Şeytan İşi

Gürpınar’ın Şeytan İşi Romanında Toplumsal Meseleler

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şeytan İşi eseri üzerine

Hüseyin  Rahmi Gürpınar, diğer yapıtlarında olduğu gibi Şeytan İşi yapıtında da esprili, mizaçlı ve yer yer eleştirel tavırlarını sürdürmüştür. Kılık kıyafet, batıl inançlar, din hocalarının eleştirisi, Hayriye Hanım’ın psikolojik açıdan çöküşü ve çaresiz tavırları romanın temel problemleridir.

Romanın statik karakteri Muammer Efendi görülmektedir. Bu karakter ağırbaşlı, ailesini dizginleyebilen, dedikoduyu sevmeyen, cana yakın ve samimi tavırları ile göze çarpmaktadır. Evinin reisi pozisyonunda bulunan Muammer Efendi, evdeki diğer aile bireyleri gibi değildir. Onlara akıl veren, yanlışlarını söyleyen olgun bir insan profili sergilemektedir. Romanın ilk kısımları kedi problemleri ile geçmektedir. Kedi miyavlamaları, kedilerin her tarafı altüst etmeleri, girmedikleri yer bırakmamaları çevre halkı tarafından büyük tepkiye neden olmaktadır. “Muammer Efendi’nin torunu Hüsnü: – Hammine bak… bak… Nimeti Teyzemin Sarman’ı da orada… ağaçta… mırnavlıyor… Büyükanne nezleden erkekleşmiş sesiyle: – A… a… Müftülerin Sincab’ı, Saraylı’nın Tosun’u Kevser Hanım’ın Ceylan’ı hepsi orada… (s.25). Hayriye Hanım, Muammer Efendilerin komşusudur. Kimsesiz yaşlı bir duldur. Evinde yalnız başına oturur. Şirin adlı bir kedisi vardır. Bu hayvan onun can yoldaşı, sırdaşıdır. Hayriye Hanım’ın hayat boşluğunu arkadaşlığıyla Şirin doldurur. Kedisine düşkün birisidir. Kedi bir akşam eve gelmezse Hayriye Hanım elinde fener kapı kapı dolaşır, sokakları altüst eder, aramadık yer bırakmamaktadır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar ve argo kullanımı

Hüseyin Rahmi Gürpınar, romanda karakterler aracılığıyla gündelik konuşmaları, argo kelimeleri kullanmaktadır. Ayrıca gazetelerin önemine vurguda bulunmaktadır. Gazete ve kitaplarla yeni terkipler gündelik hayatımıza girer, bunun yansımasını hissettirmeye çalışır. “Muammer Efendi’nin büyükhanımı: – A, a, a, deli olmayınız, kırk yıllık komşusunuz. İnsan hiç kedi köpek için bozuşur mu kuzum?
Hayriye Hanım: – Benim Şirin’e orospu diyor. Vallahi onun kedisi de çoktandır puşt oldu. Kaç defa gözümle gördüm.
Muammer Efendi: – Çoluğa çocuğa karşı ağzını bozma Hayriye Hanım, öyle fena sözler kullanma… Puşt oldu ne demek? …. “Mazohist” diyeceksin.
Hayriye Hanım: – Bu sizin buyurduğunuz benim söylediğimin Frenkçesi mi?
Muammer Efendi: – Vallahi necesi olduğunu ben de bilmiyorum. Bu yeni sözü gazetelerde, kitaplarda okuyorum. (s.29).

Şeytan İşi ve erken evlilik meselesi

Yazar, erken evlilik meselesi ve bunun din ile ilişkisi üzerinde bir irdelemede bulunur. “Birkaç ev aşırı, eski kürsü şeylerinden Manastırlı Zülkifil Efendi pencereden tıpkı camide olduğu gibi elini söve tahtasına güm güm vurarak, balgamlı sesiyle: – Avratlar dilinizi tutunuz. Allah ıslah eyleye… Kedilerin de ağaçta balonları var. Hayvanlara kötü ahlak insanlardan geçer.
Muammer Efendi: – Hocam sen kedi köpek işine karışma… Haydi ondana çekil. Vakitler nazik.
Zülkifil Efendi: Nasıl karışma… karışmazsam Allah bana vebal yazar.
Şahsene Hanım’ın mektepli kızı Nevres, hocaya karşı, sinirli boynu üzerinde kesik kaküllerini titreterek: – Hoca, vaaz yasak… Sen karışacaksan kendi karına kızına karış, ihtiyar karın öldü, on sekiz yaşında bir kız aldın.
Zülkifil Efendi: -Sünnet-i şeriftir.
Nevres: -Karın üvey kızından daha taze.
Zülkifil Efendi: -Peygamberin yolunda davrandım.
Şahsene Hanım: – Peygamber yalnız körpe kızlar almadı. Yaşça kendinden büyüğünü de aldı. Hatice validemiz…” (s.33-34).

Şeytan İşi diğer mesele

Gürpınar, romanda ele aldığı bir diğer mesele ise, romanın yazıldığı dönem göz önüne alınırsa yapılan devrimlerin, yeniliklerin ve bunların doğurduğu olaylardır. Bir bakıma eski ve yeninin çatışmasıdır. Batı’ya yönelişle beraber, oradan gelen kültür, müzik, tiyatro, roman veya şiir ülkemizde gelişme ve ilerleme kaydetmiştir. Ancak toplumun bazı kesimlerinde, ülkemize giren bu yenilikler yanlış anlamlandırılıp yorumlanmaktadır. Romanda Nevres ve Hoca Zülkifil arasında geçen konuşmada Peygamber döneminde kadınların etrafta sesini duyurup duyurmayacağı tartışması geçmektedir. “ Hoca Zülkifil: -Haşa sümme haşa… Gazinoda kanto okumazlardı, baloda göbek atmazlardı. Nevres: – Sen adam akıllı bunamışsın. Hoca, o zaman Arabistan’da gazino var mıydı? Baloda göbek atılmaz. O senin bildiğin yalelli, terelelli, çiftetelli havaları, gerdan kırma, göz süzme, göbek atma oyunları, o rezaletler çoktan ortadan kalktı. Baloda dans edilir. Foksrot, çarliston, tango, şimi… Bu zamanda Hatice validemiz Fatma anamız gibi yaşamalı imişiz. Baksanıza bunağın zoruna. Başlarınızdan zorla o koca sarıkları çıkardılar ama kafalarınızın içindeki küf tutmuş zehirli zihniyetleri söküp atamadılar. Hala sırasına getirip yılan gibi onu bunu sokmaya uğraşıyorsunuz. Öyle gazino, kanto, balo diye medeniyet işlerine dilini uzatma…” (s. 34).

Şeytan İşi

Gürpınar, yaşanan ekonomik sorunlara da değinmektedir. Ülkenin, özellikle İstanbul’un nasıl bir halde olduğunu, aslında her şeyin göründüğü gibi olmadığını romanın içeriği bağlamında gözler önüne sermektedir. Düşüncelerini eserin statik kahramanı olan Muammer Efendi aracılığıyla vermektedir. “ İstanbul’un dörtte, beşte bir kısmı çatlayıncaya kadar doyuyor amma öbür tarafı topyekun aç… Şehrimizdeki kıtlık ve yiyecek bozukluğunu bana sorunuz. Bakkallar yağları karışık satmak için izin istiyorlarmış. Gülünecek şey, bana yüz dirhem karışık olmayan yağ bulunuz alnınızı karışlayayım. Süt de öyle, yoğurt da öyle, zeytinyağı da öyle, sirke de öyle… hepsi öyle… Yalnız Balıkpazarı, Galata, Beyoğlu gibi işler semtlerdeki tanınmış esnafın mallarına bakmamalıdır. Belediyenin hemen hemen kontrolünden dışarı kuytu, ücra mahallelerdeki az sermayeli küçük esnafın fakir halka neler yedirdiklerini araştırmalıdır. Zaten ahalinin yiyecek için can çekişenleri de oradakilerdir. Kansızlığa yakalanmış olan bu kısım halkın suratları toprak rengi bağlamıştır. Çocuk anasının karnından çıkar, dünya havasını çok teneffüs edemeden mezara girer. Kalanların çoğu da sıska, cılız, raşitiktir. Bu semtlerin yoksullukla kavrulmuş elli yaşındaki insanları vücutça, fikirce yetmişlik zavallı ihtiyarlara dönerler.” (s.39-40).

Muammer Efendi’nin ailesi şöyledir. Karısının adı Ayşe’dir. Gelini Server, büyük oğlu Feyzi Bey, ortancası Necip ve en küçüğü Hüsnü’dür. Torunu Enver ve evlerinde evin işlerini yapan Muhsine vardır. Feyzi Bey’in okuduğu bir cinayet haberinden oldukça etkilenen Hayriye Hanım baygınlık geçirecektir Romanın bu bölümünden sonra artık gizliliğini koruyan Hayriye Hanım’ın gerçekte epey bir server sahibi olduğu ortaya çıkacaktır. Bu haberden etkilenen ve kendisinin de başına böyle birşey gelmesinden korkan Hayriye Hanım bir bakıma sonunu hazırlayacaktır. Muammer Efendi ve ailesi bu hadiseden sonra, Hayriye Hanım’da kimseye söyleyemediği gizli, ehemmiyetli bir derdinin olduğunun farkına varacaklardır. Özellikle bu işin üzerine evde Muammer Efendi hariç, diğer aile bireylerinin hepsinin merak etmesi istemeden de olsa Hayriye Hanım’ı çıldırtmaya kadar götürecektir. Hayriye Hanım’ın beş yüz altını ve yedi bin kadar kağıt parası vardır. Bu kadar parayı akla, hayale gelmeyecek şekilde en iyi ve en gizli şekilde muhafaza etmektedir. Banka ve faiz işlerine aklı ermez, parasını kendi gözü önünde bulundurur.

Şeytan İşi alıntı

Yazar, Hayriye Hanım üzerinden dönemin bankaları hakkında irdelemede bulunmuştur. “Banka ve faiz işlerine aklı ermez, parasını kendi gözü önünde bulundurmaktan başka bir yere imkanı yok güvenemezdi. Ama yine kendi aklınca bankalar ve bazı sandıklar hakkında tahkikat yapmış, ara sıra bunlardan en itibarlılarının top attıklarını ve bir savaş çıkınca türlü türlü bahaneler ve isimlerle hemen para ödemeyi kesiklerini öğrenmişti, hem ona demişlerdi ki: – Paranı götürüp elinle vereceksin. Sonra lüzum görüldükçe almaya gittiğin vakit türkü sıkıntılar çekeceksin. Güya sadaka veriyorlarmış gibi bir sürü kalabalığın içinde müdürlerin, muhasebecilerin kapılarının önünde saatlerce bekleyeceksin. Sana akla gelmez muameleler çıkaracaklar, birtakım kağıtlara pullar yapıştıracaksın, boş yere masraf edeceksin. Hadsiz hesapsız üzüntülere uğrayacaksın.” (s.47-48). Hayriye Hanım eve misafir almak zorunda kaldığı zamanlarda da odaya kimseyi sokmaz, gizliliğini korumak ister. Özellikle cinayet haberi sonrası onda kişilik ve düşünce bozukluğu da meydana gelir.

Eve kimliği belirsiz kişilerden gelen mektuplar onun ruhi hallerini iyice yıpratır. Eve gelen mektuplar ve bunların görünmeyen varlıklar tarafından gönderildiğine inanılması Hayriye Hanım’ı içten içe eritip, yok edecektir. Okuması, yazması olmayan Hayriye Hanım eve gelen mektupları her seferinde okuması için başka birini bulması ve mektubu okuyan kişiyi okuduğu şeylerden dolayı azarlayıp, hemen bulunduğu mekandan ayrılması da, Hayriye’nin ciddi olarak bu işten korktuğunu ve etkilendiğini göstermektedir. Kağıdın içinde yazılanlar her seferinde Hayriye Hanım’ı derin düşüncelere sevk etmektedir. “Biz senin hazineni ve gizli bulunduğu yeri biliriz. Bize derin kuyular diplerindeki sırları söylerler. Kalın duvarlar cam gibi öbür taraflarını gösterirler. Biz insan kalbinin içini bir billur kutu gibi okuruz. Senin tamam beş yüz altının ve tamam yedi bin dokuz yüz elli iki kayme paran vardır….” (s.67).
Romanın sonunda Hüseyin Rahmi her zamanki gibi mizacını kullanarak romanın hüzünlü bitmesini engellemiş ve yaşanan hadiseleri tatlıya bağlamayı başarmıştır.

Kaynaklar:
Hüseyin Rahmi Gürpınar (2015). Şeytan İşi, Özgür Yayınları, İstanbul.

Cem İraz’ın diğer çalışmaları

Herkes Dergisi Resmi Facebook Sayfası