Araba sevdası

Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası

Araba Sevdası

Araba Sevdası, Servet-i Fünun’un hazırlayıcılarından olan Recaizade Mahmut Ekrem’in romanıdır. Realist bir düşünceyle ele alınan bir eserdir. Daha çok şairliğiyle ön planda olan Ekrem’in bu eseri edebiyat tarihimizin önemli romanlarındandır. Realizmin gereği olarak yazarın metin ile olan bağı en az seviyededir. Araya girerek okuyucuyu sıkmamaya çalışır. Kendi varlığını metinde hissettirmemeye çalışır. III. Tekil şahıs ile kaleme alınmıştır. Tanrısal bakış açısı ile eser işlenmiştir. Doğu-Batı meselesi, alafrangalılığı, modernleşmeyi, mirasyediliğin anlatılması romanı dönemi ve sonrası kuşaklar için önemli kılar. İnsana bakış tarzının iç ve dış bakımdan verilmesi de o dönemde bir başarıdır. Bu tasvirlerle A. Midhat’ın önündedir.

Ayrıntılı tasvirler ve değerlendirmeler bu Araba sevdası romanında ele alınacaktır. Ayrıca insana bütün yönleriyle inme çabaları bakımından da önemlidir. Bihruz’un komik, eleştirilebilir tarafları olmakla beraber, aşık bir adam olarak da karşımıza çıkması şaşırtıcı durumlar arasındadır. 1889 yılı yazma aşaması, 1896 yılı Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmesi, 1898 yılında kitap olarak çıkması ayrıca belirtilmesi gereken konudur. Bunun haricinde Türkçe’de görsellerle basılan ilk roman olması bakımından da ayrıca bir önemi vardır.

Recaizade Mahmut Ekrem

Araba sevdası, genel bir mekan tasviriyle başlar. Recaizade Araba Sevdası’nı gerçekçi akım etkisiyle yazdığını söylemekle birlikte, eser romantizmin en önemli özelliği tabiatın aynen, resmini yaparcasına taklit etme prensibine uygundur.” (Enginün, 2015:253). Bu mekan tasviri kahramanların vakitlerinin belirli kısımlarını geçirdiği yerdir. “Üsküdar’dan Bağlarbaşı yoluyla Çamlıca’ya gidilirken Tophanelioğlu’ndaki dört yol ağzı mevkisinden yaklaşık yüz adım ileriye bakış atılırsa o geniş şosenin sonunda, etrafı bir buçuk arşın kadar yükseklikte bir duvarla kuşatılmış bir ağaçlık görülür.” (s. 41). Eserin başlangıcında böyle bir giriş yaparak okuyucuyu metne odaklamaya çalışır. Üzerinde durulması gereken konulardan bir tanesi bahçedir.

Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba sevdası romanında anlatılan bahçe Avrupai tarzda  yapılmış bir bahçedir. 1860’ların sonunda bu bahçe yapılmıştır. Buralardaki gezme usulü arabalarla yapılırdı. Kılık kıyafetler özenle giyilir ve gezilirdi. Çamlıca Bahçesi bu bakımdan değişim ve dönüşümlerin simgesi olur. Etrafı duvarlarla çevrili olan bu bahçenin giriş çıkış için kapıları vardır. Ortada bir “lac” göl vardır. Biraz yukarıda yeme içmeye yaraya gazino vardır. İstanbullular o dönemlerde Çamlıca bahçesinin açılacağı haberini alınca büyük bir heyecana kapılmışlardır. Civara yakın evler alındı veya kiralandı. Çamlıca, Tophane, Bağlarbaşı… Uzak yerlerden bahçeyi görmeye bile gelenler olmuştur. Çamlıca Bahçesinin açılmasıyla halkın oralara yönelmesi önemlidir. Bahçeye uygun kıyafetlerle girilirdi. Umumiyetle kadınlar ve gençler bu konuda ön plandaydı. Söz konusu kıyafet olunca yenilikler artık kendini yavaş yavaş göstermeye başlar. “Moda” kelimesi Tanzimat ile beraber hayatımıza girmiştir. Ortalama 15-20 dakikada dolaşılabilen bu bahçe o dönem için etkileyici tarzdaydı.

Tanzimat Dönemi ve mesire alanı

Tanzimat romanlarında aşıkların birbirlerini gördükleri yerler mesire yerleridir. Bu açıdan mesire yerlerinin önemli bir yeri vardır. Kadın ve erkeklerin daha rahat hareket edebildikleri yerler buralardı. Bahçenin dışı da ayrı bir alemdir. Birkaç yüz araba birbiri ardınca devr edilirdi. Mehtaplı gecelerde de gezintiler devam ederdi. İstanbul’da o zamanlar pek moda olan “Bel Elen” operasından çalınan havaları dinleyerek gezenler temeşa ile eğlenirlerdi. Batılılaşma, modernleşme adı altında gelişen bu ekolün Tanzimat dönemi ile yerleşmeye başladığı görülür. Bu temaşacıların içinde yirmi üç yirmi beş yaşlarında, top simalı, saz benizli, ela gözlü, kara saçlı, az bıyıklı, kısaca boylu, güzel giyinmiş birini tasvir eder yazar. Bu kişi Bihruzdur.

Tasvir oldukça ayrıntılı bir şekilde verilmiştir. Gireni çıkanı görmeye müsait bir sandalyeye oturarak etrafı süzer. Gösteriş peşinde olduğu için o dönemin marka isimlerinden Terzi Mir markalı pardesüsünü yanındaki sandalyeye bırakır. Bihruz karakteri için önemli olan gösteriş, beğenilme arzusudur. Etrafını temaşa etmekten önündeki arpa suyunu içmeyi bile unutmuştur. Etiket düşkünlüğü, marka düşkünlüğü Bihruz’da da vardır. Bastonuna M.B kabartmasını işletmiştir. Bulunduğu ortamda sürekli hareket halinde olduğu görülür. Biraz daha açmak gerekirse konuyu, “her beş dakikada bir kere, uçları altınlı bir siyah ipek şeride bağlı mineli saatini beyaz yeleğinin cebinden çıkarıp baktıktan ve sabırsızlıkla yerinden fırlayarak kapı tarafına beş on adım gittikten sonra yine sandalyesine doğru dönerek vaziyetini alırdı. Genç beyin bu haline dikkat edenler kendisinin önemli bir bekleyiş rahatsızlığı içinde bulunduğuna hükmedebilirlerdi.” (s. 49).

Araba sevdası

Araba sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem’in en önemli eserleri arasında yer alıyor.

Tanzimat Dönemi ve aile problemleri

“Muhteşem Bihruz Bey” tabiri Bihruz için kullanılır romanda. Aile bakımında mevki sahibidir. Ancak diğer Tanzimat romanlarındaki gibi babasızdır. Tanzimat romanlarında aile problemleri, yanlış düşünceler içerisinde olmaları yer yer yazarlar tarafından karakterler üzerinden eleştirilmiştir. Çocukların geri kalmaları, eğitimlerindeki yanlışlıklar, onları yönlendirememe, babaların olmayışı ve döneminde etkileri göz önüne alınınca bu durumlar yazarlar tarafından konu edilmiştir.

Bihruz tahsilinden geri kalmamak için İstanbul’da kalır. Baba İstanbul’a geldiği zaman Bihruz’u dört işlem, imla ve okumadan imtihan ederek bilgisinin yeterli düzeyde olup olmadığına bakar ve daha sonra çocuğu okuldan alıp kalemlerden birisine çalışmaya gönderirir. Baba için öğrenilecek bilgiler yeterlidir. Ancak bilgi birikimi az olan Bihruz için bu ilerleyen safhalarda sıkıntı yaratacaktır. Alafranga aileler için Fransızca, Farsça-Arapça’ya önem verilirdi. Bihruz’a yabancı diller öğretilmeye başlanıldı. Hocalar tayin edildi. Bihruz Bey’in en önemli uzmanı olduğu alan taklittir. Kendini geliştirmeyen birisidir. Öğrendiği üç beş Fransızca kelimelerle bulunduğu ortamlarda hava atma, gösteriş olsun diye konuşurken aralara yabancı sözcükler sıkıştırma onda mevcuttur. Kılık kıyafetinde de taklit hakimdir. Gördüğü şeyi alırdı. Tek çocuk olması onun yaşamını etkiler.

Annenin konumu

Ailenin yanlış politikaları, babanın zenginliği, kendini geliştirememe, iyi bir eğitim almamış olması, babasının işi dolayısıyla uzaklarda olması ve annenin konumu, tutumu onun hayatta başarısız olmasının temel sebepleridir. “Babasının ölümünden sonra eline bol para geçince, Bihruz Bey servetini kısa zamanda yok edecek bir yaşayış tarzı seçer. Evin masraflarını annesi kendi gelirinden karşılamaktadır.” (Enginün, 2015:256). Kaleme gitmediği günlerde Beyoğlu’nda vakit geçirir. Terziye gider, saçlarını kestirir, kunduracıya ölçü verir, kılık kıyafetler alır, modayı takip ederdi. Modayı takip etmek onun zevkleri arasındaydı. Yetişmesi için tutulan özel hocalarla da ilişkisi sıkıntılıdır. Özellikle babanın ölümüyle hayatında meydana gelen en önemli değişiklik Arapça-Farsça hocalarını evden uzaklaştırmasıdır. Bu aşamadan sonra ağırlık Fransızca’ya, Mösyö Piyer’e verilecektir. Bihruz’un çocukluğundan itibaren nakil vastılarına düşkünlüğü vardır. Midilliye olan ilgisi büyüdüğünde arabaya olan ilgisini arttıracaktır. Yazar bu aşamada neden-sonuç ilişkisi içerisinde arabaya olan düşkünlüğü açıklar.

Üç şeye merakı vardır. Araba kullanmak, daha süslü gezip-dolaşmak, ve topluluk içerisinde Fransız’ca konuşmak. Çünkü Bihruz gösteriş peşinde, herkesin ağzında şöhreti yakalamanın peşindedir. Kendini öyle mutlu hissettemekdir. Bu bakımdan Bihruz’da biraz narsistlik vardır. İstanbul’da kendini gösterebileceği mekanlardan kendini gizlemez. Seyir yerleri arasında da ayrım yapmaktadır. Kendince kibar tarzda, modern yerlerde dolaşır. Çamlıca bunlardan bir tanesidir. Dönemin son model arabasını alıp bahçede gösteriş peşinde olması, ön planda olma arzusu önemlidir. Belirli günler bu bahçede olacaktır. Bahçe etrafında dolaşırken arabaya ve çevreye zarar vermemesi için seyir esnasında kimseye bakamıyor. Zaten bakmak istemezdi, temel sebebi görülmek, gösteriş içerisinde olmasıydı. Arabayı durdurduğu vakitler etrafı temaşa ederdi. Böylelikle hem etrafı izler, hem de arabası ve kendisinin varlığı ile etrafta kendinden bahsettirmek isterdi.  Bihruz Bey mevsimlere göre hareket eden bir karakter değildir. Yazın boy gösterme adetini, kışında yapmaktadır. Beyoğlu, Kağıthane’de araba kullanma arzusu vardır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Gulyabani

Alafranga beylerinin konuşmaları arasında Fransızca konuşmalar geçerdi

Araba sevdası romanında ilerleyen bölümlerde karşımıza çıkan Keşfi Bey, onun kalem arkadaşlarından birisidir. Beraber seyir yerlerine çıkarlar, eğlenirlerdi. Yine bir gün beraber dolaşırlarken civarlarında gördükleri araba dikkatlerini çeker. Bu araba büyük, yeni bir landodur. Arabanın içindeki kadınlardan biri başını dışarı çıkararak bu iki arkadaşı ve arabayı temaşa ederler. O dönem alafranga beylerinin konuşmaları arasında Fransızca konuşmalar geçerdi. Basmakalıp cümleler ile gündelik konuşmalarının arasına sıkışıtırırlardı. Bu aşamada Bihruz Bey ve Keşfi Bey’in konuşmaları arasında Fransızca kelimelerin geçtiği görülür. “Monşer, E la blond, Kem port dit…” gibi. Amaç ise takdir edilme arzusuydu. Bilgili, donanımlı olduklarını düşünseler bile hakikatte öyle değillerdir.

Keşfi Bey’in kadınların nereli oldukları hakkında düşüncelerini söylemesi ve  “bizim köylülerdir” demesi Bihruz’un kafasına takılır. Landoyu Kadıköy’e yakıştıramaz. Keşfi’nin bu dediklerine inanmak istemez. Bihruz’a göre İstanbul mahallesi 3’e ayrılır. İlk olarak medeni, soylu ve elit semtler. İkincisi burjuva tabakası, ticaretle zengin olmuş kimseler, üçüncüsü ise halk tabakasıdır. Keşfi’nin orada yaşamış olmasından dolayı Kadıköy’ü ikinci tabakaya atmıştır. Kadınların bakışı Bihruz’a göre Keşfi’nin arabaya yakışmadığı ya da kendisinin onun yanında olmaması gerektiğiydi.  Bu bakışın anlamını çok düşünecektir. Arabadakilerin ona daha sonra bakmamalarına karşı tepkisini dile getirecektir. “Ne bayağı kadın!.. Yazık ekipaja!….”(s. 59). diye tabir kullanır. Ancak yine de onları beklemekten kendini alamaz. Okuduğu kitapların etkisinde olan bir karakterdir. Romanlardan edindiği bilgilerden dolayı arabayı tekrar beklemeye başlar. Onun kim olduğunu öğrenmenin peşine düşecektir.

İkinci Kısım : Araba Sevdası – 2

 

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası

Kaynaklar:

Bakırcıoğlu, N. Ziya. (2013). Başlangıçtan Günümüze Türk Romanı. İstanbul: Ötüken.

Enginün, İnci. (2015). Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, İstanbul: Dergah Yayınları, 10 b.

Recaizade, M. Ekrem. (2014). Araba Sevdası. İstanbul: İletişim.

Tanpınar, Ahmet Hamdi. (2015). 19uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Dergah Yayınları, 24 b.