durum sıkıntı bile değilken, askerimiz için büyük bir sorun teşkil ediyordu. Direnmeleri gerekmekteydi, silahlarındaki son mermiye kadar direnmeleri gerekmekteydi. “Askere sık sık tenbih ediyorlardı. Aman ha, mermi yok. Üç atacağına bir atacaksın. Attığını vuracaksın. Siperlerde uyumayın, dayanın. Dayanın başka çaremiz yok. Bütün milletin gözü üstümüzde. Düşmanı bu sefer bozarsak, bu iş biter. Son gayretinizi harcayın.”

Savaş esnasında göz gözü görmez . Top sesleri, tüfek sesleri, süngü savaşları, herkesin tek bir gayreti var o da vatandır. Kurtuluş Savaşında sayısız askerimiz şehit olmuştur, sayısızca gazimiz vardır. Savaş meydanında yaralanan askerlerimiz en kısa sürede tedavi edilmeye çalışılmıştır. Öyle bir ortam olsun ki etraf kan gölü, yaralısınız ve sesinizi kimse duymuyor. İşte Apaydın’ın eserinde bunu okura şu şekilde yansıtmıştır. “Malatya’lı Binali ağır yaralıydı. Bir şarapnel parçası göğüs kemiğini parçalamıştı. Tüfeği elinde yerde yatıyordu. Hiç kendinde değildi. Kanlar urbalarının altından yere sızıyordu. Toprak iştahla emiyordu taze kanı. Binali gözlerini kıprıştırdı. Yüzünü acıyla buruşturdu. Alnında domur domur terler birikmişti. Elini göğsüne götürdü, eli kan içinde kaldı. Çamur renginde koyu bir kandı. O zaman yaralı olduğunu anladı. Su… diye mırıldandı. Suu… Kimse duymadı. Kızgın güneş ortalığı yakıyordu. Gözlerini kapadı tekrar. Kesik bir nefes alıp veriyordu. Soludukça hırıltı geliyordu boğazından. Üstünde yeşil sinekler uçuyordu. Alnına yüzüne konuyorlardı. Elini kaldırıp koğamıyordu. Öyle bitkindi. Ölüyorum herhalde diye düşündü. Zorlukla yutkunmaya çalıştı. Gökyüzüne baktı tekrar, daha aydınlık gördü…”

Anadolu topraklarında yıllardan beri yaşayan milletimiz, geçmişten günümüze kadar yıkılmamış, yıkılsa bile yerine yenisini inşa etmeyi başarabilmiştir. Dolayısıyla, ülkemiz üzerinde oynanan her türlü oyuna karşı ayakta kalmayı başarabilmiştir… Milletimiz birlik ve beraberliğini koruduğu müddetçe, kimse ülkeyi karıştıramaz… Ülke üzerinde oynanan kirli oyunlara karşı, milletimiz en güzel cevabı meydanlara inerek göstermiştir. Halkımız sırtında bayrağı, elinde bayrağı ile sokaklara çıkmıştır. Meydanlara inerek varlığımızı, birliğimizi, beraberliğimizi bir kez daha göstermeyi başarmıştır…

Hakimiyet milletindir! Hiçbir şekilde tereddüt etmeden canı pahasına insanlarımız kendini meydanlara bırakmıştır. Arif Nihat Asya’nın yazdığı Bayrak şiirindeki gibiydi halkımız. Asya şiirinde şöyle demektedir:

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düştüğümüz gün

Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı

Yüksek yerlerde açan çiçeğim.

Senin altında doğdum.

Senin altında öleceğim.

Arif Nihat Asya’nın dediği gibiydi milletimiz. Her türlü fedakarlığa hazırdı, uğrunda ölmeye hazır bekliyordu. Onlarca, binlerce, milyonlarca insan için öncelikli olan şey “Al Yıldızlı” bayrağımızdı… Hakimiyet milletindir!

Nazım Hikmet’in “Davet” şiirinde dediği gibi bizim ülkemiz: “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.”

İstiklal Marşı yazarımız Mehmet Akif’in dediği gibi bizim milletimiz, ülkemiz:

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehrene ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

Bayrağıyla, ayı ve yıldızıyla, milletiyle, hükümetiyle, askeri ve polisiyle bizim ülkemiz, güzel ülkemiz hep bizim olacaktır. Bu vatanın her karış toprağının altından, elmastan, mücevherden daha değerli olduğunu asla ama asla unutmayalım. Hep beraber el ele, birlik ve beraberliğimizi, kardeşçe yaşamımızı sonsuza dek sürdürelim… Bu vatan, bu millet kolay kurulmadı. Kolay kolayda yıkılamaz. AY YILDIZLI bayrağımızın göklerden hiç inmemesi ümidiyle…

İlgi çekebilecek yazılar

Avrupa Birliği’nin askeri yapılanmaya dönüşmesi

Türkiye’deki cemaatlerin şifreleri

Futbol ve Taraftar

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

 

Darbe girişimi

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Üzerine

15 Temmuz 2016 akşamında Türk Siyaset Tarihi‘nin ve TSK’nin en büyük utançlarından birisi yaşandı. TSK içerisindeki bir grup asker darbe girişiminde bulundu. Türkiye’nin hiçbir dönem yaşamadığı utançlar ve aynı zamanda gururlar yaşandı. Türkiye’de ilk defa Parlemento sözüm ona iktidarı almak isteyen darbeciler tarafından bombalandı. 15 Temmuz Darbe girişimi, Türk siyasi tarihine yön verdi. Milli irade ve Türkiye yeniden şekil kazanacak.

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Üzerine

Hiçbir darbe hiçbir şekilde Türkiye’nin ve demokratikleşme umudu olan ülkeler için umut olamaz. Darbeyi bir umut olarak görenler varsa da zihniyetin tehlikeli olduğunu görmek zorundalar. Parlemento’yu bombalayan bir zihniyetin AK Parti’den daha iyi olacağı düşüncesine kapılmak dahi gerçekçilikten çok uzak. Hiçbir darbeci zihniyet, AK Parti’den çok daha iyi bir alternatif oluşturamaz. AK Parti’yi desteklemese dahi, Türkiye’nin Parlemento’sunu bombalayanlara karşı birlik ve beraberlik göstermesi gerekiyor.

AK Partili olsun veya olmasın fark etmez, savunulan AK Parti değil, Türkiye’de yasama ve yürütme erki olmalı. Türkiye’de milletin iradesine ket vurulmaya çalışıldı. Millet ise bu teşebbüse karşı ilk defa karşı koydu. Türkiye’de halk ilk defa darbeye karşı direniş gösterdi. Darbe girişimlerini siyasetçiler ve asker arasında bir ilişki olarak okumak yerine, milli irade ile asker arasındaki ilişki olarak okudu. Bu doğru okuma sayesinde bir daha darbe hayali kuranlar olur ise kolay kolay cesaret edemeyecekler.

TRT’yi ve ordunun komuta merkezini işgal ederek milli iradeye ket vurulamayacağını ordu içerisindeki darbe yanlılarının başarıya ulaşamayacağı öğrenildi. 1980’den bugüne Türkiye’de ve dünyada çok büyük değişimlerin yaşandığının farkında dahi olmayan ilkel zihniyetin başarılı olamayacağı bir kez daha anlaşıldı.

Türkiye’nin artık demokratik kazanımlarının üzerine koyması ve Gazi sıfatı kazanan Parlemento‘ya daha sıkı sarılması gerekiyor. Türkiye’nin darbe girişimi sonrasında sakinleşme sürecine girmesi ve iç politikada tansiyonu düşürmesi gerekiyor. Elbette cemaatler ile mücadele konusunda da kararlılık gösterilmesi gerekiyor. Fethullah Gülen ve çetesinin Türkiye için büyük bir tehdit oluşturduğunu tüm Türkiye çok acı bir şekilde öğrendi. Fethullah Gülen’in fedailiğini yapanlar kamu kurumlarından hızlı bir şekilde ayıklanması gerekiyor. Bu aşamada ise yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerekiyor. Geçmişten ders almalı ve kamu kuruluşlarına atamalar yapılırken kişilerin hür iradesinin olmasına özen gösterilmesi gerekiyor. Türkiye’nin yeni bir haşhaşi yapılanmasını daha gelecekte yaşamaması için hür bireylerin kamu kuruluşlarına yerleştirilmesi gerekiyor.

Türkiye ve Rusya İlişkileri

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

 

Kırılan Bir Bardak Eskisi Gibi Durmaz

Karanlığını aydınlığa çeviren, geceni gündüze çeviren, kışını bahara çeviren şeye denmektedir sevmek, sevilmek. Ne kadar güzel şeydir bu iki şey. En az iki kişi olmalıdır sevmek ve sevilmek için. Bu illa karşı cins olmak zorunda değildir elbette. Ama karşı cinsi sevmek, ona tutulmak bambaşka bir duygu olsa gerek. Tüm benliğinle karşındaki insanla özdeşleşmek onu kendi canından, kendi kanındanmış gibi sevmek, saymak tarifi anlamsızdır. Beraber olduğun müddetçe zamanın nasıl aktığını hissetmezsin. Karşındakinin ufak bir tebessümü seni mutlu etmeye yeter.

Benden size tavsiye cebinizi düşünen değil, sizi düşünen insanlarla beraber olun. İki lira ile karnının doymasından keyif alan, sizi gerçekten siz olduğunu için seven insanlarla beraber olun. Karşınızdakinin gözlerinin içine bakın. Ne kadar parlak ve renkli görünüyorsa içiniz rahat etsin. Ama buğulu ve renksiz görünüyorsa yol yakınken vazgeçin derim… Ortak yönlerinize her zaman önem verin. Birlikte eğlenebileceğiniz en keyifli vakitlerdir bunlar. Belki ikinizde futbol maçı izlemeyi sevmiyor olabilirsiniz ama şarkı söylemeyi seviyor olabilirsiniz. Birbirinizi yakından tanımak için sık sık sorular sorun. Genellikle insanların iç yüzü zaman geçtikçe belli olmaktadır. Evlenen insanlar bile birbirlerini tam manasıyla tanıyamıyorken, bir anda tanımak için kendinizi ve karşınızdakini zorlamayın. Karşınızdaki insanı rahat bırakın. Bırakın  içinden geldiği gibi davransın. Siz öyle ya da böyle istiyorsunuz diye karşınızdakini sıkarsanız hatalar üst üste gelecektir. Ufak şeyleri problem etmeyiniz. Takıntılık iyi bir şey değildir. Bazen tartışmak çözümü olmayan şeylerin önünü açabilir. Ama ufak şeyleri gündeme getirmek doğru bir yol değildir. Bu konuda karşınızdakini sıkabilirsiniz. Her vakit beraber olmayın, bu durum bir dönemden sonra sıkmaya başlar. Bırakın akışına, özleyin birbirinizi. Her gün 10 kere telefonlaşan insanlardan olmayın. Her zaman sürprizler yapmayın. Karşınızdaki insan bu duruma alışırsa işiniz zor olur. Diğer yandan da bir ayrıcalığı kalmaz bu tarz şeylerin. Yerine ve zamanına göre yapın. Kısıtlama gibi gereksiz işlere girişmeyin. Bir insan ne yapacağını zaten biliyordur. Sen karşındakini kısıtlarsan, karşındaki insanda seni kısıtlar. İki tarafta neler yapıp yapmayacağını bildikten sonra bu gereksiz işe girişmeyin.

Son olarak şunu diyebilirim, bitmiş bir muhabbetten sonra tekrar eskisi gibi olur düşüncesine aldanıp konuşmaya çalışmayın. Biten bitmiştir. Kırılan bir bardak eskisi gibi durmaz. Şekil olarak dursa bile içi çatlaklarla doludur…