Leyla ile Mecnun

Leyla ile Mecnun’un Mecnunu

Leyla ile Mecnun yalnızca bir dizi olarak algılanmamalı. Leyla ile Mecnun ayrıntılı bir şekilde ilgilenildiğinde duygusal bir dünya ortaya çıkar. Diziyi takip edenler bilir. Mecnun Leyla’ya, Leyla’ya ve Leyla’ya aşık olan bir aşık. Evet aşık olan bir aşık. Zira Mecnun Leylalara değil; ‘Leyla’ya aşık.

Simit yok mu simit? Yiyoruz ya hani. O simiti bi düşünüyorum da yani o simitin ortasında bir delik var ya o boşluğa ne oluyor? Biz yedikten sonra yani o boşluk nereye kayboluyor yani? Hayır onu da yiyorsak çünkü hava yutmuşuz gibi oluyor da böyle gaz mı yapmasa sonra korkusu var hep içimde. Onu yemesek mi acaba yani? O gaz insanı öldürür biliyor musun? O simitin ortasındaki o boşluk adamı öldürmüş…

 

Leyla ile Mecnun

Leyla ile Mecnun’u bütünüyle irdelediğimizde göze çarpan en belirgin özelliğinin çocuksuluğu olduğunu görürüz. Ancak bu senaristin ustalıkla yaptığı bir makyajdır. Esasen Mecnun her şeyin farkında olan ve bu nedenle çocuksu maskesiyle dolaşmayı seçen bir karakterdir. Dizinin en sahtekarıdır Mecnun. Acılar içinde kıvranırken çocuk Mecnun’u gönderir yanımıza. Yoksa çocuklar gibi gidip kapısını çaldığı sevdiceğin ters davranınca “Ne sen Leyla olabilirsin ne ben Mecnun.” demesini biraz önce televizyonda duyduğu bir sözü tekrar etmek olarak mı düşünmemiz gerekir?

Mecnun, iyi ve kötülerden kötüleri silerek yaşamaya çalışan bir karakter. Elbette kimi zaman çocuk maskesini çıkaran senarist onun gerçek halini yüzümüze çarpmaktadır. Bu nedenle bu sahneler, olması gerekenden veya olması gerektiği gibi diğer karakterlere nazaran çok daha etkileyici olabiliyor.

Diğer karakterlerin ise tam tersine tek yönü var. Erdal Bakkal cimri ve paragözdür. O hep aynıdır. Hırsız Yavuz ise hırsızdır. Değişen bir yönü yoktur. İzleyiciyi şaşırtabilecek sahneler kurgulayamazsınız.

Mecnun’un diğer belirgin özelliği ise nedensizce hayatımızın bir yerinde yer edinmiş devlet buyruk ve dayatmalarını ciddiye alışıdır. Esasen mizah tam da bu noktada doğmaktadır. Soymaya gittikleri bankada harçların yatırılıp yatırılamadığını sorması başka ne ile açıklanabilir yoksa?

İnsanın, kendinden ve çocukluğundan kopuşuna karşı bir isyandır Mecnun. Çocukluktan ve çocuksuluktan kopmayı reddetmekte, böylece geçmiş ve gelecek arasındaki bağı koparmamaktadır.

“Simit yok mu simit? Yiyoruz ya hani. O simidi bir düşünüyorum da yani o simidin ortasında bir delik var ya o boşluğa ne oluyor? Biz yedikten sonra yani o boşluk nereye kayboluyor yani? Hayır onu da yiyorsak çünkü hava yutmuşuz gibi oluyor da böyle gaz mı yapmasa sonra korkusu var hep içimde. Onu yemesek mi acaba yani? O gaz insanı öldürür biliyor musun? O simitin ortasındaki o boşluk adamı öldürmüş…” repliği de çocuksuluğu, çocuk yaştaki sorgulamalardan uzaklaşmaya karşı isyanı güldürerek ortaya koymaktadır.

Azimli; ama küskündür Mecnun. Her şey, her hedef için sonuna kadar çabalar. Dünya’yı kurtarmaya çalışır. Ama, küstürüldüğünde her şeyi hemen orada bırakır ve kaçar. Korkaktır da bu yüzden. Yine bu yüzden birçok zıt özelliği bünyesinde barındırır. Karşıtlıklar Mecnun’u diğer karakterlerden ayıran özelliğidir.

Maceraperesttir; ama hayalperest değildir. Hayal kurmaz. Hedef değil; yoldur onu mutlu kılan.

Bu yüzden Leyla değil; aşktır onu Mecnun yapan.

mecnun

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kabullenilmiş yalnızlık

Hüseyin Rahmi Gürpınar Gulyabani

Gezi direnişi fotoğrafları

Gece, Naylon Çadır ve Bizim Çocuklar

gezi-direnis-fotograflari-kemalaslan4 (1)

 

Bir ses duyacağız . Bir ses bağıracak şarkıların arasından, Sonra sabahlara kadar uyumayıp kalacağız orda ,ortalık yerde. Kimse eve gitmeyecek.
Sende gitme!

Bir ucu uzaya dayanan bir bir ihtimale inanıyoruz hayat boyu. Günü dünden mi takip edeceğim yoksa yarından mı, büyüyünce insan bilemiyor bunu pek.

Büyük vurulmalar, büyük kaçmalar anlatacağım bir gece ama o gece bu gece değil anlaşılan, uykum geliyor seni görünce, sakinleşiyorum. Dilim tutulduğu için değil susmak zevk veriyor diye susuyorum. Eskiden sana rastlasaydım mektup yazardım. Eskiden sana rastlasaydım senin için ölme ihtimalim bile vardı ama geç geldiğin bir varil başındayız.
Ben kırkıma merdiven dayamış hayatı boyuyorum, saçmalıkları örtüyorum çocuklar görmesin diye.

Aldırış etmediğim öyle çok bakış var ki hayatta bu bir şey sanılıyor, sen de öyle sanıyorsun. Seni önemsemek marifet değil, kolay iş. Ama ben yapamam bunu.

Şimdi biraz daha büyüdüğünü düşünüyordun ama küçücüksün hala sen.
Sen Devrim olabileceğine inanıyorsun mesela ben devrimcilere inanıyorum sadece.
Devrimciler kendilerine inanırlar .
Tıpkı dua edenlerin sonunda kendilerine inanmayı becerebildikleri gibi.

Ben de dua ediyorum.
Dualarımın sarı tarlaları ve ufukları yok, uçurumları yok, bir yalancının duaları benim dualarım.

Bazen hakketen çocuklar iyi ki var diyorum bu hayatta.
Bunu öylesine demiyorum ama gerçekten iyi ki varlar çocuklar bu dünyada.
İnsanlar o kadar kocaman şeylere sahip ki, eğer biraz yer açılıyorsa bu çocuklar var diye öyle dinine yandığım, yoksa herkes birbirini ezer, çarpar birbirine.
Birbiriyle görüşmemeyi öğütleyen binalara inanırlar.
Birbirine inanmayan her şeye katlanabilirler farkında dahi olmadan.

Sana geçenlerde, aşk ney, diye sordum.

En çok üzerine konuştuğun şey bu diye sordum, en çok üzerine düşündüğün şey diye sordum.
Ben yapamıyorum, aklım kumaş bitiş yerlerine, fırfırlara çok takılıyor.
Ne zaman huzuru bulsam bana mutluluğu vaat eden bir kadınla tanışıyorum.
O beni tanıyor belki.
Sen beni tanıyorsun belki
Oysa o kadar az ihtiyacın var ki buna, bu bildiklerime hayat hakkında.

Bir ses duyacağız.
ve herkes gece eve gitmek yerine burda sabahlamayı tercih edecek o gece.
Bir ses duyacağız ve termosuyla gelecekler parklara, çekirdekleriyle, uyku tulumları ve büskivi kartonlarıyla, geceye inanacağız.
Gecenin kendisiyle sarhoş olacağız, gençken bana bunu deselerdi inanmazdım ama savaşırdım bunun için.
Şimdi oldu, yaptılar İstanbul’da. Ben yoktum. Sen de yoktun besbelli.

Bir ses duyacağız.
Bu daha hiç bir şey

Bu dahası bir başlangıç
Bu daha başlangıç
ve mücadeleye devam!